Atılım Günlük Haber Bülteni Ana Sayfası
 
Obama ve imparatorluk -William Blum

William Blum*

New Yorker dergisi, 14 Temmuz tarihli sayısının kapağı ile gündeme oturdu. Derginin kapağında takke giyen Barack Obama, Oval Ofis’te arkasına Osama Bin Laden’in fotoğrafını asmış otururken tasvir ediliyordu. Obama, omzunda bir mavzerle duran eşi Michelle ile birlikte yumruklarını havaya kaldırıyordu. Şöminede ise Amerikan bayrağı yanıyordu. Dergi, tüm bunların sağcı korkularla dalga geçmek amacıyla yapıldığını, Obama’nın geçmişi ve ideolojisine ilişkin yaratılan korkutma taktiklerine dair bir hiciv olduğunu açıklıyordu.

Karikatür, Barack ve Michelle Obama’nın Kara Panterler, İslami Cihat ve Marksist devrimcilik karışımı oldukları fikirleri ile dalga geçmekteydi. Fakat, Obama'nın bir şekilde ilerici olduğu fikri ile dalga geçmek, Amerikan kamuoyu ve dünya için daha öğretici nasıl olabilirdi ki.

Tam da bu noktada ben, ulusal konulardan daha çok dış politikaya ilişkin kaygılıyım. Çünkü ABD hükümetlerinin dünyaya en çok zarar verebileceği ve aslında verdikleri alan dış politika. Obama’yı pek çok kez nükleer konularda geri adım atmazlarsa İran’a saldırmakla tehdit ederken dinledik; ya da aynı biçimde Pakistan’ı anti-terör politikalarını yeterince sertleştirmeleri konusunda tehdit ederken gördük; Afganistan’da ABD birliklerinin sayısının artırılması ve daha sert politikaların izlenmesini önerdiğini işittik; İsrail’i sanki 51. eyaletmiş gibi sarıp sarmalarken gördük; işgal edilmiş topraklarda seçilmiş bir hükümet olan Hamas’ı görmezden gelirken, yok sayarken izledik; İsrail’de inşa edilmekte olan ayrımcılık duvarına ve ABD’nin Bağdat’ta inşa ettiği duvarlara hiç mi hiç değinmeden bir politikacının yapabileceği en kolay yolu tercih ederek Berlin Duvarı’nı kınamasına şahitlik ettik; Hugo Chavez’in hükümetini ‘otoriter’ olarak nitelendirdiğini ancak bu suçlamayı -ki kesinlikle daha çok hak eden- Bush’a yöneltemediğini gördük; Küba hakkında reform işaretleri vermiş olmasına karşın yine de bilindik düşmanlık ve yanlış bilgilerle konuşmasına şahit olduk. İnsafsızca sürdürülen Kübalı Beşler (1) davasını da terörizme karşı konuşmalarına dahil etmeye cesaret edebilecek mi bilmiyoruz?

Obama, Ocak 2004’te İllionis Senatörü iken, “Küba’ya yönelik ambargonun sona erdirilmesi”nin zamanın geldiğini açıklamış, “Bu yöntemin Castro’nun devrilmesi hususunda hiçbir işe yaramadığını” belirtmişti. Ancak bir başkan adayı olarak Kübalı ve Amerikalı dinleyicilerin arasında Ağustos 2007’de gerçekleştirdiği bir konuşmada, “ambargonun sona erdirilmeyeceğini” çünkü “bunun çok önemli bir değişim” olduğunu söylüyordu. (2) Obama böylece yanlış gerekçe ile gerçekleştirilecek doğru bir politik hattan yanlış bir gerekçe ile yanlış bir politik hatta çekilmiş oluyordu. Acaba Obama, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 16 yıldır sırasıyla ambargoya karşı oy verdiğini Bush’dan daha fazla önemsiyor muydu?

Özet olarak, Obama’nın resmi düşman olarak tanımlanmasına eleştirel yaklaştığı ya da desteklenmesini önerdiği hiçbir yer var mı? Bu yalnızca bir tesadüf olarak nitelendirilebilir mi?

Obama’nın kimi ‘düşman’larla ‘konuşma’ya, Bush yönetiminden daha gönüllü olduğunu belirtmesi iyi bir şeymiş gibi görünüyor, ancak bunun bir halkla ilişkiler oyunu olduğunu düşünmek çok da kötümserlik olmaz. Obama neden açık ve net bir biçimde İran ABD’ye saldırmadıkça ABD’nin İran’a saldırmayacağını açıklamıyor?

Irak’a gelince eğer o mutsuz toprakların insanlarının sizin birliklerinizin orada bulunması nedeniyle başlarının öne eğildiğini düşünüyorsanız, tüm birliklerin, savaşan ya da savaşmayan tüm birliklerin, Kuveyt’e ya da Katar’a değil ABD’ye hemen geri dönmesini istemelisiniz. Kalıcı üslere hayır diyerek, sürekli savaşa hayır diyerek, daha fazla süre istemeden, ABD ordusunun onayına gereksinim duyulmadan, birliklerin sayısının düşürülmesi tartışmalarına girmeden hemen tüm birliklerin geri dönmesini istemelisiniz. Aynen Irak halkının istediği gibi. Bunun dışında hiçbir şey o halka iç savaşı bitirme, Amerikan işgali ve saldırısı ile başlayan şiddeti durdurma ve yıkılan devletlerini yeniden kurma olanağını vermeyecektir.

George W. Bush, 2006: “Hükümet bizim orada kalmamızı istediği sürece işimizi yapmak için Irak’ta kalacağız.” [3]

George W. Bush, 2007: “Bu onların hükümetlerinin tercihi. Onlar ayrılın deselerdi ayrılırdık.” [4]

Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Muvaffak El-Rubai, 2008: “Hükümetim ABD birliklerinin tümüyle geri çekilmesini ‘sabırsızca bekliyor’.” [5]

Barack Obama, 2008: “Bir ayda bir ya da iki birliği geri çekerek tüm birlikleri 16 ayda geri çekmek gibi bir değişiklik yapabiliriz.” [6]

Obama'nın geri çekilme planı aslında geri çekilmeme planıdır. Onun hiç savaşın kategorik olarak yasadışı ya da ahlakdışı olduğunu söylediğini duydunuz mu? Savaş suçlarından bahsettiğini? Ya da anti-Amerikancı terörizmin saldırgan ABD politikalarının doğrudan sonucu olduğunu hiç söyledi mi? Tüm bunların yerine birliklerin güçlendirilmesinden söz ediyordu; “Aslında 21. yüzyıl ordusu… Biz dünyanın en iyi ekipmanlarına sahip, en güçlü ordusunu kurmalı ve devam ettirmeliyiz.” [7] Neden? Çünkü ABD halkı, Irak ve Afganistan halkları ve bu mutsuz dünyanın geriye kalan tüm halkları umutsuzca Amerika’nın öldürücü gücünü istemekte, özlemekte ve bu güce ihtiyaç duymaktadır. Amerika’nın sonu gelmeyen savaşlarının artık sona ermesi Obama’nın hiç de umrunda değildir.

Obama hiç şu net soruyu sorabildi mi? İran, nükleer silahlara sahip olsa bile, ABD ve İsrail için neden bir tehdittir? Irak’ın tehdit olduğu gibi. Ki hiç de nükleer bir tehdit olmadığı görülmüştür. Tüm bu soruları sormak yerine Obama, “İran en büyük tehdit olmaya devam ediyor” açıklamalarını yapmaya ve İran başkanının İsrail’in yıkılması çağrıları yaptığı paranoyalarına sarılmaya devam etmeyi tercih etti. [8]

Bir gazeteci, Obama’nın “ABD’nin Irak politikasına yeni sömürgecilik ya da agresif savaş stratejileri temelinde değil; Irak savaşının Amerikan emperyalizminin küresel stratejik çıkarlarını öne çıkarma noktasında yanlış bir güç aktarımı olduğu için karşı çıktığını” belirtiyor. [9]

Obama ve destekçileri, İllinois yasama meclisinde 2002 yılında ABD’nin Irak’a saldırma olasılığına şiddetle karşı çıkan pek çok konuşma yapmışlardı. Ancak iki yıl sonra, ABD senatosu için adaylığını koyduğunda Obama, “Bush ile bu noktada benim aramda çok büyük bir farklılık yok” açıklamalarını yapıyordu.” [10] Ocak 2005 yılında koltuğunu kaptığından bu yana Cumhuriyetçilerin savaşın devamı konusunda sundukları her önergeye evet oyu verdi. Hatta Condelezza Rice’ın Bush yönetimi ile birlikte Irak savaşında işlediği tüm suçlara rağmen Rice için de olumlu yönde oy kullandı. Bu oylama ile birlikte Rice aleyhinde oy kullanan 12 Demokrat Parti senatörünün de cesaretlerini yok etmiş oldu.

Eğer halen Obama’nın dış politika konusunda Beyaz Saray’da değişiklikler yapabileceğini düşünüyorsanız, onun tekrar tekrar söylediği yalanlara, barışçıl ilerici adam palavralarına, uluslararası hukuk ve insan hakları savunucusu olduğu söylevlerine bir kez daha bakın ve aklınızdan çıkarmayın, ki henüz 2004’te ABD Senatosu üyeliğine adayken İran’a yönelik misilleme tehditleri yapıyordu.

2005 yılında başka bir İllionis Senatörü Dick Durbin, Guantanamo’da ABD askerlerinin yaptığı işkenceleri “Nazi, Sovyet ya da başka bir rejim -Pol pot ya da diğerleri- insanlıkla bağlantısı olmayan” işkenceler olarak nitelendirirken ve sağcılar tarafından saldırıya uğrarken, Obama ne yapıyordu? Dubin’i mi savunuyordu? Hayır, Obama Durbin’e yönelik eleştirilere katılıyor ve onun sözlerinin ‘yanlış’ olduğunun belirtiyordu. [12]

Obama’nın politika danışmanı Zbigniew Brzezinski değil mi, ki kendisi 1979 yılında Afganistan’a yönelik Sovyet saldırısını provoke eden adam olarak bilinir, ki yine bu savaşın yayılmasında ABD’nin kitlesel askeri karşı koyuşu yaşanmamış mıdır? İslami cihat yaklaşımının, Taliban’ın Usame Bin Ladin’in, El-Kaide’nin ortaya çıkması ve yirmi yıldır süren anti-Amerikancı terörizm buradan kaynaklanmamakta mıdır? Brzezinski’ye bu politika konusunda pişmanlık duyup duymadığı sorulduğunda verdiği yanıt şu olmuştur: “Neden pişmanlık duyayım? Bu gizli operasyon çok muhteşem bir fikirdi. Bu Rus birliklerini Afgan tuzağına doğru çekti ve siz de şimdi benim bundan pişmanlık duymamı mı bekliyorsunuz? Sovyet birliklerinin sınırdan içeri girdikleri gün, Başkan Carter’a ‘Şimdi Sovyetler Birliği’ne kendi Vietnam sendromlarını yaşatabiliriz’ diye yazmıştım.” [13] Obama’nın önde gelen danışmanlarından bir diğeri ise Madeleine Albright, ki kendisi 1990’larda Irak ve Yugoslavya’dan eline bulaşan kanların görünmemesi için her daim eldiven giyer.

Mart ayında gerçekleştirdiği bir konuşmada Obama, “Geçmişteki başkanların, George H.W. Bush, John F. Kennedy ve Ronald Reagan’ın ‘daha geleneksel’ dış politika tarzını geri getireceğini” söylüyordu. [14] Hayal gücünüzü kullanın ve daha kanlı bir saldırılar serisini düşünün.

Neden tüm bilindik muhafazakarlar George Will, David Brooks, Rush Limbaugh, Joe Scarborough ve diğerleri Obama’nın adaylığı konusunda bu kadar olumlu konuşuyor dersiniz? [15] Onlar çok iyi biliyorlar ki, Obama muhafazakarların çok önemli politikalarına ve değerlerine karşı hiçbir tehdit oluşturmuyor…

Tüm bunların ışığında, Bay Barack Obama’dan daha aydın, daha kansız, daha ilerici ve insancıl bir dış politika bekleyebilir miyiz? Tüm şatafatlı sözleri, klişeleri, umut hakkındaki yalanları, değişim, birlik, Amerika’nın dünya lideri olarak önemli rolü nutuklarını unutun lütfen, John McCain ve George W. Bush’u unutun... Tüm bunlar korkuya bir son demektir; bombalara, katliamlara, işgallere, işkencelere ve Amerikan imparatorluğuna bir son demektir.

Al Gore ve John Kerry ilerici olduklarını söyleyerek ortaya çıktılar. Her biri solun rolünü küçümsedi ve bunun bedelini ödedi. Ben ve benim gibi milyonlar ya Ralph Nader’e oy verdi ya da oy kullanmadı. Obama da, Gore ve Kerry’nin yaptığını yapıyor. Şimdi asıl ilericiler Obama’ya onun duruşunun kabul edilemez olduğunu göstermeli, Obama ve Demokrat Parti üzerinde savaş karşıtı bir duruş sergilemeleri için baskı oluşturmalı. Bunun için ne gerekiyorsa yapılmalı.

Korkarım ki, Barack Obama başkan olduğunda pek çok genç kalbi kırmış olacak. Aynı zamanda kimi yaşlı kalpleri de.

Yazar Norman Solomon, “Obama’nın destekçilerinin pek çoğu ‘düşkırıklığı’ sözcüğünü kullanmaya başladı. Ancak tüm bunlar, onların politik bakışlarını adaylarına yöneltmelerinden sonuçlanmıştır. Düşkırıklıklarını önlemenin en iyi yolu en başta tek bir noktaya kilitlenip kalmamaktadır” diyordu.

*William Blum, 'Umudu Öldürmek: İkinci Dünya Savaşından Bu yana ABD Ordusu ve CIA saldırıları', 'Dünyanın tek süper gücü ve Batı Bloğu Muhalifi: Bir Soğuk Savaş Anısı' kitaplarının yazarıdır. Makaleyi http://www.counterpunch.org/blum08072008.html adresinden alıntılayarak çevirdik. Yazının Orjinal başlığı 'Kalbinizi kırmak/ Obama ve İmparatorluk'tır.

[1] William Blum, "Cuban Political Prisoners ... in the United States" [2] Washington Post, Şubat 25, 2008; s.A4 [3] New York Times. Aralık 1, 2006, s.1 [4] Beyaz Saray basın konferansı, Mayıs 24, 2007 [5] Washington Post, July 9, 2008 [6] Obama'nın internet sitesi: www.barackobama.com/issues/iraq/ [7] Küresel Sorunlar ChicagoKonseyi konuşması, Nisan 23, 2007 [8] Haaretz.com (İsrail gazetesi), Mayıs 16, 2007 [9] Bill Van Auken, Global Research, Temmuz 18, 2008 -- http://www.globalresearch.ca/ [10] Chicago Tribune, Temmuz 27, 2004 [11] Chicago Tribune, Eylül 25, 2004 [12] Congressional Record, Haziran 21, 2005, p.S6897 [13] Brzezinsk’nin röportajının tamamı için bkz. http://members.aol.com/bblum6/brz.htm [14] Associated Press, Mart 28, 2008 [15] örneğin bkz., Peter Wehner, "Why Republicans Like Obama(Cumhuriyetçiler neden Obama’dan hoşlanıyorlar?)", Washington Post, Şubat 3, 2008, s.B7