Atılım Günlük Haber Bülteni Ana Sayfası
 
Avrupa'da sandık ve sokak

Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri, Türkiye'de daha çok “Türkiye'nin üyeliği zorlaşacak mı?” sorusu ve hatta “Seçim sonuçlarını Türkiye'nin tam üyeliğine yaklaşım belirledi” gibi uydurma bir yorum etrafında tartışıldı. Oysa Avrupa'nın bugünkü siyasal ve toplumsal koşullarını anlamak için bazı veriler sundu seçimler.

375 milyon seçmenin bulunduğu Avrupa Birliği'nde seçimlere katılım, yüzde 43'le tarihinin en düşük oranına geriledi. Ulusal seçimlerin ve hükümetlerin halklar nezdinde halen belirleyici önem taşımaya devam etmesi ve AB'nin karar alma mekanizmasının seçilmiş parlamentoya değil, atanmış Avrupa Komisyonu'na bağlı olması AP seçimlerine katılım oranının sınırlı kalmasının nedenleri olarak sıralanabilir. Ama katılımın tarihi düşüklüğünü açıklamaya yetmez bu. Avrupa'yı sarsan büyük ekonomik kriz şartlarında işçiler ve emekçiler lehine inandırıcı siyasi alternatiflerin sivrilmemesi ve geleneksel düzen partilerinin aynılaşması, seçimlere ilginin daha da zayıflamasına neden oldu.

Seçim sonuçlarına göre, Muhafazakarlar ve Liberaller pozisyonlarını korudular, ırkçı ve faşist partiler ise güç kazandılar. En büyük çıkışı Yeşiller gerçekleştirirken, Sosyal Demokratlar bozguna uğradılar. Birleşik Sol'un gelişimi de beklenilenin altında kaldı.

Seçimler burjuva medyada yansıtıldığı gibi, solun iflasını mı gösterdi? Hayır, zira Sosyalist Grup ismi altında bir araya gelen sosyal demokrat tipte partilerin solla bir ilgisi yok. İflası tescillenen sadece geleneksel sosyal demokrasi oldu. İngiliz İşçi Partisi, tarihinin en başarısız seçimini yaşadı. Alman Sosyal Demokrat Partisi, 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana en düşük oyu aldı. Fransız Sosyalist Partisi, adeta dibe vurdu. Sosyalist Enternasyonal'i meydana getiren bu partiler “Üçüncü Yol” teziyle emperyalist küreselleşme sürecine eklemlenmişler, üzerinde yükseldikleri “sosyal devlet” programını adım adım terk etmişlerdi. Hükümet olduklarında da Avrupa işçi sınıfının yoksullaşmasına ve sosyal haklarını kaybetmesine yol açan neoliberal politikaları uygulamakta tereddüt etmemişlerdi. Böylece, sermayenin geleneksel sağcı partileriyle aynılaşmışlardı. Bu kriz döneminde dişe dokunur hiçbir alternatif ortaya koyamamaları, tarihsel ve toplumsal varlık gerekçelerini yitirmeleri büyük bir siyasi hezimet getirdi onlara.

Peki, krizle çalkalanan 27 AB ülkesinden 20'sinde hükümet olan muhafazakarlar ve sağ partiler neden seçim yenilgisiyle karşılaşmadılar? Merkel, Sarkozy ve Berlusconi gibi Avrupa burjuvazisinin en etkili gerici politik temsilcileri, karşılarında yükselen belirgin bir alternatif siyasal-toplumsal programın yokluğundan dolayı, bu seçimleri sarsıntıya uğramadan atlatmayı başardılar. Kıta Avrupası'nın büyük ülkelerinde bulunan sağcı düzen partileri, krize karşı önlem almış gibi görüntü vermeleriyle, seçmenleri üzerindeki etkilerini şimdilik sürdürmüş oldular.

Irkçı ve faşist partiler, koltuklarının sayısını yükselttiler. Emperyalist küreselleşme sürecinin yoksullaştırıcı sonuçlarına ve krizin yıkıcı etkilerine karşı, eriyen küçük burjuva katmanlarda ve işçi sınıfında biriken hoşnutsuzluk yer yer faşist reflekslere kapıyı açtı. Ucuz işgücü sahibi milyonlarca göçmenin varlığı, işinden olan veya ücret ve sosyal hak kaybı yaşayan Avrupalılar arasında göçmenlere ve Müslümanlara karşı tepkinin kışkırtılması için bahane edildi. “İngiliz işleri İngiliz işçilerine” sloganını atan Britanya Ulusal Partisi, 2 milletvekiliyle ilk defa AP'ye girdi. Sanayileşmiş kuzeyin İtalya'dan ayrılmasını savunan Kuzey Ligi ciddi bir büyüme yaşadı.

Seçimlerde en önemli gelişmeyi gösteren politik akım Yeşiller oldu. Fransa'da Sosyalist Parti'yi yakaladılar, İngiltere'den Yunanistan'a değin bir dizi ülkede az veya çok ilerleme sağladılar. Ekonomik krizin yanı sıra ekolojik krizin de boyutlanıyor oluşu, kapitalizm çerçevesinde uzlaşmacı bir sosyal-ekolojik programla ortaya çıkmış olsalar dahi, Yeşillerin popülerliğinin yükselmesini mümkün kıldı.

Kitle tabanı işçi sınıfı ve emekçileri kapsayan, ağırlıklı olarak reformist sol partilerden oluşan Birleşik Sol'un Avrupa çapındaki oyu yüzde 4,5'te kaldı. Almanya'da Sol Parti, Fransa'da Sol Cephe (FKP ile Sol Parti) ve Antikapitalist Parti, Yunanistan'da Syriza İttifakı ve YKP gibi partiler ve oluşumlar yankı uyandıran bir politik gelişim gösteremediler. Bunlardan bazıları nispeten radikal bir toplumsal reform programı bile ortaya koyamamıştı. Diğerleri ise işçi sınıfı ve ezilenlerde kitlesel umut yaratmaya yetecek bir politik mücadele tarzına ve düzeyine ulaşamadı.

AP seçimleri ortaya koydu ki, krize rağmen Avrupa'da devrimci veya reformcu sol partilere ve sosyalizm amacına yöneliş şimdilik büyük bir hız kazanmış değil. Fransa'da ezilenlerin isyanı ve militan öğrenci hareketleri, Yunanistan'da halk ayaklanması, Avrupa'nın hemen her ülkesinde boy veren büyük işçi grevleri ve öğrenci eylemleri, fabrika işgalleriyle sertleşen işçi mücadeleleri henüz antikapitalist partilerde birleşme açısından bir sıçramaya dönüşmüyor. Fakat son birkaç yıla damgasını vuran bütün bu mücadeleler, Avrupa'da sosyal uzlaşma döneminin çoktan kapanmış olduğunu kanıtlıyor.

Ekonomik göstergeler, bugünkü krizin 1929'un büyük bunalımını bile aratabileceğini işaret ediyor. Avrupa'nın dev sermaye tekelleri ve burjuva devletleri ile işçi sınıfı ve ezilenler arasındaki çelişkiler şiddetleniyor. Üstelik sermayenin birikim ihtiyaçları, yeni bir Keynesci yapılanmayı ve “sosyal devlet” çözümüne geri dönüşü artık olanaksız kılıyor. Bu durumda, burjuvazinin muhafazakar partilerinin krizin yükünü işçilerin ve emekçilerin sırtına yıkan politikalarda, faşizan yasa ve baskılarda derinleşecekleri görülüyor. Bugün sosyal demokratlardan başlamış olan geleneksel burjuva partilerin çözülme eğiliminin çok geçmeden muhafazakarları da yakalayacağı anlaşılıyor. Ve kriz, kapitalizmi yıkacak toplumsal güçleri nesnel olarak bir araya topluyor. Sermayenin sözcüleri bile, Avrupa'da sosyal patlamaların hızla yaklaşmakta olduğundan bahsediyor.

Kapitalizm karşıtı dinamiklerin güçlenmesi, bugün için sandıkta değil, sokakta yansıyor. Avrupa'nın pek çok ülkesine yayılan işçi ve halk hareketleri dalgası, gerçek bir toplumsal alternatif arayışını sokakta gündeme getiriyor. Krize karşı devrimci stratejiyle yüklenecek, kapitalizme karşı yeni bir toplumsal programı bayraklaştıracak, sistemi yıkıcı potansiyel kuvvetlerin arayışını tek gerçek alternatif olan sosyalizmle sokakta buluşturacak güçlü bir politik irade gerekiyor. Avrupa devrimini hazırlamak için...