Tarık Ali*
Pakistan’ın askeri diktatörleri hiçbir zaman sessiz sedasız çekip gitmediler. Field-Marshal Eyüp Mart 1969’da üç aylık halk ayaklanmasının ardından koltuğundan edilmişti. General Yahya Han 1972’de Pakistan’ı yakıp yıkmadan terk etmemişti. General Ziya-ül-Hak (tüm diktatörlerin en eli kanlısı) 1988’de askeri uçağında havaya uçuruldu. Şimdi de General Müşerref kendi kuyusunu kazıyor. Şu anda Pakistan’da geçici bir pat durumu var. Ordu, Müşerref’in sessiz sedasız ayrılmasından yana, yargılamaya karşı duruyor. Washington da, onun çok gürültü yapmadan gitmesini istiyor. Geçen Cuma Suudi İstihabarat Şefi Prens Mukrin Bin Abdülaziz, gizlice Pakistan’a giderek koalisyon liderleri ve Müşerref ile görüştü. Abdülaziz Müşerref için “korunaklı çıkış” istiyordu. Manhattan, Teksas ya da Türkiye’de Büyükada Müşerref için düşünülen yerler arasında. Elbette General Pakistan’da büyük bir golf sahasının yanında yaşamak isterdi, ama ‘güvenlik koşulları’ bunu hiç de mümkün kılmıyor.
Öyle ya da böyle kısa zaman içerisinde Müşerref gidecek. Bir yılı aşkın süredir iktidar Müşerref’in elinden yavaş yavaş gidiyor. Kasım 2007’de anayasal süre dolduğunda koltuğunu bırakmış olsaydı biraz saygı kazanacaktı. Ancak o bunun yerine sıkıyönetime geçmeyi tercih etti ve Anayasa Mahkemesi Başkanı’nı tasfiye etti/ kovdu. Ocak ayında, Anayasa Mahkemesi Başkanı, Nicolas Sarkozy’e, Gordon Brown’a, Condolezza Rice’a ve AB Parlamentosu Başkanı’na açık bir mektup yazdı. Yanıtsız kalan bu mektup aslında Müşerref’in hareket tarzının gerçek nedenlerini ortaya da koyuyordu:
“Başlangıçta, neden ‘devlet başkanı olduğunu iddia eden’ sözcüklerini kullanıyor olmam sizi endişelendirebilir. Elbette bu çok kasıtlı bir kullanımdır. Çünkü General Müşerref’in anayasal süreci 15 Kasım 2007 itibariyle dolmuştur. Onun daha uzun süreli iktidar iddiası Pakistan Anayasa Mahkemesi’nin kararından önce de aktif biçimde karşı çıkılan bir konu olmuştu. Bu karar bana ek olarak 3 Kasım 2007’nin ardından tutuklanan hakimlerin kararıydı. Müşerref tüm yargı sürecini ve mekanizmalarını mahvetti. Anayasa mahkemesi başkanı ve yargıçlarını tutuklamanın (ki daha büyük bir adaletsizlik, zulüm olabilir mi?) yanı sıra anayasayı askıya aldı ve tüm yargı mekanizmaların, bağımsız hakimleri tasfiye etti. Şimdi yargı mekanizmalarında Müşerref ne isterse onu gerçekleştirenler var. Ve tüm bunlar Anayasa Mahkemesi’nin 3 Kasım’da aldığı kararlara rağmen gerçekleştiriliyor.”
Müşerref şimdi büyük bir kepazelik içerisinde gidecek, yargılanma tehdidi ve onun zamanında zenginliklerine zenginlik katan, şimdi ise yeni iktidar spekülatörlerinin peşine takılan en yakın çalışma arkadaşlarının ihanetini görerek gidecek. Ülke, güvelerin kemirdiği bir diktatörlükten güvelerin kemirdiği bir demokrasiye doğru gidiyor. Eski, ahlaki olarak çürümüş, politik çetelerin iktidara gelmesinden altı ay sonra atmosfer daha da bozuldu. Butto’nun ve onun adamlarını halk hiç onaylamıyor. Kredilerini çoktan tüketmiş olan politikacıların ve memurların kurtlanmış söylemleri ortalıkta dolaşıyor. Zaten tüm popülaritesini yitirmiş olan Müşerref’i göndermek politikacılara ancak biraz zaman kazandırabilir.
Tüm karmaşanın ortasında geçtiğimiz hafta kimin kimden daha beter olduğunu ortaya koyan olaylar gerçekleşti. Hükümeti yöneten Halk Partisi’nin gardiyan-lideri ve ülkenin en zengin ikinci adamı (son eşi Başbakan iken elde ettiği fonlar sağolsun) Asif Zardari, Müşerref’i çürümüşlükle ve ABD Fonlarını özel banka hesaplarına geçirmekle suçladı.
Müşerref’in ayrılışı, her kentinde büyük gıda ve enerji krizi olan ülkenin sorunlarını çok daha net biçimde ortaya çıkaracak. Enflasyon kontrolden çıkmış durumda ve Mayıs 2008 itibariyle %15lere ulaştı. Pek çok evde kullanılan gaz fiyatları %30 oranında yükseldi. Halkın en büyük besin kaynağı buğday Kasım 2007’den bu yana %20 oranında yükseldi ve BM Gıda ve Tarım Örgütü Pakistan’da tahıl stoklarının rekor seviyede düşmüş olduğunu açıkladı. Ancak buna rağmen NATO güçlerinin ihtiyaçlarını karşılamak için Afganistan’a tonlarca buğday kaçırılıyor. Yoksullar gittikçe yoksullaşıyor, orta sınıfın durumu da hiç iyi değil, Haziran 2008 araştırmalarına göre Pakistanlıların %86’sı günlük ihtiyaçları olan un ve ekmeği karşılayacak güçte değil ve halk bunun için hükümeti suçluyor.
Tüm diğer sorunlar devam ediyor. Politikacılar iradesiz ve Müşerref’in yargıçları tasfiyesi karşısında bölünmüş durumda. Ülkede en çok saygı duyulan kişi, Anayasa Mahkemesi Başkanı İftikhar Muhammet Chaudhry. Zardari ise, onu tekrar Anayasa Mahkemesi’nin başına getirmek konusunda oldukça isteksiz. Muhammet’e devlet başkanlığı teklifi götürülmesi olası bir uzlaşma yolu. Ülkeyi kısa dönemde birleştirecek adımlardan biri bu.
Geçtiğimiz elli yıl boyunca ABD, Pakistan ordusu ile işbirliği içerisinde çalıştı. Ordu onun bilinçli olarak tercih ettiği bir araçtı. Şimdi ise değişen hiçbir şey yok. Ordunun yeniden iktidara gelmesi için ne kadar süre gerekecek?
*Tarık Ali, Pakistan asıllı bir İngiliz aydındır. Ali'nin bu yazısını http://www.counterpunch.org/tariq08182008.html
adresinden alıntılayarak çevirdik. Yazının orijinal başlığı, “Ordu ne zaman yeniden iktidara gelecek? Müşerref’ten sonra Pakistan”dır. Tarık Ali’nin son kitabı “Düello: Amerikan iktidarının uçuş güzergahında Pakistan” 15 Eylül’de yayımlanacak.