Atılım Günlük Haber Bülteni Ana Sayfası
 
Susurluk’tan Ergenekon’a.. Kaybedenler yargılansın

Av. Özlem Gümüştaş *

Ergenekon soruşturması, darbe hazırlığında olan emekli generaller Tolon ve Eruygur’un tutuklanmasına kadar uzandı. JİTEM’in kurucusu olarak bilinen ve Susurluk döneminin dokunulmazı, emekli tuğgeneral Veli Küçük de aynı operasyon kapsamında tutuklu bulunuyor. Ergenekon soruşturmasının gelinen aşamasında devlet gerçeği bir kez daha deşifre oluyor, Susurluk’tan Şemdinli’ye, Gazi katliamından Hrant Dink suikastına, kontrgerilla saldırılarının kimi bağlantıları ortaya çıkıyor.

Kontrgerilla örgütlenmesinin deşifre olmuş bir bölümü tasfiye edilirken, hükümet ve medya Ergenekon soruşturmasını “demokrasi” adına, “darbe karşıtı” bir hesaplaşma olarak sunuyor. Ergenekon soruşturması kapsamında askerlerin tutuklanması ve “terör örgütü” suçlamasının muhatabı olmaları yeni bir durumdur. Fakat yargılama için hazırlanan iddianame şimdiden “hesaplaşma”nın çerçevesini çizmektedir. İddianamede; Ergenekon terör örgütü olarak tariflenmekte, soruşturmanın şüphelileri “terör örgütü kurmak ve yönetmek”le suçlanmakta ise de; Ergenekon isimli terör örgütü tarafından işlenen suç TCK’nun 312. maddesinde düzenlenmiş olan “hükümete karşı suç” kapsamında değerlendirilmektedir. Ergenekon terör örgütünün yöneticisi olarak yargılanacak şüphelilerin muhatabı olacağı bu madde, “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasına kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” suçunu düzenler. Şimdiden denebilir ki, Ergenekon şüphelilerinin işaret ettiği Gazi katliamı, Şemdinli, Hrant Dink suikastı gibi kontrgerilla saldırıları, Kürt illerinde kirli savaş yılları boyunca işlenen kayıplar, yargısız infazlar, faili meçhuller gibi insanlık suçları, yargılamanın dışında tutulacaktır. “Ucu nereye kadar giderse gitsin” dense de, Ergenekon’un bir kez daha işaret ettiği kontrgerilla örgütlenmesine dokunulmayacak, cinayetleri açığa çıkarılmayacak, darbe girişimcisi askerler yargılanırken, darbecilere karşı ciddi bir hesaplaşma içine girilmeyecektir. Ergenekon; JİTEM’den askerlere, sermayedarlardan sivil kuruluşlara uzanan bağlantıları ile kontrgerillanın sadece bir parçasıdır. Türkiye’de kontrgerilla, özel bir devlet politikası olarak örgütlenmiş, bugüne kadar sayısız katliamın, siyasi cinayetin icraatçısı olmuştur. Kürt illerinde kirli savaşın tırmandırıldığı 1993 ve sonrasında, kayıplar, yargısız infazlar, faili meçhul cinayetler, emniyet ve askeriye mensubu güvenlik güçlerince, içlerinde kamu görevlilerinin de olduğu paramiliter gruplarca işlenmiştir. Bu gruplar, gündüz şehir merkezlerinden kaçırdıkları kişileri, kuş dahi uçurtulmayan kontrol noktalarından, aramalardan hiçbir engelle karşılaşmadan geçirip yüzlerce kilometre ötelere götürmüş, işkence yapıp, vahşice öldürmüşlerdir.

Kirli savaş yılları boyunca yaptığı katliamlar ile tanınan JİTEM, Hizbullah gibi kontrgerilla örgütlenmelerinin bizzat sorumluluğunda yer alan emekli Tümgeneral Yavuz Öztürk’ün sorumluluğundaki Bolu Dağ ve Komanda Tugayı’nın Orta Amerika’daki Ölüm Mangaları gibi çalıştığı söylenebilir. Bugüne kadar açılan toplu mezarlar ve çözülen kayıp öyküleri, JİTEM itirafçısı Abdülkadir Aygan’ın anlatımlarına dayanmış ise de bu insanlık suçları cezasız kalmıştır.

Aygan’ın itiraflarında; Tüm Sağlık-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Necati Aydın ve 3 kişinin öldürülmesi olayında adı geçen Jandarma İstihbarat Komutanı Abdülkerim Kırca, Cumhurbaşkanlığı tarafından “devlet övünç madalyası” ile ödüllendirilmiştir. Dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın 1000 gizli operasyonu, dönemin Başbakanı Tansu Çiller tarafından, “Devlet adına kurşun atan da yiyen de şereflidir” sözleriyle savunulmuştur. Şemdinli’de halka kurşun sıkanlar, bomba atanlar Genelkurmay Başkanı Büyükanıt tarafından “iyi çocuklar” denilerek sahiplenilmiş, JİTEM çetesine suçüstü yapan halk tutuklanmıştır.

Bugüne kadar yaşanan katliamlar, yargısız infazlar ve kayıplar defalarca kontrgerilla gerçeğine işaret etse de; toplumsal adalet talebine yanıt olacak gerçek bir sorgulama sağlanmamıştır. Ergenekon’un darbe girişimcisi generallerinin yargılanması bir yana, ne 1970 ne de 1980 darbesiyle hesaplaşılabilmiştir. Üstelik bu ülkede darbe yapanlar ‘80 Anayasası’nın hala yürürlükte bulunan geçici 15. maddesi ile dokunulmazlıklarını korumaktadır.

Yıllarca, Galatasaray Meydanı’nda kayıplarını arayan Cumartesi Anneleri ve insan hakları savunucuları, “Kayıpların değil, kaybedenlerin listesini istiyoruz” diye haykırdı. Bugün Kürt illerinde evlatlarını toplu mezarlardan çıkarmaya devam eden analar, 1000 gizli operasyonun açıklanmasını, kayıpların bulunmasını istiyor. Bu adalet talebi, Ergenekon yargılamasında da; Susurluk’tan Ergenekon’a uzanan kontrgerilla gerçeğinin ortaya çıkarılması, Şili’de, Arjantin’de olduğu gibi darbeci generallerin yargılanması için taraf olacaktır.

* Kayıplara Karşı Uluslararası Komite (ICAD) Türkiye Seksiyonu