Tersanelerde iş cinayetlerinin arkası kesilmiyor. İşçilerin çözüm önerileri ise hala güncel. Meclis Araştırma Komisyonu tarafından da teyit edilen önerilerin merkezinde, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, insanca çalışma koşulları bulunuyor. Ancak hükümetin ve patronların tutumunda bir değişiklik yok. Patronlara göre suç işçide. Hükümete göre ise, kapatmak ya da tersaneleri taşımak tek çözüm. Tuzla'da son bir yılda yaşanan gelişmelerin kısa bir özeti bu.
Limter-İş Sendikası öncülüğünde uzun yıllardır yaşam hakkı mücadelesi veren işçileri artık sağır sultanlar bile duydu. Patronların suçsuz, işçilerin suçlu olduğu şeklinde iddialara artık aklı başında olan kimse kulak asmıyor. Artık herkes, bu işin 'MİT'lik değil, adliyelik olduğu biliniyor. Artık herkes, celladın patronların maksimum kar hırsı olduğunu görüyor. Bu yüzden işçilerin taleplerine kulak tıkadığı sürece, AKP Hükümetinin elinde sadece tersanelerin bir bölümünün ya da hepsinin Tuzla'dan başka alanlara taşınması planı kalıyor.
Oysa hükümetin yeniden yeniden ısıtıp kamuoyunun önüne sürdüğü tersanelerin Yalova-Altınova bölgesine taşınması planı gerçekçi bir çözüm değil. Zira plan, sorunun özünü es geçiyor. Organize iş cinayetlerinin, uluslararası rekabetin bir gereği olan kölece çalışma koşullarına bağlı olduğu gerçeğini yadsıyor. Ölümlerin sermayenin kölece ve güvencesiz çalışma, taşeron cenneti arayışının doğal bir sonucu olduğu gerçeğini görmezden geliyor. Yalova'nın da Tuzlalaşacağı gerçeğini es geçiyor. Daha şimdiden Yalova'nın da iş cinayetlerine ev sahipliği yapmaya başladığı gerçeğini yok sayıyor.
AKP Hükümeti yalan söylüyor. Hem de eşlerini yitirenler kadınların, babalarını yitiren çocukların gözlerinin içine baka baka... Çünkü planın altındaki fikir de masum değil! Taşınma projesinin arkasında iştah kabartan bir rant var. Planın tüm boyutları tam olarak açığa çıkmış değil tabi. Ama bu planın iki ayağı olduğu açık: İlki Tuzla. Tuzla, sadece kırk küsur tersaneye değil, gemi yan sanayisine de ev sahipliği yapan İstanbul'un denize nazır dev alanlarından biri. Tuzla'da denize kıyısı olmayan mahalle aralarında dahi bir gemi parçası inşa ediliyor. Dolayısıyla Tuzla'nın emlak rantı çok büyük. AKP'li belediyelerin Kentsel Dönüşüm Projesi'nin vurduğu diğer yerlerde olduğu gibi.
AKP'nin tersaneleri taşıma planın ikinci ayağı ise Yalova. Yalova'da 2005'ten bu yana tersanelerin kurulması hazırlıkları sürüyor. Bazılarının üretime başladığı, hatta geçenlerde birinin iş cinayetine ev sahipliği yaptığı da biliniyor. Yalova'nın yeni sahiplerinin, Tuzla'da işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri almamak için ayak direyen patronlarla aynı soydan geldiği de biliniyor. Tuzla'da öldüren Kalkavanların, Aykınların, Kocatepelerin, Torlakların, Okanoğullarının, Aslanların bu kez de Yalova'da öldüreceği kesin. Ha Ordu, ha Yalova; iş güvenliği tedbiri alınmayan her yer bir Tuzla değil mi?
Peki Bakan, neden Ordu değil de, Yalova üzerinde duruyor? Şimdilik bu tüm yönleri ile açığa çıkmış değil. Ama bu da bir rant hesabı olsa gerek. Zaman geçtikçe Yalova'nın arkasındaki bu sis perdesi aralanacaktır kuşkusuz. Ama şimdi şu çok açık bir gerçek: Tuzla'nın bir yüzü seri iş cinayetlerini koşullayan ağır sömürü koşulları ise öteki yüzü de yaşam hakkı için direnen işçilerin kararlı, fiili-meşru mücadelesidir. Patronlarla ağız birliği yapan hükümetin derdi, işçilerin yaşam mücadelesi karşısında köşeye sıkışan tersane hükümranlarına biraz olsun gözlerden uzakta, Yalova'da, rahat bir nefes aldırmaktır.
En az tersane patronları kadar dini imanı para olan AKP, hem Yalova'nın hem de Tuzla'nın rantını yemek, hem de rahat bir nefes aldırmak için tersanelerin taşınmasını hayata geçirebilir. Ama şu gerçeği bir an bile akıldan çıkarmamalıdır: Limter-İş'in Tuzla havzasında sürdürdüğü mücadele farklı illerde tersane işçilerine de ilham oluyor. Tuzla'da iş cinayetine karşı eylem yapılınca, Ordu'da, Çanakkale'de patronlar işçilere baret dağıtıyor. Tersaneler Yalova'ya taşınsa da Limter-İş'ten kaçış yok. Limter-İş üyesi tersane işçilerinin yaşam hakkı mücadelesi Ordu'ya da, Yalova'ya da taşınacaktır. Yalova'da ya da Ordu'da inşa edilecek tersaneleri, gözlerini kar hırsı bürümüş patronlara dar etmek, sınıf sendikacılığının boynunun borcu olsun.
Atılım gazetesinin 224. sayısında yayınlanan köşedir.