Atılım Günlük Haber Bülteni Ana Sayfası
 
Irak’ta oyunun gidişatı değişiyor -Patrick Cockburn

Patrick Cockburn*

Bağdat sokaklarında pek az Amerikan devriyesi kaldı ve yakın bir zamanda hiç kalmayacak. 30 Haziran'dan itibaren iki hafta içinde Amerikan askeri güçleri Irak şehirlerinden tamamen çekilmiş olacak. Altı yıl önce başlayan işgal bitiyor. Her yerde azalan Amerikan etkisinin emarelerini görmek mümkün.

Irak başbakanı Nuri el-Maliki’nin geçen hafta Bağdat’da 300 kadar üst düzey komutanıyla düzenlediği toplantıya katılmak isteyen Amerikalı generalin talebi reddedildi. Iraklı bir genaral, “Sizden özür diliyoruz, fakat bu Irak’ la ilgili toplantıdır ve siz davetli değilsiniz” dedi. Amerika tarafından 2006’ da göreve getirilen Maliki, Amerikan birliklerinin ayrılması konusunda sanki onlara karşı bir ayaklanmaya kendisi önderlik ediyormuş gibi konuştu. Sadece bir kez Amerika’ ya değindiği ve bir saat süren konuşması esnasında şu sözleri de sarf etti “Yabancı güçler şehirlerden topyekün geri çekilmeli... Bu, bayramlarda ve şenliklerde kutlamamız gereken bir zaferdir.”

Maliki’nin Amerika’nın asıl müttefiklerinden biri olduğu düşünülürse bu durum kendi adına şaşırtıcı bir minnetsizlik göstergesidir. Amerikalı komutanlar ve diplomatlar Maliki’nin Iraklı milliyetçiliği vurgusundaki artışın izlerini Haziran ayının sonunda gerçekleşecek olan kritik parlamento seçimlerinden aylar öncesine kadar gözlemlemenin mümkün olduğunu düşünerek kendilerini rahatlatıyorlar. Fakat kendisinin Amerika’ya karşı aldığı aleni mesafe, Amerikan karşıtlığının Irak halkının çoğunluğu üzerinde kaydadeğer albenisi olduğuna dair inancını açıkça ortaya koyuyor.

Gerileyen Amerikan etkisinin daha başka örtük emarelerini de görmek mümkün. Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonraki yıllarda Irak Ulusal İstihbarat Güçleri CIA tarafından kontrol ve finanse edildi. Kurum, uzunca bir süre Amerika için çalışmış olan General Muhammed Abdullah el-Şehvani’yi şef olarak atadı. Irak İstihbaratı yıllarca bütçede görünmedi ve Iraklı kıdemli subaylar Amerikalı danışmanlarla birlikte çalıştı. Iraklı politikacılara göre, şimdi Irak İstihbaratı hükümetlerinin kontrolünü eski haline çevirmeye çalışıyorlar

Iraklılar, Amerikanın gerçekten çekildiğini giderek göz ününde bulunduruyorlar. 133 bin kişilik Amerikan Birlikleri ülkede kalırken son muharebe birliği 2010 Ağustos’unda ve kalan Amerikan kuvvetleri de 2011 yılı sonunda ülkeden ayrılacak. 2003 yılından beri Bağdat’ın batısındaki Anbar eyaletinde bulunan 16 bin denizci baharda Irak’tan ayrılacak. Fakat feraset sahibi Iraklı bir politikacı olan Irak Ulusal Meclisi Başkanı Ahmet Çelebi’ ye göre, “Irak’taki Amerikalı generaller her ne söylerse söylesin, Obama Amerikanın gerçekten çekileceğini açıkça ifade etti.”

En son Amerikan birliğinin ülkeyi terk etmesinden çok önce bile Amerikan kuvvetlerinin ülkeden ayrılacağı bilgisi hali hazırda Irak’taki politik manzarayı dönüştürmeye başladı. Artık herhangi bir Iraklı liderin Iraklıların gözünde Amerikan işgaliyle birlikte özdeşleşmesi hiç de akıllıca değil.

Amerikan kuvvetleri geride, güvenliğin 2006-2007 yılları boyunca süren katliamdan daha iyi olduğu bir ülke bırakıyor; ama yine de Irak dünyanın muhtemelen en tehlikeli ülkesi durumunda. Birçok Iraklı’ nın halen şiddetin kol gezdiği bir yerden Amerikan birliklerinin ayrılmasıyla şiddetin daha da artacağına dair şüphesi var.

En çarpıcı saldırı, parlamentodaki ana Sünni blokun lideri Haris el-Ubeydi’nin cuma günü Bağdat’ın batısındaki Yarmuk bölgesinde bulunan el-Şavaf camisinden ayrılırken suikaste uğramasıydı. Katil el-Ubeydi’yi, sekreterini ve üç korumasını öldürdükten sonra korumalar tarafından yakalanmadan el bombasıyla kendini havaya uçurdu. Suikastin şekli ve suikastçinin kendini öldürmesi bir el-Kaide saldırısının tüm niteliklerini ortaya koyuyor. El-Ubeydi yakın zamanda Sünni blokun önderliğini üstlenmiş ve tutuklular adına kampanyalara katılmıştı. Saldırının en olası nedeni Irak’taki el-Kaide’nin içinden çıktığı Sünni tolumda son iki yılda gücünü kaybetmesine rağmen hükümetle işbirliğinde olan herhangi bir Sünni lideri ortadan kaldırabileceğini göstermekti.

Hafta başında Bağdat’ın yaklaşık 410 km. güneyindeki Nassariya kentinin dışında bulunan Bathaa köyünde bomba yüklü bir arabanın patlaması sonucu 30 kişinin ölümü ve 65 kişinin yaralanması el-Kaide’nin Şii hedeflere ne kadar yaklaşabileceğini açıkça gösterdi. Kalabalık bir Pazar yerinde masum halka karşı yapılan bu bağnaz saldırı el-Kaide’nin olabildiğince fazla Şii öldürme amacında olduğunu gösteriyor. Hedef, el-Kaide’nin Şii merkezi bölgelerinin derinliklerine bile saldırabileceğini göstermesi açısından muhtemelen özellikle seçildi.

Kuzey Irak’da Kürtler ve Araplar el-Kaide’nin yapabileceklerini gölgede bırakacak ve şiddete dönüşme olasılığı olan sözlü savaşa giriştiler. 483 km. uzunluğundaki gayrı resmi sınır boyunca yüksek özerkliğe sahip Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ nin sınırları dışında kalan, fakat Kürt çoğunluğun barındığı bölgenin kontrolü tehlike altında. 2003’de Amerikalılarla ittifak yapan Kürtler, Kuzey Irak’taki en büyük iki kent olan Musul ve Kerkük’ü ele geçirebilirlerdi. Bu iki kent Haziran ayında yapılacak olan eyalet seçimlerine kadar başkenti Musul olan ve üçte ikisi Sünni Araplardan ve kalanı Kürtlerden oluşan Ninova eyaletinin kontrolü altında. Bu seçimleri şimdiki vali Atheel al-Nujaifi’nin yönetimindeki Kürt karşıtı platform ile beraber bir Sünni partisi olan al-Habda kazandı. Al-Habda ve Bağdat’daki merkezi hükümet kontrolü yeniden sağlamaya çalışıncaya kadar sürekli olaylar meydana geldi. Bölgedeki Kürt güçler hiç zemin hazırlamıyor. Al-Nujaifi, 8 Mayıs’ta Kürtlerin kontrolündeki Bashiqa’ya girmeye çalıştı. Kürtler ona karşı “ateşli silahla öldürme” emri yayınladılar ve o da sonuç olarak geri döndü. Bağdatlı bir diplamata göre “Hiçkimse emri yayınladığını kabul etmiyor fakat al-Nujaifi öldürülseydi, Araplar ve Kürtler Ninova’nın tamamında birbirlerini katletmeye başlayacaklardı.” Bir kaç hafta sonra Ninova’nın Sünni Arap polis şefi, eyaletinin Kürt bölgesine girmeye çalışırken Iraklı asker ve polislerden oluşan kafilesiyle birlikte Kürt güçleri tarafından geri çekilmeye zorlandı.

Kürtler Amerikalıların bölgeden ayrılmasıya güç dengelerinin onların aleyhine dönmesini hissedebiliyorlar ve aynı zamanda Bağdat’taki merkezi hükümet politik ve askeri açıdan güçleniyor, Ninova ve Kerkük’teki Araplar’ın kendilerine güveni artıyor. Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani aylarca Maliki ile görüşmedi. Kürt lider, “Bügünlerde Ankara ile ilişkilerimiz Bağdatla olan ilişkilerimizden daha iyi durumda” dedi. Bölgedeki anlaşmazlıkların temelinde yatan sebep, Bağdat’daki Petrol Bakanlığıyla temas halinde olan Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin elindeki ve bakanlığın yasal olmadığını ilan ettiği çok miktarda olduğu keşfedilen petroldür.

Kürtler ve Araplar arasında Kuzey Irak’ta olası bir savaş her iki taraf içinde çok şey kaybettirecek. Kürtler, Bağdat Hükümetinde önemli makamlara sahip. Hükümet içinde en iyi örgütlenmiş grup Kürtler. Bağdat yönetimi içinde bulundukları sürece Türkiye, İran ve Suriye’den gelebilecek baskılara daha rahat karşı koyabilecekler. Maliki’nin de Kürtlerle olası bir çatışmada kaybedecek çok şeyi var. Saddam Hüseyin’in baskın Sünni rejiminin yerine gelen Irak Koalisyonu bir Şii-Kürt rejimiydi. Kürtler yarım yüzyıldan fazla bir süre boyunca Irak’taki istikrarı bozabileceklerini gösterdiler ve Saddam Hüseyin bile onları bastıramadı. Maliki gelecek Ocak ayındaki parlemento seçimlerinden önce popülaritesini artırmak için, hem Sünni hem de Şii Araplar arasında yaygın bir fikir olar Kürt karşıtı akımdan yararlanmak doğrultusunda teşvik edilmiş olabilir ancak bu olsa olsa sığ ve tehlikeli bir hamle olurdu.

Irak’ta şiddet devam ediyor ve Irak Hükümeti bozulmuş ve işlevsiz hale gelmiş olmasına rağmen ülke için beklentiler ilk bakışta göründüğü gibi umutsuz değil. Saddam Hüseyin’in 2003’de devrilmesinden sonra iki savaş oldu. Biri 2003-2007 yılları arasında Sünni cemaatin Amerikan işgaline karşı ayaklanmasıydı. Diğeri 2006-2007’de şiddeti artan Sünniler ve Şiiler arasındaki kanlı içsavaştı. Her iki savaş da bitmek üzere. Amerikan kuvvetleri ülkeden ayrılıyor. Şiiler geniş ölçekte içsavaşı kazandı. Şimdi Bağdatın dörtte üçü Şiilerden oluşuyor ve 600 bin-güçlü güvenlik kuvvetinin kontrolü onların elinde. Sünni cemaatin yeniden savaşa girmesi çok zor ve muhtemelen de intihar olur. El-Kaide sürekli vahşet eylemleriyle Şiileri Sünnilere karşı misilleme yapmaya kışkırtıyor, fakat şimdiye kadar böyle birşey gerçekleşmedi.

Irak’ta Amerikan birliklerinin ayrılamasından sonra yeni bir savaşın patlak vermesi pek olası görünmüyor ama bu kendi problemlerini çözdüğü anlamına gelmiyor. Hükümet gruplara ayrılmış vaziyette. Şii, Kürt ve Sünni liderler birbirlerinden korkuyor ve karşılıklı güvensizlik içindeler. Yandaşları için de aynı tutum geçerli. Irak toplumu ve ekonomisi 30 yıl süren savaş ve yaptırımlardan dolayı mahvolmuş durumda. Fakat son altı yıl için düzensizliğin başat unsuru geniş Amerikan ordusunun Irak’taki varlığıdır ve ülkeden ayrılmasıyla patlamak üzere olan çeşitli anlaşmazlıklar sadece kontrol altında tutulabilir.

*Deneyimli gazeteci Patrick Cockburn Bağdat'tan yazıyor. Cockburn, “İşgal: Savaş, Direniş ve Irak’ ta gündelik hayat” kitabının yazarıdır. Ulusal Kitap Eleştiemenleri Çevresi 2006 yılı en iyi kurmaca olmayan yazın türünde kitap ödülü finalistidir. Yeni kitabı “Mukteda! Mukteda el-Sadr, Şii dirilişi ve Irak için mücadele” Scribner Yayınevi tarafından basılmıştır. Makale, http://www.counterpunch.org/patrick06152009.html web adresinden alıntılanarak İngilizce'den çevrilmiştir. Yazının orijinal başlığı “Amerikan birlikleri şehirleri terk ediyor/ Irak’ta oyunun gidişatı değişiyor”dır.