Atılım Günlük Haber Bülteni Ana Sayfası
 
Mevcut durum ve sorunlarımız -Basanta

Basanta*

Leninist dönem olarak da bilinen emperyalizm ve proleter devrimler çağındayız. Bu çağın özelliği ezilen ülkelerde emperyalizmin; feodalizmin ekonomik altyapısı üzerinden ve bürokrat ve komprador burjuvazinin oluşturduğu üstyapı ile sömürü ve soygunla yaygınlaşmasıdır. Emperyalist çıkarlar üzerine kurulmuş olan büroratik kapitalist feodalizm ile kapitalizm arasında lanetli bir ittifakın sonucudur ve ezilen ulusların ve halkların çıkarlarına taban tabana zıttır. Komprador ve bürokratik kapitalizm ulusal sermayenin tarımsal üretimin feodal ilişkilerine son verilmesi ile gelişmesine engel olur. Emperyalist sermayenin yaygınlaşması feodal üretim ilişkilerinde nicelik olarak değişimler yaratsa da bu değişimler burjuvazinin ve emperyalistlerin çıkarlarının ötesine geçmez. Tüm bunlar yarı-feodal ve yarı-sömürge ülkelerde feodalizm ve emperyalizmin proleter devrimin hedefi olması gerektiğinin en açık kanıtıdır

Nepal, yarı sömürge ve yarı feodal bir ülkedir. İngiliz emperyalizmi ve hırslı Gorkha Kralı Prithvi Narayan Şah tarafından zor yolu ile kurulan merkezi Nepal devletinin lanetli birliği sonucunda 1816’da imzalanan Sugauli Paktı ile ülkemiz yarı sömürge ve yarı feodal bir ülkeye dönüşmüştür. Sosyo-ekonomik koşulların, feodalizmin ve emperyalizmin ayrıca özellike Hint yayılmacılığının sonucunda Nepal halkının demokrasiye kavuşması, ilerlemesi ve ulusal bağımsızlığını elde etmesi engellenmiştir. Feodalizmi yıkmadan ve dış müdahalelere bir son vermeden Nepal halkı gerçek demokrasi ve ulusal bağımsızlığa giden yolu temizleyemez.

Nepal halkının 1949’dan bu yana şekillenen ilerleme mücadelesine çok çeşitli biçimlerde katılımı halkımızın feodalizme ve emperyalist sömürgeciliğe karşı kararlı mücadelesini göstermektedir. Ancak, kralın ulusalcı maskesi ve feodalist ultra-milliyetçiliğini gizleme yöntemleri, ayrıca Nepal Kongre Partisi’nin özellikle Hint yayılmacılığına hizmet eden emperyalizm yanlısı boş demokrasi söylemleri, Nepal halkının yurtseverlik ve demokrasi konusunda uzunca bir süre kafa karışıklığı yaşamasına ve bölünmelere neden olmuştur. Tarih şahittir ki, demokrasi ve yurtseverliğin birbirinden ayrılamaz olduğunu göstermeye çalışan bağımsız bir eğilim yaratmaya çalışan Nepal Komünist Hareketi bile ne zaman ulusal bir tehditle karşı karşıya kalınsa monarşi ile birlikte hareket etmek ne zaman demokrasiye karşı bir tehdit oluşsa Nepal Kongre Partisi’nin ardından sürüklenmek hatasına düşmekten kurtulamamıştır. 1990'lara kadar ortaya çıkan tüm politik gelişmeler ve olaylar bu gerçekliği bir kez daha kanıtlamıştır. Ancak, monarşi ile Nepal Kongre Partisi arasında oluşan çelişkilerin hiçbir zaman birbirini tehdit edecek düzeye gelmediği ancak ve ancak ikili iktidar paylaşımında rollerinin garanti altına alınması mücadelesi olduğu hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalıdır.

Büyük Halk Savaşı’nın başlaması ve sürdürülmesinde halkımızın hiç de tahmin edilmeyen oranlarda desteği ve katılımı partimizin demokrasi ve yurtseverlik konularında güçlü ve bağımsız bir hareket tarzı geliştirmesi sonucunda gerçekleşmiştir. Bu Nepal Komünist Hareketi tarihinde bir sıçramadır. Somut durumda, ultra-milliyetçi gerici feodal monarşik kanat, parlamenter partilerin burjuva demokrasisi yanlısı statüskocu kanadı ve bizim feodalizm ve emperyalizm karşıtı bağımsız hareketimiz arasında üçlü bir çelişki mevcuttu. Partimiz diyalektik çözümlemelerle bu çelişkiyi ortaya koymuş ve monarşi ile parlamenter partiler arasındaki çelişkiyi Halk Savaşı’nın gelişiminin temel nedenlerinden biri haline getirmeyi başarmıştır. Ancak, bu üçlü çelişkiyi ikili kutuplu bir çatışma haline dönüştürmeden Nepal’de yeni demokratik devriminin yolunun açılması mümkün değildi.

Halk savaşının gelişmesi, kraliyet suikasti ve Gyanendra’nın otokratik eylemleri devrimci ve statüskocu güçlerin biraraya gelmesi için uygun koşulları oluşturdu. ABD tarafından gerici ve statüskocu güçler arasında özellikle NKP(M)’ye karşı oluşturulan koalisyonun başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından ilerici ve statüskocu güçler arasında 12 maddelik kapsamlı barış anlaşması imzalandı. Bu yolla, 10 yıllık Halk Savaşı’nın nesnel temelleri üzerinden yükselen Nisan 2006 halk ayaklanması ile 12 maddelik anlaşmanın da yardımı ile Nepal’de monarşi sona erdi ve Federal Demokratik Cumhuriyet kuruldu. Ancak, monarşinin sona ermesinin feodalizmin sona ermesi anlamına gelmediği, ancak ve ancak gerici iktidarda monarşinin merkezi rolünün ortadan kalkması demek olduğu iyice anlaşılmalıdır.

Ancak, somut durumda partimizde ve halkımızın arasında, sağcı oportünist kanat demokratik cumhuriyeti devrimin nihai başarısı olarak algılamakta, solcu sekter kanat ise elde edilen başarıları küçümsemektedir. Sağcı revizyonizmin en büyük tehdit olduğu uluslararası komünist hareketin mevcut durumunda sağcı kanada karşı partimiz içinde ve dışında sürdürülecek mücadelenin altını çizmek ve aynı zamanda solcu sekterliğin ve merkezci oportünizmin devrime karşı kayıtsızlığına karşı da azami dikkatin gösterileceğini belirtmek önemlidir. Ancak tüm bu eğilimlere karşı mücadele yolu ile devrim korunabilir ve zafere ulaşabilir.

Feodal monarşi sona ermesine karşın, Nepal’in yarı-sömürge ve yarı-feodal ekonomik koşullarında çok küçük değişiklikler olmuştur. Feodalizm ve emperyalizm, yeni demokratik devrimin hedefleri olarak varlıklarını sürdürmektedir. Nepal devletinde hakimiyetini koruyan komprador ve bürokrat kapitalist sınıf içerde feodalizmin, dışarda emperyalizmin çıkarlarını savunmaktadır. Bu nedenle, partimizin geçen haziran ayında Katmandu’da Garden Otel’de gerçekleştirilen merkez komite toplantısında Nepal’da yeni demokratik devrimin temel engelinin komprador ve bürokrat burjuvazi olduğu ortaya konulmuştur.

Somut koşullarda, partimizin Anayasa Meclisi seçimlerinde en büyük parti olarak ortaya çıktığı bu somut durumda, emperyalizmin, Hint yayılmacılığının ve onların Nepal’deki kuklalarının NKP(M)’nin hükümeti yönetmemesi için oluşturduğu abluka koşulların hassasiyetini bir kez daha ortaya koymaktadır. Partimizin hükümeti yönetmemesi için düzenlenen komplolar Nepal proletaryası ile komprador ve bürokrat burjuvazinin arasındaki sınıf mücadelesinin başka bir biçimidir yalnızca. Şimdi, komprador burjuvaziyi temsil eden Nepal Kongre Partisi önderliğinde gericiler partimize karşı bir statüsko koalisyonu kurmak için azimle çalışıyorlar. Tüm bunların ABD emperyalizminin ve Hint yayılmacılığının master planının bir parçası olduğu şüphe götürmez bir gerçeklik. Bu nedenle tüm bu çabaların Nepal halkının gerçek demokrasi ve bağımsızlık isteklerine karşı son bir saldırı için yerli ve yabancı gericilerin müdahalelerinden başka bir şey olmadığı ortadadır.

İkinci ulusal konferansta ortaya konulan ve Chunwang toplantısı ile geliştirilen Anayasa Meclisi taktiği ve bu yolla federal demokratik cumhuriyetin kurulması hedefi başarı ile tamamlanmıştır. Ancak, bu süreç komprador burjuva sınıfı devlet mekanizmasının hakim gücü haline getirmiştir. Bu durumda, tüm demokrasi yanlısı, yurtsever ve sol güçleri proletarya partisinin liderliğinde bir araya getirmek ve son saldırı için ilerlemek, tam da bugünün ihtiyacıdır. Ancak ve ancak bu yolla feodalizm ve emperyalizmin Nepal’den defedilmesinin yolu açılabilir ve yeni demokratik devrim görevi başarılabilir. Bu uluslar arası proletaryanın bir parçası olan partimizin, NKP(M)’nin 21.yüzyılın ilk on yılında dünya proleter devriminin kapısının açılması görevini nasıl tamamlayacağını açıklar.

*Yazar, NKP(M) Merkez Komitesi üyesidir. Nepal Komünist Partisi (Maoist)'in Kızıl Yıldız adlı 15 günlük yayın organdan çevirdik.