Jonathan Cook*
Mahmut Derviş'in ölümü Filistin toplumunun bölünmüşlüğüne ışık tutuyor...
Filistinli lider Yasef Arafat'ın 4 yıl önceki ölümünden sonra, şair Mahmut Derviş dışında üç günlük ulusal yassı zorunlu kılacak bir Filistinliyi düşünmek zor.
Derviş, mülteci tecrübeleri konuşuyor: Tutkulu, bazen de kızgın ifadelerinin yokluğu ve sürgünü Filistin diaporasında yankılanıyor. İsrail'in kuruluşundan 60 yıl sonra, yaklaşık dört milyon Filistinli çoğu hala Ortadoğu boyunca kurulu iğreti kamplarda yaşıyor.
67 yaşında, Teksas'taki bir hastanede 9 Ağustos'ta kalp ameliyatı olurken ölen Derviş, Ramallah'ta, Arafat'ın kabrine yakın bir yerde defnedildi. Yatacağı yer aşağı yukarı belli idi, ama kendisi seçmemişti onu.
Ölüm haberi gelince, ailesinin yaşayan en yakınları -annesi ve üç kardeşi- kıyı şehri Acre'ye -bugün kuzey İsrail'de- birkaç dakika uzaklıkta bulunan Judeidi'deki köylerinde, evlerinin önüne klasik bir yas çadırı kurdular. Derviş, İsrail'i, yıllarca bir birini izleyen tutukluluğu ve ev hapsinden sonra 1971'de terk etmişti. Vatandaşlıktan çıkartılmış, ailesini görmesine çok az için verilmişti.
Onlar (ailesi- ç.n.), Derviş'i Batı Şeria'nın merkezi şehri Ramallah'a gömmenin politik ve sembolik bir değer taşıdığına hemfikirler. 85 yaşındaki annesi Houriya, “O sadece benim oğlum değil, o tüm Arap dünyasının oğlu” diyor.
Fakat paradoksal bir şekilde, onun kabri Filistinlilerin ezici bir çoğunluğu için ulaşılabilir olmayacak. Ramallah; İsrail duvarları, kontrol noktaları, çitler ve yolların üzerine kurulu engellerden oluşan bir matriks tarafından mühürlenmiş durumda. Batı Şeria'nın Nablus ve Cenin gibi diğer şehirlerinde yaşayan Filistinliler, kabrini ziyaret etmek için sürgünde bulunan Filistinlilermişçesine mücadele etmek zorunda kalacak.
Derviş'in ailesi bile zorluklar yaşayacak. İsrail'de yaşayan 1.2 milyon Filistinli gibi. Zira onların Ramallah gibi işgal bölgesinde bulunan Filistinlerin kontrolü altındaki yerlere girişi, İsrail yasalarında yasaklanmış bulunuyor.
Derviş, ailesinin geri kalanın yanında, Judeidi'de gömülmeyi tercih eder miydi? Hayır. Büyük kardeşi Ahmet, evlerine kesintisiz bir ziyaretçi akını olurken bana, “O hiçbir zaman Judeidi'nin oğlu olmadı” dedi.
1948 savaşı sırasında, 7 yaşındaki Derviş ve ailesi doğdukları yerden, al-Birwa'nın köyünden sürülmüştü. Birwa, uzun süre dünyanın geri kalanı tarafından unutulmuştu. Filistin'in 400'ü aşkın diğer yerleşim yeri gibi. O (Birwa -ç.n.), ev sahipleri, yeni İsrail devleti içinde yaşadıkları yere geri dönmesinler diye İsrail askerleri tarafından yıkılmıştı. Judeidi, ayakta kalmayı başaran çok az Filistinli köyden biri idi. Judeidi, Derviş'lerin köylerine yaklaşabilecekleri yaklaştıkları yerdi. Bugün Birwa, Yasur ve Achihud adlı iki Yahudi tarım yerleşkesinin altında yatıyor.
Kardeşi, Derviş'in, içinde mümkün olsaydı Birwa'da gömülmek isteyeceğini düşündüren çok küçük bir şüphe olduğunu belirtiyor. Birwa, onun imgelerinden düşmüş ve çoğu şiirinde ilhamını kaybetmişti.
Derviş, geçen yıl kendisi ile yapılan bir röportajda, köyünü “açık hava, tarlalar, karpuzlar, zeytin ve badem ağaçları” şeklinde anımsamıştı: “Bahçede dut ağıcına bağlı bir atı, ona nasıl tırmandığımı ve üzerinden nasıl atıldığımı ve annemden dayak yediğimi hatırlıyorum... Kelebekleri hatırlıyorum ve her şeyin açık olduğuna ilişkin berrak duygularımı. Köy bir tepenin üzerindeydi ve her şey aşağı dağılmıştı.”
Derviş'in ölümü, ne yazık ki Filistin halkının ortak mücadelesi ve şiirlerine vurgu yapmaktan ziyade sadece Filistin toplumunun büyüyen parçalanmışlığına ışık tutuyor.
*Filistin'in Nasıra (Nazareth) kentinde yaşayan İngiliz gazeteci. İngilizce orjinalinden http://www.jkcook.net/Articles2/0326.htm#Top adresinden alıntılayarak çevirdik. Makale 21 Ağustos'ta İngiliz Yeni Devletadam (New Statesman) dergisinde yayınlandı.