Atılım Günlük Haber Bülteni Ana Sayfası
 
Düzenin 'kaçak' yüzü

Tarih, 30 Temmuz. Bir TIR'a balık istifi sıkıştırılmış 100'den fazla Pakistanlı ve Burmalı “kaçak”tan 13'ü havasızlıktan yaşamını yitirdi. 13 göçmenin cesedi, Küçükçekmece'de bir araziye atıldı. 13 göçmen cesedi!... Yürürken cebimizdeki gayri ihtiyari saydığımız bozuk para değil, kaldırım taşları değil, umuda yolculuğa çıkmış 13 insan. Barınma, eğitim, sağlık gibi temel insani ihtiyaçlarını karşılayamayan insanların, yoksulluğun pençesinden kurtulmak için 4500 dolar karşılığı çıktığı 'umut' değil, ölüm yolculuğu. 'İnsan ticareti' ne demek? Eroin, sebze-meyve, cep telefonu ya da bilgisayarın değil, bir insanın alınıp satılması, pazarlanması ne demek? Köleliğin hortlaması bu değilse nedir?

Dünyada yaklaşık 2 milyon kişi, her yıl pazarlanıyor, bedenini satmaya ya da yasa dışı işlerde çalıştırılmaya zorlanıyor. Dünya Göç Örgütü'nün rakamlarına göre 190 milyon, yani Türkiye'nin toplam nüfusunun üç katı kişi; savaş, yoksulluk, işsizlik gibi çeşitli sebeplerle göç ederek başka ülkelerde yaşamak zorunda bırakılıyor. Türkiye, bu göçlerin hem geçiş hem de uğrak noktalarından birisi. Avrupa ülkelerine geçiş için kullanılmasının yanı sıra, Eski Sovyet Bloğu ülkeleri, Ortadoğu, Afrika ve Orta Asya'dan çoğunluğu fuhuş için getirilen kadın ve çocuk binlerce insanın uğrak yeri. Çoğu mülteci ve göçmenin güzel gelecek düşü, Ege'nin sularında balık istifi bindikleri botlarda ya da daha şanslı olup da karşı kıyıya geçtikten sonra, sahil güvenlik görevlileri tarafından denize atılmakla sona eriyor. Kimisi Festus Okey gibi karakolda göz altında öldürülüyor. Kimisi Kırklareli'nde mülteci kampında olduğu gibi polis kurşunuyla can vererek, rejimi 'barındırma ve sınırdışı işlemlerinin maliyeti'nden kurtarmış oluyor. Ölüm yolculuklarından şans eseri kurtulanları ise yurtsuzluk, ayrımcılık ve polis şiddeti bekliyor. Onları, ucuz iş gücü sömürüsü, modern köleliğin en katmerlisi bekliyor. Göçmenler ve mülteciler, hayatta kalmak için en temel özgürlüklerinden vazgeçerek, yasal-yasa dışı, sigortasız, en kötü işlerde, en düşük ücretle çalışıyorlar. Sürekli yakalanma ve sınır dışı edilme, şiddet korkusu içinde yaşıyorlar. Sadece, Türkiye ve Kuzey Kürdistan metropollerinde Afrikalı işçilerin artık daha sık göründüğünü, Papa İstanbul'a gelmeden önce, temizlik işlerinde zorla çalıştırıldıklarını hatırlatalım.

Göçmenler, dünya ülkelerinin sosyo-ekonomik panoramasını etkiliyor. İşsizlik, nüfus artışı, suç oranının artışı, ulusal çelişkiler, sağlık, eğitim gibi sorunlar, insan göçünün önünü açıyor. Bu sorunların göç yoluyla sirkülasyonu, ülkeler ekonomisine de ciddi yük getirirken, sosyal sorunları da beraberinde taşıyor. Göçmenlerin transit geçiş ülkelerinde kalması ise kendi kalelerini korumak isteyen AB ve ABD emperyalistlerinin işine geliyor. Türkiye de insan ticaretinde geçiş ülkesi olarak giderek önem kazanıyor. Rejimin kanlı elleri, insan ticaretinin yarattığı rant kapıları; fuhuş ve ucuz iş gücü sömürüsünün de üzerinde görülüyor. Son altı yılda 561 bin kaçak Türk “güvenlik” güçleri tarafından yakalandı, ancak bu oranın kat be kat üzerinde insanın ülkeye yasadışı yollarla giriş-çıkış yaptığı biliniyor. “Kandil bizim için BBG evi gibi” diyen rejimin sözcülerinin, ülkeden her yıl binlerce insanın geçtiğini bilmemesi mümkün değil. Binlerce kaçak, uluslararası mafya örgütlenmelerine milyonlarca dolar kazandırıyor. Türkiye de bu pastadan hem suç ortağı hem de bizzat yürütücüsü olarak payını alıyor. Yakalananlar mı? Göçmenlerin sınırdışı işlemleri, bakımı, barınması maliyetli. Öyleyse boş bir araziye ya da denize at gitsin! Ancak Küçükçekmece'de İçişleri Bakanı gibi “Bu bir insanlık trajedisidir” diye timsah gözyaşları dökmeyi unutmadan! Ya da son günlerde TV'lerde reklamları dönen, insan ticareti mağdurları için kurulmuş 157 Acil Yardım Hattı gibi duygu sömürüsüyle, pansuman tedbirler alarak “Türkiye çalışıyor” demeyi unutmadan!

Emperyalist küreselleşme girdabında dünya, sermaye için küresel cennet, ezilenler için ise bir küresel cehennemdir. Yani göçün nedeni kapitalizm, ezilenlerin cehennemi, sosyalizm ise cennetidir. Cesetleri sokağa atılan, dalgalarla karaya vuran, savaşlardan, açlık ve yoksulluktan kaçan biziz. Trajediye seyirci kalmak, suç ortaklığıdır. Enternasyonalist devrimci Che Guevara'nın da ifade ettiği gibi: Dayanışma ezilenlerin inceliğidir!

Atılım gazetesinin 222. sayısında yayınlanan köşedir