Atılım Günlük Haber Bülteni Ana Sayfası
 
Agit'in ateşi

Sömürüye, baskıya, imha ve inkara isyanın ilk adıdır; 15 Ağustos. Agit'in attığı ilk kurşun, 24 yıldır Kürt halkının özgürlük mücadelesinde yön gösteriyor. Hala belleklerdeki tazeliğini koruyor. 15 Ağustos 1984'te, Eruh ve Şemdinli'de Agit ve Mahsun Korkmaz komutasında tutuşturulan kıvılcım, başkaldırının adı oldu. Kürt halkının diriliş devrimi olarak adlandırdığı 15 Ağustos, sömürgeci Türk ordusuna karşı sıkılan ilk kurşunun adı, binlerce gerillanın, Kürt halkının direnişinin meşalesi oldu. Yok sayılmaya, inkar edilmeye çalışılan başkaldırı, '84'den bugüne hem kendi yolunu çizdi, hem egemenlerin yönünü tayin etti. İşkencelere, inkara, asimilasyona karşı yıllardır yürütülen mücadele her dönemde egemenlerin politikalarında Kürt halkını, Kürt halkının direnişini baz almaya mecbur kıldı. Ordusuyla, hükümetleriyle devletin tüm güçleri, yok saydıkları bir halka ve onun silahlı gücüne karşı savaş açtı. Kürt halkının “varız ve özgürlüğümüzle var olacağız” çığlıklarını zindanlarda, dağlarda, şehirlerde boğmaya çalıştı; ama başaramadı. Kürt halkının dağlardan şehirlere yayılan özgürlük ateşini söndüremedi.

'90'lı yılların başında serhildanlara dönüşen ulusal özgürlük mücadelesi, Kürt halkının varlığını kabul etmek istemeyenleri dize getirmiş, kendini kabul ettirmiştir. 1991 yılında dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'e, “Kürt realitesini tanıyoruz” sözlerini söyletmiştir. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a ise “Kürtçeyi serbest bırakmaktan korkmamak lazım. Zaten konuşuluyor” dedirterek, Kürt dili üzerindeki yasaklamada gedikler açtırmıştır.

Fakat sömürgeci rejim, “askeri çözüm” çizgisinde kendini örgütleyerek inkar ve imha siyasetini kirli savaş biçiminde tahkim etti. Daha sonraları '93 Konsepti olarak adlandırılacak olan bu sürecin startını da yine Kürt realitesini tanımaktan bahseden Demirel, Mecliste yaptığı konuşmasında vermişti; “Terörle mücadele devam ederken başka alanlarda adım atılamaz.” Kirli savaşın bütün araçlarının devreye sokulduğu bu kanlı katliam yıllarında, OHAL yasaları çıkartıldı, bütçeden ve örtülü ödenekten milyarlarca dolar kan dökmek için harcandı. Kontrgerilla devletinin tüm kadrolarının boy gösterdiği bu dönemde Kürt halkı hedeflendi. Binlerce köy yakıldı, binlerce kişi kaybedildi, katledildi. ABD emperyalizminden alınan istihbarat desteği, bugün olduğu gibi gerillanın imhasında kullanıldı.

Yaşanılan durumu üst düzey bir MİT yetkilisi, “En büyük Kürt isyanı, denmiyor ama öyle...” şeklinde anlatacak; ANAP lideri Mesut Yılmaz ise 1999'da Diyarbakır'da yaptığı konuşmasında, “Avrupa Birliği'ne giden yol Diyarbakır'dan geçer” diyecekti. Zira sömürgeci kirli savaşın bütün boyutlarıyla yürütülmesi ve Öcalan'ın ABD tarafından teslim edilmesi stratejik darbesine rağmen, gerillanın direnci ve ulusal mücadelesi yenilgiye uğratılamadı. Egemenler yine de bir yandan havuç gösterirken, diğer yandan yok etme saldırılarını sürdürdü. AB uyum yasalarıyla da birleşerek idam ve OHAL kaldırıldı, Kürtçe kurs ve TRT'de göstermelik Kürtçe yayın yapılmak zorunda kalındı. Ulusal özgürlük mücadelesi, gerillanın ateşkes ilan ederek sınır ötesine çekildiği yıllarda çürütme koridorunda tutularak bitirilmeye çalışıldı.

Ulusal özgürlük hareketi devrimci çizgiden reformcu bir strateji kulvarına girmekle birlikte, 2004 Haziran'ında yeniden “meşru savunma savaşı”na başladı. İşbaşına geldiğinde “yok diye düşünürsen, Kürt sorunu yoktur” diyen Erdoğan'ı, bir yıl sonra “Kürt sorunu vardır. Bazı hatalar yapılmıştır” demek zorunda bıraktı.

Bugüne kadar gelgitlerle geçen 24 yılda, egemenlerin politikalarına yön veren hep PKK'nin ve Kürt halkının mücadelesi oldu. Serhildanlarla yayılan hareket, direnişin ateşinde büyüdü. Sömürgeci rejimin iç ve dış politika gündeminin her zaman başında yer aldı. Yaşanan rejim krizinin ve egemenler arasındaki iktidar çatışmasının temel nedenlerinden biri oldu. Büyükanıt'ın Kürt halkını hedef alan “Bir teröristin dağda gezebilmesi için aşağıda en az 10 insana ihtiyaç vardır. Biz bunlara işbirlikçi diyoruz” açıklamalarına, sömürgeci ordunun, karadan ve havadan imha saldırılarına, “BBG evi gibi izliyoruz” tehditlerine rağmen 15 Ağustos, ulusal özgürlük mücadelesi için kazanma kararlılığını sembolize etmeyi sürdürmektedir. 15 Ağustos'un özgürlük ateşi, Agit'in yaktığı yerde hala yanıyor.

Atılım gazetesinin 224. sayısında yayınlanan köşedir.