Tersane işçilerin kobay olarak kullanıldığı katliamı aratmayan kapitalist vahşet karşısında tersane patronları bile kendilerini savunmakta zorlanırken, meclisin “işçi temsilcisi” sıfatlı “sendikacısı” Bayram Meral, ibretlik bir açıklama yaptı. Türk-İş'in 10 yıllık eski genel başkanı, şimdinin CHP'li vekili Meral, gazetecilerin “Kaza olarak mı değerlendiriyorsunuz?” sorusuna, “Bana işveren öldürttü dedirtemezsiniz?” şeklinde yanıt verdi.
Meral'in bu sözleri, Süleyman Demirel'in hafızalarda yer edinen ünlü, “Bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezseniz” sözünü hatırlattı. Demirel, sınıf kimliğinin izdüşümü olarak bu sözleri sarf etmişti. Bu sendikacı müsveddesinin patronların sözcülüğüne soyunması peki neden? Meclise girince işçiyi mi unuttu, parayı görünce bozuldu mu acaba? Yoksa amel defteri zaten mi kapkaraydı?
Bayram Meral, Amerikan tipi burjuva sendikacılığın -sendikacılık denirse- önemli zatlarından biri olarak, aslında dün ne ise bugün de o. Zira o, CIA'nın desteğiyle kurulan Türk-İş'in genel başkanlığını yürüttüğü yıllar içinde yapılan toplu sözleşmelerde sıfır zamlara imza attı, işçilerin taleplerini dikkate almadı, önünü tıkadı. Hemen hemen eylemde hep bu yüzden “Kahrolsun sendika ağaları” sloganına muhatap oldu, nasibini aldı.
Hatta müsvedde sendikacı, 1998 yılında işçilerin Meclis'e yürümesine engel olmaya çalışınca, soluğu bir ağacın tepesinde aldı. Marifetleri bununla sınırlı değil. Servetiyle de başı belalı sendika ağasının. Mal varlığını “spekülasyon olur” diyerek açıklamayı reddetmişti. Meral, bakan olma hayaliyle gittiği Meclis'te havasını alınca, meclisteki odasını işaret etmiş ve “Türk-İş’teki 160 metre karelik odamı bu küçük oda için mi bıraktım” diye hayıflanmıştı.
Kuşkusuz, Türk-İş bürokrasisinde şekillenen burjuva sendikal çizgiye verilebilecek çok örnek var. Nitekim, sendikal hareketin bağrına saplanmış bir diğer hançer de, faşist kimliği ile ün yapmış Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek. Ne sendika sendika, ne de Özbek bir sendikacı. 33 yıldır adeta bir saltanat süren ülkücü faşist Özbek, metal patronlarıyla birlikte sözleşme taslağı hazırlayabiliyor, sahibi olduğu ART Avrasya adlı televizyon kanalından darbeci paşaları açıkça sahipleniyor, düzine düzine mal varlığı yayınlamaktan çekinmiyor. Son Uzel Fabrikası örneğinde olduğu gibi, gizli anlaşmalarla işçileri satabiliyor, tepki gösterenler şiddete uğruyor.
Türk-İş'in, “uzlaşma”, “diyalog” ve “partiler üstü politika” ilkeleri adı altında işçilerin taleplerini görmeyen, bürokratik, yozlaşmış, ihanetçi burjuva sendikacılığının izdüşümü, bugün de kendini bu sözlerle gösteriyor. Zira, Türk-İş bürokrasisinde somutlaşan kurumsal işbirlikçi/ihanetçi ve oportünist burjuva ideolojik çizginin, sermayeyle organik bağları hep güçlü idi ve bugün de güçlü. Bu organik bağ, güncel olduğu kadar tarihselde.
Ancak, işçi sınıfı hareketinin tarihi bu çizgiyi aşan örneklerle de doludur. İşçi sınıfı, toplumsal siyasal yaşama ağırlığını koydukça kırmızı çizgileri de aşıyor, yeni bir ufka doğru adım atıyor. 15-16 Haziran büyük işçi direnişinde devlet dayatmalarını ezip geçiyor, Alpagut Linyit Fabrikası işgalinde yönetme yeteneğini görüyor, Kavel'de haklarını söke söke kazanıyor, maden işçilerinin Ankara Yürüyüşü'ndeki gibi bir şehri ayağa kaldırıyor.
Hatırlanacaktır, yakın zamanda bu ideolojik çizgi ve anlayışın bir başka tezahürü, 27-28 Şubat tersane genel grevinde yaşanmıştı. Tersane patronlarının filikası, işbirlikçi sarı sendika Dok Gemi-İş, Türk-İş'te somutlanmış bu çizginin tersane havzasındaki kara hançeri olarak; Limter-İş ise iş cinayetlerine, kuralsızlığa, güvencesizliğe karşı militan sınıf sendikacılığının kalesi olarak tarih sayfalarına geçmişti.
Faşizm ve sermayenin saldırıları ara renklere hayat şansı tanımıyor. Bir yanda Cem Dinçler, bir yanda Bayram Meraller... Bir yanda Limter-İş'ler, bir yanda Dok Gemi-İş'ler... İşçi sınıfına tarihsel olarak zaten bir şey vermeyen burjuva sendikal çizginin artık hiçbir hükmü kalmamıştır. Bürokratik, ihanetçi Amerikan tipi sendikacılık çizgisiyle radikal bir hesaplaşma ve kopuş, bugün daha somut bir ihtiyaçtır. İşçi sınıfı kendini sınırlayan, ideolojik bakımdan zehirleyen bu çemberi, ancak ve ancak, sınıf sendikacılığı temelinde yürüyen sendikaların ve öncü işçilerin önderliğinde eylemle kıracaktır.
Atılım gazetesinin 224. sayısında yayınlanan köşedir.