Atılım Günlük Haber Bülteni Ana Sayfası
 
Yargılayan savunmalar- Komünist bir devrimciyim

Ziya Ulusoy

Komünist bir devrimciyim *

Savunmama başlamadan, iki yıl önce Haziran ayında topluca katledilen Cafer Cangöz ve 16 arkadaşını saygıyla anıyorum. Tüm ömrünü emperyalizme ve İsrail siyonizmine karşı mücadeleye adayan George Habaş'ı saygıyla anıyorum. Ve ayrıca, Haziran'da F Tiplerine karşı mücadelede yitirdiğimiz devrimci arkadaşları da anıyorum.

Savcı Ali Cengiz Hacıosmanoğlu, mevcut Anayasal düzeni ihlal etmekten müebbetle cezalandırılmamı istiyor.

Türkiye'nin Anayasal düzeni, liderliğini ABD'nin yaptığı emperyalist dünya sisteminin, bir avuç uluslararası mali sermaye tekelinin egemen olduğu kapitalist sistemin bir parçasıdır. Savcının övdüğü anayasal düzen, ABD'ci yeni sömürge bir düzen olarak ABD'nin halkları ve ulusları ezmesini desteklemiştir.

NATO'cu, ABD'ci düzen tarihte ne yapmış? Anayasasını, tarihi darbelerden almış bir düzendir. Türkiye'nin anayasal düzeni, kapitalist emperyalist dünya düzenin bir halkasıdır. ABD'nin ve savaş formülasyonu, NATO'nun süper tekellerinin egemenliğiyle bütünleşen işbirlikçilerin egemenliğidir. İşçi sınıfımız ve halklarımıza karşı uluslararası tekellerin egemenliğinin bekçisidir. Citibankların, Fordların, Renaultların, Toyotaların, Koçların, Oyakların, Sabancıların, Çalıkların, Cargillerin egemenliğini korumanın düzenidir. Onların bu rejimi; koşullara göre muhafazakar, liberal, İslamcı tüm milliyetçi hükümetlerin, generallerin de ortak olduğu MGK tarafından yönetiliyor. Eğer şimdiye değin, kimi zaman bazı demokratik ve sosyal alanda ileriye gidildiyse, rejimin ısrar etmesi veya 12 Eylül Anayasası'nın bunlara izin vermesi nedeniyle olmadı. İşçilerimizin, emekçilerimizin, halklarımızın komünistler ve devrimcilerle birlikte mücadele etmesi sonucu bu haklar kazanılabildi.

Kapitalist sistemin ve gerici faşist rejimlerin yol açtığı durum, bugün bütün çıplaklığıyla ortadadır. Ekonomik bakımından bir avuç gerici sermayenin egemenliği ve halkların sömürüsüdür. Gelinen süreç içinde Cumhuriyet tarihi boyunca, devletin bekçiliğini yaptığı; Koçların, İslamcı ve ulusalcı patronların egemenliğidir. Sayıları artarak birkaç onun üzerine çıkan yerli dolar milyarderinin ve uluslararası tekellerin işçi sınıfı ve emekçi halklarımızın alınterine ve emeklerine el koyduğu gerçeği, hiçbir yalanın örtemeyeceği asıl gerçektir.

Emek ve kan emicilerin hangi renkten olduklarının hiçbir önemi yoktur. İşbirlikçi tekelci kapitalizm, işçi sınıfı ve emekçilere ucuz ve kalifiyesiz işçi olarak sömürülmekten, yoksulluktan ve kitlesel kronik işsizlikten başka bir şey getirmemiştir. Gençliği geleceksizliğe, kitlesel cehalete, ahlaki çürümeye mahkum etmiştir. Çocuklarımızı, bedenlerinin kaldıramayacağı çarklar arasında ezmiştir. Kadınlara, ucuz ve kalifiyesiz işçi olmayı, erkek egemen kültürün bariz saldırılarına maruz kalmayı kader haline getirmiştir. Yoksul kesimleri açlığa ve küçük üreticileri güçsüzleşme tehlikesine mahkum etmiştir. Tarım işçilerini güvencesiz ağır koşullarda çalışmaya, yollarında canlarını verdikleri, çardaklarda hastalandıkları koşullara mahkum etmiştir.

Düzenin rejimleri, işçilerin ekonomik hakları ve özgürlükler için mücadeleleri, sosyalizm mücadelesini, halkların ve ezilen inançların hak eşitlik mücadelelerini, emperyalizme karşı mücadeleyi kan ve barutla yasak ve namlularla ezdiler. Gericiliğin başka biçimlerini geliştirerek örgütlemeyle büyüttüler. Muhafazakarlığın ırkçılığını, şovenist milliyetçiliği, acımasızca linç girişimlerini büyüttüler. Özgürlüklerine susayan halklara düşmanlığı, ulusal ve sınıfsal hakları isteyen halklarımızı boğazlama mantığı, aydınlanma söylemiyle aydın düşmanlığı geliştirdiler.

İşbirlikçi kapitalizm, işçi sınıfı ve halklarımızı 12 Mart ve 12 Eylül faşist darbelerinde on yıllarca süren sıkıyönetim ve OHAL zorbalığına mahkum etti. Söz, basın, örgütlenme, grev ve gösteri yasaklarını reva gördü. Anti demokratik gerici parlamentarizmden ileri geçemedi. Sıkıyönetim mahkemelerini ve devlet güvenlik mahkemelerini, özel ağır ceza mahkemeleri cezalandırma hukuku olarak sağladı. Geçmiş çağlardan geri alınan tecrit zindancılığıyla, devrimci tutsakları katliamıyla ünlü “güvenlik”i yarattı. Polisin, MİT'in, JİTEM'in, sıkıyönetim zindanlarının özel harp dairelerinin işkencelerin yuvaları oldukları, cellatlarını seferber ederek sokakta, girilen evlerde tek tek değil, topluca insanları katlettikleri kontrgerilla rejimi yarattı. Kürtlerin ve diğer ulusal toplulukların, ulusal halkların yasa boğulduğu hain, Alevi mezhepten halklarımızın can ve mal güvenliğinin baskı altında olduğu Türkçü ve ırkçı saldırıları egemen kıldı. Türkçü ve ırkçı linç saldırganlığı üretti.

Irkçı gençliğin duyarlılık ve ulusal gurur olarak inandığı başka uygarlık yarattı; ABD ve NATO'nun halklara yönelik saldırılarına göreceli bekçilik etmeyi... Kore'den Balkanlar'a, Afganistan'a ABD'ci sömürgeci işgallerin emirliğine asker vermeyi... Irak işgaline asker göndermeyi amaçlamayı... Tüm bunlar, “milliyetçiliğin onuru” olarak yükseltmiştir.

Savcı, komünist devrimci tutsakları ABD işbirlikçisi gerici faşistleriyle bir tutuyor. İşçi sınıfı ve halklarımıza toplumsal yıkım, acımasız sömürü ve sömürüden başta bir şey vermeyen sermaye oligarşisine egemenlik tanıyor. Savcının savunduğu anayasal düzen emperyalist sistemin bir parçası olduğu için, emperyalist savaşlarının katliamlarının işgallerinin mirasçısıdır. Emperyalist savaş zorbalarının mirasçısıdır. Komünist ve devrimciler ise, ayrı ülkelerde devrimlerin mirasçılarıdır. Paris Komünü'nün ve Ekim Devrimi'nin mirasçılarıdır. Emperyalist işgale karşı devrimlerin, Çin devriminin ve Vietnam devriminin mirasçılarıdır. Hitler faşizmini yıkan devrimlerin temsilcisidirler. Küba devriminde de faşist diktatörlüğe karşı mücadele eden halkların tarafındadırlar.

Savcının savunduğu düzen, bugün de Bush'ların, Blair'lerin, siyonistlerin yanındadır. Çıkarları, emperyalist birliklerden birini tercih etmekten başka bir yol bulamıyor. Savcının savunduğu düzen, kan dökücü Yavuzların, soykırımcı Enverlerin, Kemalist milli şeflerin, Mendereslerin, Demirellerin, Tağmaçların, Evrenlerin, Türkeşlerin, Özal ve Çiller'in, Erbakanların ve nicelerinin mirasçısıdır. İşkenceci polisin şefleri Kürşat Altayların, Mehmet Eymürlerin, Mehmet Ağarların, Vatan Özdemirlerin düzenidir. Fakir fukarayı ezenlerin düzenidir. Irkçı Nusret Demiralcıların düzenidir. Tan matbaasını yakanların, 6-7 Eylül ırkçı saldırısının; Maraş, Çorum, Sivas katliamlarının, bilim insanı katliamlarının, öğrenci katliamlarının, aydın cinayetlerinin mirasçısıdır.

Komünistler ve devrimciler ise, “Yarin yanağından gayri her şey ortak!” diyen Pir Sultanların, Dadaloğullarını, Karayılanların, Mustafa Suphilerin, Nazımların; Deniz, Mahir, İbrahimlerin mirasçılarıdır. Bugün savcının savunduğu düzeni yönetenler iki cepheye bölünmüş, iktidar dalaşı içindeler... Rejimin gerici AKP tarafından mı, milliyetçi faşist cephe tarafından mı yönetileceği tartışılıyor. İktidardan daha çok mevzi kapmak ve var olan mevzilerini koruma savaşı içinde olan her iki gerici cephe de, ABD'yle işbirliği ve NATO'ya bağlılıkta birleşiyorlar. 12 Eylülcü anayasayı ve faşist yasakları sürdürmekte birleşiyorlar. Militarizmi ve polis terörünü sürdürmekte birleşiyorlar.

Komünist bir devrimciyim. Emperyalizme, işbirlikçi tekelci kapitalizme ve gerici faşistlere karşı özgürlük ve sosyalizmden yanayım.

* 10 Eylül tutsağı Ziya Ulusoy'un savunmasının kısaltılmış halidir.