Tuzla tersaneler havzasında yeniden grev haykırışları yükseliyor. Sendika ve örgütlü öncü işçiler, 27- 28 Şubat havza genel grevinin izini takip ederek, 16 Haziran'da bir kez daha grev silahını kullanmaya hazırlanıyor. Katliama dönüşen iş cinayetlerine, kuralsız çalışma koşullarına, sermayenin gözü doymaz kar hırsının yol açtığı azgın sömürüye, taşeronluk sistemine karşı işçi sınıfı ve emek hareketinin nabzı tersaneler havzasında atacak.
16 Haziran grev kararı, daha şimdiden sınıf hareketinin gelişiminde tarihsel ve toplumsal olarak özgün rolünü oynamaya adaydır. Denilebilir ki, ne tersane işçisi yalnız kendi adına dövüşüyor, ne de grev yalnızca Limter-İş Sendikası'nın ve örgütlü öncü işçilerin kararlılığıyla kazanılabilir. Şüphesiz ki; sendikanın ve öncü işçilerin kararlılığı, kazanmak için tayin edicidir ve sendika da tersane işçisi de bu kararlılığa sahip olduğunu, gerek uzun yıllara yayılan mücadele pratiği, gerekse 27-28 Şubat fiili greviyle göstermiştir. Fakat bu tek başına yeterli değildir. Çünkü Tuzla tersaneler havzası, emekle sermaye arasındaki mücadelenin bütün sinir uçlarının kesişme noktasıdır. Tersane işçileri bilincinde olsunlar ya da olmasınlar, bütün sınıf adına tarihi bir role soyunmaktadır. Bu, sermayenin ve işbirlikçi AKP Hükümetinin sınıfa yönelik çok yönlü saldırılarının ve kölece çalışma koşullarının tersaneler halkasından başlayarak parçalanması; gelişen, mayalanan sınıf bilincinin ve mücadeleci damarının kendisini yeni bir düzeye yükseltmesinde anlamını bulacaktır. Tersaneler cehenneminde elde edilecek her kazanım, sınıf hareketinin hanesine ve mücadeleci çizgisinin gelişimine doğrudan yansıyacaktır.
Zaten işçi sınıfı hareketi de bir süredir tepki ve öfkesini örgütleyerek gelişiyor. Yeni bir sınıf bilincini mayalıyor, tarihsel ve toplumsal rolüne dönük yeni bir çıkışın gözü pek öncü adımlarını döşüyor. 2007 1 Mayıs'ı, Hava-İş grev kararlılığı, Telekom grevi, kadın ve sınıf dayanışmasıyla kazanılan Novamend grevi, tersaneler fiili grevi ve en son 2008 1 Mayıs'ında yansıyan kararlılık bunu gösteriyor. Buna emek güçlerinin SSGSS karşıtı birleşik mücadelesini, 14 Mart iki saatlik genel grevi ve irili-ufaklı bir dizi işçi-emekçi eylem ve mücadelelerini eklemeliyiz. Sınıf hareketinin gelişimi, tarihsel bir gönderme bakımından '87 NETAŞ greviyle başlayan ve giderek kendi doğrultusunda gelişerek “bahar atılımı”na dönüşen tarihsel kesitle benzerlikler taşıyor. Şüphesiz ki, hareket kendi özgünlükleri ve ayırıcı çizgileri üzerinde gelişiyor, gelişecektir.
Sınıf hareketinin gelişimine, genel grev genel direniş perspektifinden bakarak ilişkilenmek doğru bir taktik ve siyasal perspektif olacaktır. Sermayenin ve işbirlikçi AKP Hükümetinin, işçi sınıfı ve ezilenlere yönelik neoliberal saldırı dayatmaları ancak bir genel grev genel direnişle püskürtülebilir. Buradan bakıldığında genel grev genel direniş güncel bir sorundur. Fakat bu, işçi sınıfı ve emekçilerin bilinç, örgütlülük ve hazırlık bakımından hemen yarın genel grevi örgütlemeye hazır olduğu anlamına gelmiyor. Bu bir süreçtir. İrili-ufaklı bir dizi tekil, lokal ve bölgesel grev ve direnişin; bu grev ve direnişlerin bir birini besleyerek, örgütleyerek gelişiminin ürünü olarak gerçekleşebilir. İşte 16 Haziran tersaneler grevi, genel greve giden bu yolda önemli bir halka olacaktır.
Tersane işçisi ve Limter-İş Sendikası, uzun bir sürece yayılan bir mücadele geçmişine sahiptir. Daha önemlisi sınıf hareketinin yakın dönem pratiğinin en önemli deneyimlerinden biri olan 27-28 Şubat fiili grevine yaslanmaktadır. Tersane işçileri, kendi deneyimleriyle kazanmak için kararlı olmak ve grev silahını kullanmak gerektiğini öğrendiler. Grev, tersane işçilerinin bilincini örgütledi, kazanma umudunu ve iradelerini biledi. Grevin en büyük kazanımı budur. Bu kazanım sayesindedir ki, tersane işçileri bir kez daha grevle kazanma kararlılığını örgütlüyor.
Grevle kısmi pratik kazanımlar sağlandıysa da, talepler esas olarak yerinde duruyor. Tersane patronları ve hükümet, yatıştırma, geçiştirme ve gündemden düşürme politikası izliyor. Bırakalım sendikanın somut, haklı ve meşru taleplerini karşılamayı, ölümlerin önüne geçmek için dahi hiç bir adım atmıyor. Örneğin, grev kararının alındığı günden bu yana bile iki işçi daha iş cinayetine kurban gitti. Hükümetin Çalışma Bakanı ise bir şey yapılamayacağını, “olayların süreceği”ni söylüyor. Başbakan Erdoğan, tersanelerde açılışa katılarak patronlara açık destekte bulunuyor. Patron, hükümet, polis ve yargı işbirliğiyle katliama dönüşen cinayetler ve kölece çalışma koşulları sürdürülmeye çalışılıyor.
16 Haziran grev kararı, bu sürece sendikanın ve örgütlü öncü işçilerin müdahalesi kadar, mücadeleyi somut kazanımlarla birleştirme kararlılığını da yansıtmaktadır. Grev tarihi olarak 16 Haziran'ın seçilmesi, büyük işçi direnişine tarihsel bir gönderme yapmak bakımından anlamlıdır. İşçi sınıfının mücadeleci geçmişine sahip çıkarak bir tarih bilinci oluşturmasına hizmet etmektedir. Ama en nihayetinde 16 Haziran grevi, tarihle güncelin buluştuğu bir zeminde inşa edilecektir. İş cinayetlerinin sorumlusu hükümete, patronlara, yargıya, polise karşı işçilerin yaşam hakkını savunan çok güncel politik bir meydan okuma olacaktır.
Limter-İş Sendikası, grev kararını duyurduğu açıklamada “dayanışma”ya özel bir vurgu yapıyor. Keza bölgesel bir grev çağrısında da bulunuyor. Mücadeleci sendikalar, emek örgütleri, siyasi parti ve platformlar, meslek odalarının da grev kararıyla ilgili yaptıkları açıklamalarda, “bu hepimizin grevi” vurgusu ön plana çıkıyor. Bu, hem sendika, hem de işçi sınıfının ileri bölükleri tarafından 16 Haziran grevinin öneminin ve kazanma yönteminin doğru kavranıldığı anlamına geliyor. Şimdi bu bilinci ve yönelimi iradi olarak örgütleme zamanıdır. Mücadeleci bütün sendika ve şubeler, -özellikle de Tuzla havzasındaki diğer sendikalar- sınıftan yana bütün parti ve kuvvetler, Limter-İş'in grev kararından somutlaşan tersane işçilerinin iradesi etrafında kenetlenerek dayanışmanın ve kazanmanın birleşik iradesini inşa etmelidir. Bu anlamda Limter-İş Sendikası'nın bağlı bulunduğu DİSK'e de özel bir görev düşmektedir. DİSK, 27-28 Şubat grevinde sergilediği pozitif tutumu 16 Haziran grevinde de sergilemelidir.
Ezilen toplumsal kesimlerin farklı bölükleri de; gençlik, kadınlar, semt emekçileri vb. eylemleriyle, dayanışmalarıyla grevin bir parçası olmalıdır. Öyle ki; onlarca, yüzlerce değişik yöntem ve biçimde eylemli dayanışma pratiği geliştirilebilir. Sendikaya kitlesel dayanışma ziyaretleri örgütlenebilir, grevi destekleme komiteleri kurulabilir, iş cinayetine kurban giden ailelere yardım toplanabilir, dayanışma ve destek için basın açıklamaları, oturma eylemleri, meşaleli yürüyüşler düzenlenebilir; duvar gazeteleri, yerel bildiriler çıkarılabilir. Emekçi semtlerde tabutlu eylemler yapılabilir. Üniversite öğrencilerinin Tuzla yürüyüşü ve süreklileşen duyarlılığı bu bakımdan güzel bir örnektir.
Unutulmamalı ki; her büyük mücadele, her büyük grev ancak öncesinde yapılan hazırlıkla kazanılabilir. Hiç bir şey şansa ve tesadüfe bırakılmamalıdır. Adım adım örgütlenerek, dayanışarak, eylemlerle iradeleşerek greve hazırlanılmalıdır. Nitekim Marksist Leninist komünist öncü de bilinciyle, eylemiyle, iradesiyle, bütün kuvvetleriyle bu büyük hazırlığın ve grevin bir parçası olacaktır.
16 Haziran grevi bir çağrıdır, haykırıştır; işçi sınıfının ve ezilenlerin kendi kaderlerini ellerine almaları yönünde bir öncü duruş ve iradedir. Şimdi; bu çağrıya kulak verme, sınıfın militan mücadeleci damarını güçlendirme zamanıdır. Şimdi; ellerimizi, yüreklerimizi, bilincimizi ve öfkemizi 16 Haziran grevi etrafında birleştirme zamanıdır.
Gazetemizin 211. sayısında yayınlanan köşedir