KESK Genel Kurulu, öncekilere nazaran daha avantajlı bir siyasal süreçte toplanıyor. Öyle ki, dibe vuran sendikal hareket, 2007'den beri bir canlanma içerisinde. 2008'de de aynı eğilimin yeni örnekleri boy verdi, çoğu grev kazanımla sona erdi. Sendikasız işçiler cephesinde de, benzer bir hareketlilik söz konusu. Yenilgilerden ziyade artık kazanımlar öne çıkıyor. İşçi sınıfı hareketi, kazanarak biriktirmekte, biriktirerek ilerlemekte. İşçilerin direnişlerine toplumsal destek de artıyor, dayanışmanın daha etkin biçimleri gelişiyor. Örneğin, 16 Haziran Tuzla tersaneler grevi, mücadeleci bir sendika sayesinde Türkiye işçi sınıfının vicdanı olabiliyor. Dolayısıyla sendikal krizi aşmanın uygun siyasal koşulları mayalanıyor, birikiyor.
Emekçi memur hareketinin, bu canlanmadan etkilenmemesi mümkün değil. Tıpkı doğuşunda olduğu gibi. Hatırlanacağı üzere; Türkiye işçi sınıfı, 12 Eylül faşist darbesinden sonra ilk kez '87 Netaş grevinde ayağa kalkmış, '89 Bahar Eylemleri ile ise döneme yeni bir kapı aralamıştı. Emekçi memur hareketi de, bu dalganın bir bileşeni olmuştur. Emekçi memur hareketi, önce dernekleri aracılığıyla yaygın bir örgütlenmeye girişmiş, sonra da hızla sendikalaşma mücadelesinde kendi yolunu açarak ilerlemiştir. Emekçi memur hareketi, sonuçta 12 Eylül faşist yasaklarına rağmen, fiili ve meşru mücadele çizgisinde, sendikalarını devlete dayatmıştır. KESK, 1995’te bu kazanımların üzerine inşa edilmiştir.
2007'den bu yana işçi hareketinde süren ve güç kazanan canlanmanın, emekçi memur hareketini etkileyeceğini görmemek bir politik körlük durumudur. Zira bu etkileşimin örneklerine, 2007'den beri değişik biçimlerde zaten tanık olmaktayız. Mesela KESK, faşist devletin 2001'de üzerine geçirdiği 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu deli gömleği içinde, ilk kez 6 yıl sonra toplu görüşme kandırmacasına alet olmayı reddetmiştir. Her toplu görüşme sonunda hükümetin dayatmalarına, 2007'de şerh koymaktan vazgeçmiş, masayı sokakta kurmaya çalışmıştır. Ayrıca KESK'in de içinde olduğu konfederasyonlar, paran kadar sağlık ve mezarda emeklilik dayatması SSGSS'ye karşı 2008 Mart'ında iki saatlik başarılı bir genel greve imza atmışlardır.
Traji-komik ama gerçek; KESK genel kurulunun diğer bir avantajı, yeni yönetimin, bağlı sendikaların kongreleriyle üç aşağı beş yukarı şekillendirilmiş olmasıdır! Ne yazık ki KESK genel kurullarını, seçim atmosferinden çıkarmanın, aday pazarlıklarının gölgesinden kurtarmanın, sendikal hareketin sorunlarına yanıtların arandığı bir platforma dönüştürmenin olanakları artık buralarda aranmaktadır! Bu eleştirinin ilk muhatabı tabii ki, “yeni dönem” iddiasıyla KESK yönetimini oluşturması beklenen gruplardır. Çünkü “yeni dönem” iddiası, hakim sendikal anlayışın sınırlarını aşmamaktadır. O kadar ki; “yeni” ile “eski” arasında hala bir özeleştiri köprüsü bile kurulmamıştır. Son Eğitim-Sen kongresinin, adı konmamış anadilde eğitim özeleştirisini dışta tutarsak...
KESK’te “değişim” nasıl sağlanacak? KESK'te “değişim”in özü, her şeyden önce tarihine ve özüne geri dönmektir. Yani, KESK’in kıstırıldığı köşeden, krizsel durumdan çıkışı için fiili meşru mücadele çizgisini yeniden kuşanması şarttır. Taban inisiyatifi esas alınmalıdır. Sonra, toplumsal taban genişletmelidir. Taşeronları ve sözleşmelileri örgütleme bakış açısına ve pratiğine sahip olmayan hiç bir sendikanın artık gerçek anlamda hak alıcı bir mücadeleye atılması mümkün değildir. Devletin yasal sınırları içinde kalınarak sermayeye karşı etkili bir sınıf örgütlenmesi oluşturmak mümkün değildir. 4688 sayılı yasa, KESK baştan beri dar gelmiştir. Artık grevli toplu sözleşmeli sendika talebi de KESK’e dar gelmektedir. KESK, bu talebi artık grevli toplu sözleşmeli ortak çalışanlar yasasına evriltmelidir, vs...
Tabi bunun için her şeyden önce, çözümleri birer niyet beyanı olmaktan çıkartıp ete kemiğe büründürmek şarttır. Kongre kararları, en az ESP'li Emekçi Memurlar'ın KESK Kongreleri Broşürü'ndeki kadar net ve sade olmalıdır. İşte broşürden küçük bir bölüm:
• 4688 sayılı yasanın sınırlamaları yok sayılarak ve fiili olarak aşılarak, aynı işyerinde çalışan tüm emekçilerin (kadrolu, sözleşmeli, ücretli, taşeron vb.) sendikalarımızda örgütlenmesi perspektifi ile çalışma yürütülmelidir.
• Bu alanlarda çalışmayı başlatmak üzere şubelerimizde komisyonlar kurulmalıdır. Şubeler yada iller düzeyinde “eğitimciler kurultayı”, “sağlık çalışanları kurultayı” vb. işkollarında çalışan tüm personeli kapsayan merkezi toplantılar örgütlenmeli, buralardan emekçilerin “ortak örgütlenmesi” perspektifi geliştirilmelidir.
• Tüzük değişikliğini de öngören bir tarzla, sözleşmeli ve ücretli eğitim emekçilerinin, üye olmalarının önü açılmalı, “üye olanın hakları” kapsamında, yönetimlerde ve organlarda temsil edilmesi sağlanmalıdır.