Atılım Günlük Haber Bülteni Ana Sayfası
 
Özgürlük ateşi ile ısındık

İstanbul'dan bir ESP'li

4 Şubat günü, sınıra yürüyüşün İstanbul kolu olarak Şırnak-Kasrik Boğazı'na doğru yola çıktık. Sınır ötesi operasyona, kirli savaşa dur demek ve Kürt halkının barış talebini desteklemek için İstanbul metropollerinden Kürdistan’a yüksek sesli bir eylemsel duruş sergilemekti amacımız. Birçok ilden yüzlerce araçla yola çıkan kardeşlik ve barış savunucularıyla operasyonların en yoğun olduğu Şırnak’ta buluşacaktık.

Yola çıkanlar olarak biliyorduk ki, yıllardır Kürt halkının meşru mücadelesini boğmak için devletin kirli savaş politikaları sonucu birçok acı yaşanmıştı ve bu topraklar yıllardır bir halkın tarihi direnişine de tanıklık etmişti.

Devlet tarafından bu yürüyüşün türlü bahanelerle engellenebileceğini biliyorduk, ama daha Çamlıca çıkışından itibaren bu engellemelere başlanacağını çok da düşünmemiştik. Geçtiğimiz her ilde savcıların imzalı, mühürlü arama yetkilerini yüzümüze okuyan askerler, görevlerini çok büyük bir şevkle yerine getiriyorlardı. Otobüslerde 11 kez canlı bomba, 11 kez yasadışı örgüt üyesi aradılar. Sadece sınıra yürüyen otobüsleri değil, Kürdistan’a o gün yola çıkan tüm yolcu otobüslerini durdurup “suçlu” arayan sömürgeci devlet, inkarcı tahammülsüz yüzünü bir kez daha göstermişti. O gün, Kürdistan’a giden herkes suçluydu gözlerinde.

Araçtan indirdikleri erkeklerin saçlarına, kulaklarına ve ayakkabılarına bakıyorlar, eşyalarını dağıtıyorlardı. Bu insanlık dışı duruma müdahale ettik. Çünkü bizlere de durdurdukları noktada fiili gözaltı muamelesi yapıyorlar, tuvalete bile askerler eşliğinde gitmeyi dayatıyorlardı. Devletin yasaklı alanına gidiyorduk ve öyle elimizi kolumuzu sallaya sallaya gidemeyeceğimizi anlatmaya çalışıyorlardı kendi dillerince.

Her arama noktasında karşımıza çıkan ve işkenceye dönmeye başlayan bu uygulamalara karşı çıktık. Canlı kalkan ruhuyla donanmış bizler, arama noktalarını eylem alanlarına çevirdik. Marşlarla, halaylarla, güdümlenmiş asker beyinleri ve üniformalı etten duvarların arasında, sesimizin dağlara kadar ulaşacağına inanarak haykırdık. Jandarma ise, Osmanlı artığı kanlı gelenekleri mehter marşını çalarak acizliğini örtmeye çalıştı.

Üç saatte varacağımız noktaya on üç saatte varınca Diyarbakır buluşmasını kaçırdık. Yol boyunca tüm engellemelerin amacı da bu buluşmayı engellemekti. Yirmi saati aşkın bir gecikmeyle Kasrik Boğazı’na da ancak sabaha karşı varabildik; gece orada konaklamanın keyfini ve güzelliğini kaçırmış olduk.

Boğaza ilk vardığımız anda henüz sabah olmamıştı. Görkemli özgürlük ve ölümüne direniş hikayeleriyle dolu dağlarda bu kez ateşler yanıyordu. Her tepe ve yamaçta yanan küçük küçük ateşlerin etrafındaki insanlar, tarihi bir ana tanıklık ediyor olduklarının farkındalardı.

Biz de hemen bir ateşin yanına giderek sohbet etmeye, tanışmaya başladık. ESP’li olduğumuzu, İstanbul’dan bu yürüyüşe katıldığımızı belirttik. Herkes oldukça coşkulu ve heyecanlıydı. 7’den 77’ye her yaştan, hemen her bölgeden gelmiştik.

Boğazın içinde çadırlar kurulmuş, sohbetler derinleşmişti. Selamlaşma zafer işaretiyle yapılıyor, duyguların evrensel ortak diliyle kelimelere bile bazen ihtiyaç duyulmuyordu.

Türkiye metropollerinden gelen çeşitli devrimci, ilerici kurum ve partiler ile Kürt halkı olarak, dağlarda üzerimize nişan almış vaziyette duran askerlerin varlığını unutturarak, sadece buluşmanın heyecanını yaşadık. Kürdistan dağlarının büyüleyici atmosferinde yankılanan barış ve kardeşlik çağrıları, gerilla ana ve babalarının yıllanmış ve bilenmiş derinlikli gözleri ve dağlarda hiç sönmeyeceğini bildiğimiz özgürlük ateşi ile ısındık.

Şırnak’tan ayrılırken yol kenarında yoksul Kürt çocuklarının minik parmaklarıyla yaptıkları zafer işaretleri ve alkışlarıyla uğurlanmamız, her yamacında bir asker kulesinin olduğu yol güzergahında, inadına isyanın resmi olarak beynimize ve yüreğimize kazındı. İstanbul’a dönüş yolculuğumuz da, dilimizde türkü ve şarkılarla aynı sıcaklık ve tatlı yorgunlukla son buldu.