Atılım Günlük Haber Bülteni Ana Sayfası
 
Parçacılık ihanete, ulusal birlik zafere götürür

Generaller partisinin yeni başkanı İlker Başbuğ'un “brifingi”nin ardından harekete geçen AKP Hükümeti, Güney Kürdistan Bölgesel Yönetimi'yle PKK'ye karşı işbirliği imkanlarını yoklamaya başladı. Bu kapsamda ikili diplomasi trafiği yaşanıyor. Bu görüşmelerden yurtsever basına yansıyan verilere göre KDP ve YNK, Türk sömürgeciliğiyle birlikte PKK'ye karşı “yeni bir stratejik konsept” üzerinde çalışıyor.

Bölgesel Yönetim, Kandil-Avrupa bağlantısını kesmek üzere hava ulaşımını kısıtlayacak, kendisine sığınan PKK'lileri MİT ajanlarıyla birlikte sorgulayacak, Kandil bölgesinde stratejik tepelere Türk sömürgeci ordusuyla birlikte konumlanarak gerillayı kontrol etmeye çalışacak, Kandil'e gıda ambargosu uygulayacak, Güney yerel kamuoyunu PKK'ye karşı kışkırtacak, basın faaliyetlerinde PKK'ye karşı psikolojik savaş yürütecek. Bu planların kendisinden daha önemli olan ise; Türk sömürgeciliğiyle Kürt direnişine karşı ortak planlar yapılıyor olmasıdır. Çünkü, sömürgecilikle işbirliği, 1992-97 döneminde gördüğümüz üzere, dipsiz bir çukurdur.

Bunun karşılığında, Türk sömürgeciliği ise Bölgesel Yönetimi “tanıyacak”, onunla diplomatik ilişki kuracak. Bu seçeneği açan, İlker Başbuğ'un göreve gelir gelmez yaptığı “Kuzey Irak'la ilişki kurulur, yeter ki terörle mücadele etsinler” açıklamasıdır. Türkiye-Irak arasında (Kürt bölgesel yönetiminin katılımıyla) “teröre karşı” ortak komite kurulması da bu haberleri doğruluyor. Güney Bölgesel Yönetimi, böylece PKK ile taktik ittifakına sırtını dönerek, eski Bırakuji çizgisine doğru meylediyor. Bu dönüş, tam da AKP'nin generallerin savaş politikalarıyla itirazsız özdeşleşmesiyle aynı zaman dilimine denk geliyor. Kürt halk yığınları bakımından, AKP'den gelecek demokrasi konusundaki derin hayal kırıklığının üzerine, bağımsız devlet özlemi temelinde Güney'deki Kürt devletleşmesine beslenen sempatinin kırılması binebilir. Bu, Kürt emekçi halk yığınlarında devrimci eğilim ve yönelimleri geliştirecek, besleyecektir.

AKP Hükümeti ve daha genel olarak Türk sömürgeciliği PKK'ye karşı Barzani ve Güney Kürdistan yönetimiyle kurumsal işbirliğine girişirse bunun siyasal sonuçları ne olur?

Bu ittifak, ilk planda PKK'ye, gerillaya karşı sömürgeciliğin elini güçlendirir. Medya Savunma Alanları'na yönelik yeni bir sınır ötesi saldırı için sömürgeci generalleri heveslendiren, umutlandıran bir gelişme olur. Ancak böyle bir saldırı, ne gerillayı 20 yılı aşkındır köklendiği Güney Kürdistan topraklarından söküp atabilir, ne de Kuzey'deki ulusal kitle kalkışmasını bastırabilir. Daha da kötüsü, sömürgeciliğin aczi, Öcalan'a karşı Barzani'ye sığınma yönünde tercih yapma noktasına gelmiş olması gerçeğinde verilidir. Gerillanın imhası pazarlığı karşılığında Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ni tanımak, ilişki kurmak, orta vadede bu kez dönüp sömürgeciliği vuran bir rol oynayacaktır. Sömürgeci egemenliği sürdürmek için Kürt ulusunun, Kürdistan'ın mutlak inkarından vazgeçmek, bu noktadan geri adım atmak durumunda kalacaktır Türk devleti. Tabii ki, generaller partisi ve kendini onların güdümüne teslim etmiş olan AKP Hükümeti, PKK'nin ezilmesi durumunda Güney'deki bölgesel yönetimin de güdük, cılız kalacağını, Türk sömürgeciliğinin himayesine sığınmak durumunda olacağını hesap ediyorlar. Böylece bir bağımsız devlet ilanının da yolunu keseceklerini, Kerkük referandumunu engelleyeceklerini düşünüyorlar.

Barzani yönetimi, parçacı/kesimsel çıkarlar temelinde Kürt ulusal çıkarlarına ihanet yoluna yönelir, 1992-97 döneminde olduğu gibi Türk sömürgeciliğiyle kol kola girerse, bunun siyasal sonuçları ne olur? PKK önderlerinin yaptığı, “Biz akşam yemeği olursak siz sabah kahvaltısı olursunuz” uyarısı anlamlıdır. Güney Kürdistan, Barzani yönetiminin Amerikan işgalcileriyle işbirliği politikaları sonucunda, zaten bölge halklarından tecrit olmuştur. Böyle bir adım onu Kürdistan'ın Güney dışındaki parçalarından da tecrit eder. Türk sömürgeciliğinden alacağı “tanıma” rüşveti, onu Amerikan himayesinden sonra bir de Türkiye himayesine doğru iter.

Sosyalist yurtseverler, Barzani'nin parçacı (Güney) çıkarlar temelinde giriştiği bu işbirlikçi yönelimi en sert biçimde mahkum ederken, sömürgeci saldırılara karşı en geniş Kürt ulusal birliğini; keza Kürt halkıyla Türk halkının ve bölge halklarının ittifakını savunmalı, bayraklaştırmalıdır. Kuzey metropollerinde geliştirilecek Kürt halk protestolarıyla Barzani yönetimi tutumunu gözden geçirmeye zorlanabilir. Kürt ulusal mücadelesi, sömürgeci devletlerle kesimsel çıkar pazarlığı yaparak değil, dört parçada birbirini destekleyen ve güçlendiren direnişler, bölge halklarıyla mücadele birlikleri, ittifakları aracılığıyla zafere yürüyebilir.

Atılım gazetesinin 233. sayısında yayınlanan köşedir.