Küresel ekonomik krizin sarsıcı etkileri günlük yaşamda belirginleştikçe egemenlerin ilk aklına gelen, yeni yalanları kullanıma sokmak oluyor. Televizyon ekranları ve gazeteler, gerçekleri baş aşağı çevirebilmek için çırpınıyor.
Ama işçi ve emekçilerin yarın güvencesi olmadan hayatını sürdürebilmek uğruna katlanmak zorunda kaldığı sıkıntılar çoktan sınırları aştı.
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) son rakamlarına göre işsiz sayısı 3 milyon 776 bin. Aynı günlerde, başbakan yardımcısı, sermaye babaları ile yaptığı bir toplantıda yaşanmakta olan durumu bir yangın olarak tanımlayıp bu yangını nasıl söndüreceklerini tam olarak bilemediklerini dile getiriyordu.
TÜİK'in rakamları tabi buzdağının sadece görünen yüzü. Çünkü işsizlerin sayısının çalışabilir nüfusa oranı hesaplanırken resmi kayıtları ve iş bulma kurumlarına başvuranların sayısını esas alan TÜİK rakamları ya da piyasa araştırmacılarının verileri, iş bulma umudunu yitirdiği için iş aramayanları, geçici çalıştığından işsiz durumdakileri rakamlarına dâhil etmiyor. Bu hesap yöntemiyle nesnel durumu olduğundan farklı göstermek işlerine geliyor.
Gerçek işsiz sayısının 6 milyon 249 bin kişi olduğu ifade ediliyor. Yani TÜİK rakamlarının neredeyse iki katı. İşsizlik verilerinin resmi rakamlardaki gibi yüzde 15,8 değil, yüzde 23,7'lik orana tekabül ettiği ortaya konuluyor.
Bu rakamlar bile gerçeği tam anlamıyla yansıtmıyor. Bunu anlamak için hayata biraz dikkatli gözlerle bakmak yeterlidir. İstisnasız her gün binlerce çalışan işsizler ordusunun saflarına katılıyor. Her gün çaresiz aç ve yoksul insanların cinnet ve intihar haberlerini okuyoruz gazetelerde. Öyle ki, bu tür haberler artık hayatımızın sıradan olayları haline geldi denilebilir.
Bakanlık son bir yasal düzenlemeyle kredi kartı borçlarına af ve yeni bir ödeme planı çalışması içinde olduğunu duyurdu. Zira, kredi kartları, ödeme aracı olma işlevini yitirdi ve geçim aracı haline geldi. Bu durum geri dönüşü olmayan kredi kartı borçları nedeniyle bankaları kredi kartı vermemeye itiyor. Devlet, şimdi söz konusu borçların bir kısmını ödemeyi üstlenerek, hem kapitalistlerin zararlarını halkın olanaklarıyla finanse etme yolunu tutuyor hem de toplumsal patlamanın önüne geçebilmek, ya da en azından geciktirmeye çalışıyor.
‘En karanlık ormanın en fazla ortasına kadar gidebilirsiniz.’ Şu an yaşananlar bu özdeyişi doğrulayacak nitelikte. İşçi ve emekçiler karanlık ormanın ortasındalar, bundan sonra atacakları her adım, o karanlıktan çıkışa doğru olacaktır. Egemenlerin yaptığı itidal çağrıları, her şey kontrol altında beyanları, 'Krize çare var; eve kapanma, pazara çık” şarlatanlıkları, krizden en az etkilenen biz olacağız-teğet geçecek Allah'ın izniyle yalanları vs. tüm bunlar mezarlığın yanından geçerken çalınan ıslıktan başka bir şey değil.
Yaşadıkları korkuyu birazcık olsun hafifletebilmek için yalanlarla süslenmiş boş vaatlere başvurmanın dışında, gelişebilecek bir işçi-emekçi hareketinin önünü bugünden almak üzere girişilen saldırılara bakmak dahi, gerçekleri anlamaya yeterlidir.
Derinleşen kriz ve artan yoksullaşmayla kitlesel sefalet gerçeğini tüm çıplaklığı ile yazan devrimci-sosyalist basına yönelik sansür, kapatma kararları bu amaca hizmet eden uygulamalardır. Grevli toplu sözleşmeli sendika talebi ile alanlara çıkan kamu emekçilerinin başkentte yaşadığı faşizan saldırı da, Kürt halkının demokratik insani taleplerinin silahlarla yanıtlanması da aynı kapsamda değerlendirilmesi gereken olgulardır.
Krizden çıkış için teşvik paketi açıklamaları, geçen döneme göre artmadığı bildirilen işsizlik rakamları, krizin fırsata dönüştürülmesi çağrıları, af getirileceği müjdelenen kredi kartı borçları vb. bir yanda; çocuğuna kıyafet alamadığı için intihar eden babalar, bedenini satmak zorunda kalan ev emekçisi kadınlar, iş bulamayıp ailesini boğazlayan insanların gerçeği diğer yanda. Her şey bıçak ağzı kadar keskin ve yalın.
Emperyalizm ve onların işbirlikçilerinin bize fatura etmek istedikleri krizin yükü şimdiden katlanılmaz boyutlara ulaştı. Ve bu gidiş daha da sarsıcı olmaya doğru ilerliyor son hızla. Pembe yalanlarla sürdürülen egemenlerin iktidarını hak ettiği yere gönderip, bize ait olan dünyanın kaderini ellerimize almaktan gayrı kurtuluş yolu olmadığı yeniden ve yeniden kanıtlanıyor hayat tarafından. Artık o kirli yalanlara dur deyip, söz söyleme zamanı geldi de geçiyor. Sıra hayatın gerçek yaratıcılarında.