Atılım Günlük Haber Bülteni Ana Sayfası
 
Her bijî Cizre, her bijî Botan!

Malatya'dan sosyalist yurtsever bir kadın

Gecenin bir yarısı yola düşüyoruz, umut ve heyecan yüklü duygularla. “Nasıl olacak”, “Zamanında varabilecek miyiz”, “Herhangi bir engelleme ile karşılaşacak mıyız” diye konuşurken, yola çıkalı henüz on dakika olmamışken kelimelerimizi, karşımızda gördüğümüz düşman sürüsünü görünce yutuyoruz. Bu ne hız diye konuşmaya başlıyoruz aramızda. “Yakalandık” diye espriler uçuşuyor ortalıkta.

Aracımız durduruluyor, “Herkes dışarı, üst aramaları yapılacak, aracınız hakkında arama kararı var” denilerek, aracımızın her bir yanı didik didik ediliyor. Çantalarımız da dahil buna! Arabanın önünde tek tek arama yapılıyor. Bütün herkes orada! Bu görüntü, '90’larda tek tek araba önüne dizilmiş, hakarete uğrayan halkımızı gözümün önüne getiriyor. Birden kin bürüyor gözümü. Bir dizi ‘sebepten’ kaynaklı şoförümüzün ehliyetine el konuluyor, ceza kesiliyor. 3 saatlik bekletilmenin ardından, on dakikalık yolumuza geri dönüyoruz. Daha sonra başka bir yol bulup başka bir araca biniyoruz. Ancak ikinci bindiğimiz şehirler arası araç da tehdit ediliyor ve ceza kesildikten sonra yine gittiğimiz on dakikalık yoldan geri çevriliyoruz.

Ama yılmak yok! Devlet kararlı, bizi il dışına çıkarmayacak. Ancak biz de kararlıyız! Mutlaka gi-de-ce-ğiz! Üç ya da beş kişi... En sonunda üçlü beşli ayrılıp gitmeye karar veriyoruz. Velhasıl yola çıktığımız kentin sınırlarını aşabilsek gitmek isteğimiz dağlara hemencecik ulaşacağız diyoruz. Her bir virajlı yolun ardından ‘arama noktası var mı acaba’ diye bakıyoruz. Yolumuz kısaldıkça daha bir rahatlıyoruz. Rahatladıkça da içimdeki heyecan katlanıyor. Dağları, halkımızı görmeyi düşünmek beni oldukça heyecanlandırıyor.

Ama Amed buluşmasına yetişemiyoruz! Gece 2'de yola çıkıyoruz, ancak gündüz 11'de şehirden ayrılabiliyoruz.

Bu arada, diğer kentlerden gelen yoldaşlarla irtibat halindeyiz. “Herhangi bir engellemeye tabiler mi”, “Yolculukları nasıl geçiyor”, “Bir olumsuzluk var mı?” diye aklım diğer yürüyüşçülerde. “Biz Amed’den çıktık, siz neredesiniz?”, “Biz daha Aksaray’a bile varmadık” şeklindeki konuşmalar can sıkıcı oluyor, ama hedef belli. Dağlarımızı, yiğit halkımızın onurlu mücadelesini düşününce hiç bir sıkıntı yer edinemiyor yüreğimde.

İsyana kesmiş bir tarihin topraklarında ilerliyoruz. Botan’da ilerliyoruz. Yol boyu Kürdistan illerinin bir çoğundan geçiyoruz. Mardin’den geçerken bu toprakların ne kadar zengin bir tarihi olduğunu düşünüyorum. Mezopotamya halklarının ardında bıraktıkları izleri görüyorum.

Akşam gelip çattı. Yaklaşık (gece 2'de yola çıkışımızı da hesaplarsam) 15 saattir yoldayız! Hiç uyumadık. Yolda karşılaşacağımız bir olayı kaçırmak istemiyoruz. O nedenle tüm dikkatimizle yolu izliyoruz.

Sanki güneşin batışı bile çok farklı Kürdistan topraklarında. Alabildiğine kızıl! Ve gözlerin acımadan bakabiliyorsun. Dağların en üstünden seyrediyorsun önünden uzanan vadiyi. Yoldaşlarım geçiyor gözlerimin önünden. Mardin'de, tarihin kentinde, halkımızın özgürlük mücadelesinde ölümü hiçe sayan yoldaşlarımızı; Şengül, Hasan, Hüseyin, bir Newroz günü toprağa düşen Tuncay, Zilan, Viyan, Mazlum, Beritan... Ve daha ismini bu satırlara sığdıramayacağım şehitlerimiz. Gözlerim buğulanıyor. “Öfkemi biliyor, içimdeki sıkıntı.” (Ş.Tamer)

Artık Nusaybin’deyiz. Botan yürüyüşümüzde halkımızla kucaklaşıyoruz sonunda. Arabalarından inip halay çekenler, sloganlar!... Sosyalist yurtsever olarak halkımızla bu kadar yoğun duyguları ilk kez yaşıyormuşum gibi hissediyorum. Halbuki ne çok yan yana gelmişiz!

Her defasında yeniden yeniden yaşıyormuşum gibi yaşıyorum bu duyguları. Bir halkın sokaklara dökülmesi, özgürlük için mücadele eden evlatlarına canlı kalkan olması... En çok da kadınlarımızın sokaklarda olması... Kucağında çocuğu, başında örtüsü, ellerinde kes û ser u zer’leri, zafer işaretleri ve sloganları! Bunları anlatacak kelimeler yok. Gözler ve sloganlarla anlaşıyor herkes.

Yüzlerce araç Botan'da yol alıyor. Bir kaç saatlik yolumuz kaldı. İpek yolu gittiğimiz. Sınır şeridi görülüyor! Tel örgüler çekmişler, ama bir o kadar yakın duruyor sınır şeridi. Elini uzatsan tutacakmışım gibi. Yol boyu zılgıtlar ve sloganlar sürüyor.

İki arama noktasından geçiyoruz. Ama kim durduracak yüzlerce aracı. Kim uğraşacak bu halkla. Gözlerinde inanç, gözlerinde kararlılık olan bu halkla. Araç plakaları alınıyor sadece. Sonrası ise heyecan dolu bir yol.

Halkımız bizi Cizre’nin girişinde bekliyor. Birden patlıyor havai fişekler. Karşıda Gabar. Hani şu burjuva medyada büyük bir övgü ile kelle-kulak avcılığı yapmaya gidenleri pohpohlayan, hergün adını duyduğumuz Gabar. Operasyonların durmadığı, hergün halkımızın üzerinden savaş uçaklarının geçtiği ve bomba seslerinin duyulduğu Cizre.

Cizre'yi bugün sloganlar ve zılgıtlar dolduruyor. İnatla barışı ve özgürlüğü isteyen bir halk buradaki. İmha ve inkar dayatmasına direnen bir halk bu.

Cizre halkına da bir moral bu buluşma. Havai fişeklerin görüldüğü söyleniyor Gabar’dan. Müthiş bir duygu bu. Yerimde duramıyorum. Zafer işaretiyle ve gözlerimle cevap veriyorum dağlara.

Cizre’de 20 bin kişi sokakta bizi karşılamak için saatler öncesinden bekliyor. Nusaybin’den daha kalabalık bir kitle. Bizi karşılamak için özel olarak hazırlanmış. Bu kitleyi görünce ‘Her bîjî Cizre, her bîjî Botan!’ (Çok yaşa Cizre, çok yaşa Botan!) diyorum.

Hedefimiz daha yakın şimdi. 15-20 dakikalık yolumuz kaldı. Ama akşam karanlığı... Araba ışıklarının aydınlığı olmazsa zifiri karanlık. Dağları bir çizgi şeklinde seçebiliyorsun. Ancak Kasrik Boğazı'ndayız işte. Cudi ve Gabar arasında, Kasrik Boğazı'ndayız. Bu heyecanı, kucaklaşmayı görünce değdi diyoruz. Her şeye değer!

Başkaca illerden gelen yoldaşlarımızla buluşabiliyoruz en sonunda. Bizden önce çadırlar kurulmuş, ateşler yakılmış. Halaya duruyoruz biz de. Her ateş bir meşale. Her biri, zifiri karanlığa yakılmış bir aydınlık! Biz buradayız, yanınızdayız diyor. Sloganlar, zılgıtlar, alkışlar ve umut...

Her biri farklı bir ilden. Ama amaç ortak! Verilen mesaj ortak!

Hava aydınlanmaya başladığında nerede olduğumuzu daha net görebiliyoruz. Dağların arasında halkımızla beraberiz. Kol kolayız. Yine son sözü ezilenler söylüyor. İrade ve kararlılık bir kez daha kazanıyor.