Atılım Günlük Haber Bülteni Ana Sayfası
 
Kundakçı işbaşında

Türkiye, dünya ile eş zamanlı ekonomik kriz içinde. Bu durum, IMF'nin olduğu kadar başka ülkelerin ve basının da dikkatini çekiyor. Türkiye'ye, “batarsınız, 2001'i bir daha yaşamamak için IMF'den kredi almalısınız” telkinlerinde bulunanlar var. Garip bir durum. Ekonomisi Türkiye'ninkinden çok daha kötü durumda olan ülkeler varken, onları bir kenara bırakıp Türkiye'ye illa da IMF ile yeni bir anlaşma imzalayın diye bastırıyorlar.

Bir ara, “kriz bizi teğet geçti”, “elhamdülillah” ile krizi ötelemeye çalışan Başbakan da, krizin içinde olduğunun farkına varınca ağız değiştirdi, işsizliğin artacağı itirafında bulundu. “Ümüğümüzü sıktırmayız, yeni bir anlaşmaya ihtiyacımız yok” türünden sözleri ise Washington'a varınca unuttu, bir kez daha ağız değiştirdi. Başbakan, IMF başkanıyla görüştü. Yeni bir anlaşmanın eşiğinde olduklarından, umutlu olduğundan bahsetmeye başladı. IMF de aynı doğrultuda açıklamalar yaptı. Açık ki, Türkiye, IMF ile yeni bir “stand by” anlaşması imzalayacak. Başbakan'ın ve AKP'nin derdi sadece IMF ile yeni bir anlaşmanın yaklaşan yerel seçimlerde elini bağlamaması, seçim harcamalarını olumsuz etkilememesi. Yerel yönetimlere bol miktarda ödenek sağlayan bir bütçe, yaklaşan yerel seçimler için yatırımın açık ifadesidir. Bu nedenden dolayı bol kepçeden IMF'ye atıp tuttu. Ama, diğer taraftan TÜSİAD'da örgütlenmiş büyük burjuvazi, krizden fazla etkilenmemek veya kredi, nakit sorunuyla karşı karşıya kalmamak için IMF ile yeni bir anlaşma için sürekli dayattı.

Şimdi, yeni bir anlaşma için masaya oturabilecek duruma geldiler. Büyük bir ihtimalle IMF, hükümet partisinin yerel seçimlerdeki harcamalarına karışmayacak veya göz yumacak, bütçede bu yönlü harcamalar bir biçimde geçilecek, TÜSİAD'da örgütlü patronlar bir miktar nakit sermayeye kavuşacaklar ve IMF de Türk ekonomisinin seyrini etkilemek için anlaşma üzerinde doğrudan taraf olacak.

Peki işçiler, ezilenler? Onlara ne olacak? IMF ile stand by imzalayan hiçbir ülkenin “yakası ağarmamıştır.” IMF ile her anlaşma, daha kapsamlı, daha derin bağımlılığı beraberinde getirmiş ve anlaşma yapan ülke ekonomilerinde bir düzelme olmamıştır. Yangını söndürmek, ekonomik kriz içinde olan ülkelere yardımcı olmak isteyen IMF, her seferinde kundakçı olarak açığa çıkmıştır. IMF ile anlaşma, anlaşma yapan ülkelere yoksulluk, sefalet, işsizlik getirmiştir. Yabancı sermayenin çıkarına hizmet eden denetim daha da güçlendirilmiş; ekonomide, üretimde ortam yabancı sermaye lehine daha çok değiştirilmiştir. IMF ile anlaşma, sosyal yardımların, hizmetlerin rafa kaldırılması, kuşa çevrilmesi anlamına gelir. IMF, verdiği krediyi zamanında geri almak için düzenleme yapmaktadır anlaşmalarıyla. Dolayısıyla, bütçenin nasıl harcanacağı onu çok yakından ilgilendirir. Orada sosyal hizmetler için kalemler, IMF'nin hiç hoşuna gitmeyen kalemlerdir. Bunların kaldırılması talep edilir.

IMF ile anlaşma, ülke olanaklarının uluslararası sermayeye peşkeş çekilmesi demektir. IMF ile anlaşma, ülke ekonomisinin uluslararası sermayenin çıkarlarına göre yeniden yapılandırılması ve yönlendirilmesidir. 2001'i, Türkiye köylüsü ve işçisi; emekçi yığınları unutmamıştır. Kemal Derviş ile gelen IMF, 15 günde 15 yasa çıkarttırmıştır. Sonuçları ortada; pancarından, şekerine, bütçesinden yatırımına IMF yasaları ekonomik ve toplumsal yaşamı belirlemeye başlamıştır. Türkiye'de tarımda küçük üretimi yıkan IMF olmuştur.

Şimdi farklı olmayacaktır. Bu yüzden şimdi, krizin faturasını ödemek istemeyen işçi ve emekçilerin en önemli şiarlarından biri de, “IMF ile yeni bir stand-by'a hayır” olmalıdır. İşçi ve emekçiler, ayrıca “IMF ile önceki bütün anlaşmalar ile iç ve dış borçlar iptal edilsin” şiarını yükseltmelidir. 29 Kasım Ankara mitingi, IMF referandumuna dönüştürülmelidir. İşçi ve emekçiler, mitingde stand-by'ı oylamalı, hükümete Ankara'dan net bir mesaj vermelidir.

Atılım gazetesinin 233. sayısında yayınlanan köşedir.