Eğitim-Sen 3. Olağan Genel Kurulu, hem tartışmalı geçti, hem de yeni tartışmalara kapı açtı. Zira Genel Kurul'da sendikal hareketin ve Eğitim-Sen'in karşı karşıya olduğu sorunları nasıl ve hangi yöntemlerle aşacağı, nasıl büyüyebileceğine dair tartışmalar yeterince yapılmadı. Bundan çok; kısır tartışma ve iç hesaplaşmalar, kulis faaliyetleri ve yönetim hesapları Genel Kurula damgasını vurdu.
Sadece Kürt sorununa ilişkin tartışmalar, gelecek perspektifi oluşturma bakımından bu sınırı aşmıştır. Anadil için yeni tüzük toplanması kararı alınmıştır. Ayrıca delegelerin çok büyük bir kısmının Kürt sorununda demokratik çözüm ve anadilde eğitim hakkı üzerinde durması önemlidir. Anadil tartışmaları, Kürt sorununun geldiği durumdan bağımsız düşünülemez, delegelerin büyük çoğunluğunun özellikle Kürt illerinden olması bu durumda belirleyici olmuştur. Bu, aynı zamanda pratik özeleştiri bakımından atılmış olumlu bir adımdır.
Özellikle Kürt sorunu söz konusu olduğunda milliyetçiliğin ve şovenizmin etkisinden kurtulamayan anlayışların kürsüden eleştiri yağmuruna tutulması, bu duyarlılığın göstergesi. Unutmamak gerekir ki ırkçı-faşist saldırganlığın her geçen gün arttığı böylesi bir süreçte, Kürt emekçilerinin yönetimlerin dışında kalması sadece sermayeye hizmet edecek ve emek mücadelesini Kürt halkından koparacaktı. Kürt sorunu, egemen sınıflar arasında olduğu kadar toplumun değişik kesimleri ve politik yapılanmalar arasında da ayrıştırıcı bir rol oynuyor. Bu durumun KESK genel kuruluna ne kadar yansıyacağını zaman gösterecektir.
Nispi temsil sistemi, devrimci sosyalist emekçi memurların öteden beri savunduğu ve ileri sürdüğü talepler arasında yer alıyordu. Ama nispi temsil sisteminin sadece küçük hesapların bir parçası ve aracı olarak ileri sürülmesi, bu doğru ilkenin reddedilmesi sonucu doğurmuştur. Önerge, “Nispi temsil sistemi sadece bir kereye mahsus olarak, bu genel kurul seçimlerinde değil, bundan sonraki dönemlerde de şubelerden başlayarak uygulanmalıdır” şeklinde olsaydı herkes tarafından kabul edilebilir bir biçime kavuşurdu. EMEP'liler, bu eleştiriler yapıldıktan sonra önergeyi geri çekmiştir. Oysa bilinir ki EMEP'liler, şimdiye kadar nispi temsil sistemine Eğitim-Sen ve KESK içerisinde en fazla karşı çıkanlar arasında yer alıyordu.
Genel Kurulda, liberal saldırı politikalarının bir sonucu olarak geliştirilen sözleşmeli, güvencesiz emekçi memurların durumuna ve örgütlenmesine dair nasıl bir politik hat izleneceği sorusu yeterince karşılığını bulamamıştır. Mevcut sendikal yasalar çerçevesine hapsolunarak, geniş emekçi memur kitlesinin kucaklanamayacağı ortadadır.
Genel kurulda yaşanan ikinci önemli vurgu ise, fiili meşru mücadele hattı konusunda yapılan tartışmalardır. Yine delegelerin büyük çoğunluğunun, bu konuya çeşitli açılardan vurgu yapması, emekçilerin mevcut durumdan çıkış arayışlarını göstermektedir. Öyle ki, genel kurulun öne çıkan, en umut verici, en net ve somut taleplerinden biri ise sendikanın fiili-meşru mücadele hattına geri dönmesidir. Sonuçta gittikçe gerileyen, durmadan üye kaybeden, bürokratlaşan, 4688 sayılı sendika yasasının içine hapsolan sendika anlayışı delegeler tarafından mahkum edilmiştir. Delegeler, protestoculuğun sınırlarını aşan, hak alıcı mücadele biçimlerine geri dönme istek ve iradesinde bulunmuştur. Bu, işçi ve emekçilerin mücadelelerinde son bir yılda artan mücadele isteğinin bir yansımasıdır.
Konuşmaların sonunda, eleştirileri yanıtlamak için söz alan Alaattin Dinçer’in, “Eğitim-Sen her zaman kararlı eylemler yapmıştır. Fiili meşru mücadeleden bahsedenler neyi kastediyorlar merak ediyorum” sözleri, bugün Eğitim-Sen'in içinde bulunduğu durumu tarif etmesi bakımından tarihsel bir belge niteliğindedir. Bu sözler aynı zamanda, emekçilerin asıl olarak hangi sınırı aşması gerektiğine işaret etmektedir.
Genel Kurulda yaşanan, yenilenmeye yönelik diğer bir umut verici gelişme de, yeni yönetime 3 emekçi kadının girebilmiş olmasıdır. Ve yine tarihinde ilk kez genel başkanın bir kadın olmasıdır. Eğitim emekçileri açısından oldukça anlamlı ve olumlu bir gelişmedir bu.
Eğitim-Sen, kuruluş yıllarında her türlü yasağı sokakta yırtmıştır. Bu genel kuruldan da anlaşılıyor ki, bugün de her türlü sınırlamayı aşacak güce, birikime ve potansiyele sahiptir. Yeter ki buna inanan bir irade şekillensin. Genel Kurul sonuçları, mücadeleci eğitim emekçilerinin önünde zorlu bir sürece işaret ediyor.
Gazetemizin 211. sayısında yayınlanan köşedir