James Petras*
Totaliter rejimlerin en önemli özelliklerinden biri o büyük yalanın kullanımıdır: Savunmasız bir gruba düzenlenen bir saldırı, bu saldırının sonrasında kurbanları cellatlara, cellatları ise kurbanlara dönüştüren kategorik bir inkar mekanizması.
06.08.2008
Siyonist soykırımın teşvikçilerinden Benny Morris, Büyük Yalan No.1’i itinayla şöyle uyguluyor: “Filistinlilerin zalimane bir biçimde sürülmelerini asla onaylamadım… Tekrar tekrar söyledim ki; Filistinlilerin sürülmesi ahlaki ve uygulanabilir değildir.”
Kendisi ile son dönemde gerçekleştirilen bir röportajda Morris, “Kimi koşullar altında sürgün bir savaş suçu değildir. (neredeyse bir milyon Filistinli’yi kapsayan) 1948 sürgününün bir savaş suçu olduğunu düşünmüyorum. Yumurtaları kırmadan omlet yapamazsınız. Ellerinizi kirletmek zorundasınız. Dahası eğer o (İsrail Başbakanı Ben Gurion) sürgünle tam anlamıyla ilgilenseydi, belki de işini tamamlamış olacaktı. Biliyorum bu Arapları, liberalleri ve politik doğrucuları şaşırtacak. Ama öyle hissediyorum ki, bu iş bir kerede ve tamamen halledilmiş olsaydı daha az acı olacaktı. Eğer Ben Gurion daha büyük bir sürgünü başlatsaydı ve Ürdün Nehri ile birlikte tüm İsrail topraklarını kapsayacak biçimde ülkeyi temizlemiş olsaydı. Bunu yapmamış olmak, onun en büyük ve ölümcül hatasıydı. Eğer kısmi bir sürgün yerine tam anlamıyla bir ihraç gerçekleştirmiş olsaydı, İsrail devletini kuşaklar boyunca dengelemiş/garanti altına almış olacaktı.” Morris’in Filistin/Ürdün için etnik temizlik isteyen Judeo-faşizmi tetikleyen/teşvik eden aşırılığı İsrail’de herhangi bir laik Yahudi’nin ifadelerini bile aşmaktadır.
Üç milyon Filistinli’nin topraklarından, evlerinden ve yaşadıkları toplumdan sökülüp atılmaları, katledilmeleri ve sürülmeleri Morris’e göre -Yahudiler için- acıyı azaltack ve İsrailli Yahudiler için daha sakin bir hayat vaat edecekti! Bu tam olarak da Hitler’in Nazi Almanya’sında önerdiği ‘arileştirme’ projesi ile aynı rasyonalitedir.
Gerçekte Ortadoğu’daki en saldırgan, militarist ve yayılmacı devlet olan İsrail’in Ortadoğu’da barışçıl bir rol oynadığına dair Morris bir masal uydurmaya çalışıyor. Morris şöyle yazıyor: “Siyonizmin asla ‘Ortadoğu’yu yönetmek gibi bir amacı’ olduğuna inanmıyorum… Siyonizm çok basit bir biçimde İsrail/Filistin topraklarında, Yahudilere vaat edilmiş topraklarda, vahşi Müslüman Arap işgalciler tarafından zapt edilmiş topraklarda bir Yahudi devleti kurmayı ve bu devleti baki kılmayı istemiştir.”
Ancak İsrail tarihi bize tam tersini söylüyor. 1948 taksiminden bu yana İsrail Filistin’in dörtte üçüne yayıldı. İsrail; Lübnan’ı, Suriye’yi, Ürdün’ü ve Mısır’ı işgal etti ve bu dört ülkeden üçünün topraklarından çaldı. Bahse konu İsrail; Ortadoğu’da Lübnan’ı tekrar tekrar işgal eden, altyapısını mahveden, Filistin mülteci kamplarını dümdüz eden ve Güney Lübnan’da kukla bir rejim kurmaya çalışan ülkedir. İsrail Ortadoğu’da ticari bir Libya uçağını vurarak Mekke’ye hacca gidenleri vuran tek ülkedir.
İsrail ‘lobi’si -ABD’deki Siyonist iktidar mekanizması- İsrail’in bölgede ‘karşı konulamaz askeri üstünlüğü’nü devam ettirmek için ABD’nin 120 milyar dolarlık askeri yardımını ve en gelişmiş askeri teknolojisini sürekli İsrail’e yönlendirmektedir. İsrail’in askeri üstünlüğü Yahudi devletine Arap devletlerini tehdit etme, bu devletleri baskı altında tutma ve onları eylemsizleştirme olanağını tanımaktadır.
Ortadoğu’daki en büyük nükleer tehdit ve tek nükleer güç, (200’den fazla nükleer bomba ile) ve nükleer silahları halk üzerinde kullanma tehdidi savuran tek ülke İsrail’dir.
Morris’in tarzı, onun totaliterci inancını ortaya koymaktadır. O, “İsrail’in İran tarafından tehdit edildiğini ve İran’ın nükleer projelerinin hedefinin İsrail olduğu”nu iddia etmektedir. Belirsiz bir alıntı olmasının yanı sıra, kabaca yanlış bir çeviri olan İran Başkanı Ahmedinejat’ın İsrail hakkındaki “Tarihin sayfalarından kazınmalı” -ki burada politik bir değişiklikten, devletin etnik yapısının değiştirilmesinden söz edilmektedir- sözlerinden başka İsrail’i hedefleyen hiçbir tehdit yoktur. Morris, Armageddon’un peygamberi, özel güçleri ile “İran’ı yöneten molların zihni”ni okumuş ve onların yılmayacağını öğrenmiştir. Ancak ortalıkta buna dair hiçbir delil bulunmamaktadır. İran’ın 50 yıllık dış politikasında hiçbir delil bulunmamaktadır.
Benny Morris’in nükleer soykırım önerisini anlamanın kilit noktası onun Araplara, Müslümanlara ve İranlılara yönelik totaliter-ırkçı zihniyetidir. İsrail gazetesi Haaretz ile 2004 yılında gerçekleştirilen bir röportajda İsrail-Filistin ilişkileri bağlamında Morris, “Onlar için bir kafes inşa etmek gibi bir şey… Başka şansımız yok. Öyle ya da böyle kilit altına alınması gereken vahşi bir hayvanla karşı karşıyayız” tezini öne sürüyordu. Morris’e göre; Filistinliler, “Bizi katletmeye çalışan barbarlardır…Şu anda bu topluluk seri katil olma halindedir. Onlar hastalıklı bir toplum. Seri katilleri nasıl tedavi ediyorsak öyle tedavi edilmeliler.” Yine Morris’e göre mülksüzleştirilmiş Filistinliler katildir ancak milyonları süren, onbinlerce insana işkence yapan, yüzbinlercesini tutsak eden, binlercesini katleden ve üç milyon kişinin yaşamının ortasına bir getto duvarı inşa eden İsrail sömürge devleti makul ve sağlıklı bir devlettir. Kurbanları insan değilmiş gibi göstermek ve insan-altı türlerle analojiler kurmak totoliter ideologların ortak söylemidir. Müslümanları insanlıkdışı varlıklar olarak söyleme dahil etmek onları nükleer silahlarla yakıp kül etmeyi kolaylaştıracaktır.
Benny Morris İran’a karşı nükleer bir saldırı üzerine argümanları iki kanlı yalana dayandırmaktadır: (1) “Dünya üzerindeki her istihbaratçı bilir ki: İran nükleer gücünü barışçıl uygulamalar için değil, silah yapımı için kullanacaktır” ve (2) “Herkes tedbirlerin (ekonomik kısıtlamalar) hiçbir işe yaramadığını ve uygulanamaz olduğunu bilmektedir.” 16 önde gelen ASD istihbarat ajansı, 2007 yılında Ulusal İstihbari Tahmin raporu yayınlayarak mevcut yüksek teknolojiler ve iç istihbaratlara göre İran’ın silah üretimi için zenginleştirilmiş uranyum kullanmadığını açıkladı. Son on yıl boyunca İran’ın nükleer kuruluşlarına sürekli ziyaretlerde bulunan ve buralarda kalıcı müfettişler bulunduran Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu herhangi bir silah programına dair hiçbir delil bulamadı. İsrail ve Siyonistlerin hakimiyetindeki ABD Kongresi ve Beyaz Saray dışında her ülke müzakerelerin devam etmesinden yana. Çin, Rusya, Ortadoğu ülkeleri de diğer ülkeler gibi ekonomik yaptırımları destekliyor. İran’ın zenginleştirilmiş uranyum programı yasal ve dünyanın dört bir yanında düzinelerce ülke tarafından zaten uygulanıyor. Yalnızca İsrail, ABD ve AB keyfi olarak İran’ı nükleer zenginleştirme programı gerçekleştirmekten men etme kararı alıyor. Morris ve İsrail İran’ın yasal nükleer üretimini İsrail’in varlığına dair büyük bir tehdit olarak görüyor.
Morris’in en komik tahmini ise kendisinin “70 milyon İranlının soykırıma uğratılmasına neden olacak bir saldırı” önermediğini iddia etmesi. Daha bir kaç hafta önce 18 Temmuz’da New York Times’ta köşe yazısında, kendi sözcükleri ile şunları yazıyordu oysa “İran’ın lideleri bu kumarı bir daha düşünseler iyi olur. Nükleer programlarını erteleseler çok iyi yaparlar. Bunu yapmazlarsa, en iyi ihtimalle İsrail’in konvensiyonel bir hava saldırısı ile karşılaşacaklar. Bu elbette binlerce İranlının ölmesi ve uluslararası küçük düşme anlamına gelecektir. Ancak bunun alternatifi de İran’ın nükleer bir çöplüğe dönüşmesidir.”
Bu soruyu İran’ı seçeneksiz bırakarak soran ve ulusal bağımsızlığı ‘İsrail’e yönelik nükleer tehdit olarak’ değerlendiren Moris sonucu da tahmin ediyor: İsrail, İran’a yönelik soykırımsal bir nükleer saldırı düzenleyecek. Morris’in İran’a yönelik soykırımı onaylamazmış gibi görünen ve yanı sıra ‘sınırlı’ nükleer saldırıyı kabul eden söylemsel karışıklığı ve düzenbazlığı onun radyasyonun uzun süreli ve geniş çaplı etki ve sonuçlarını, nükleer kalıntıları, ekonomik yıkımı, geniş çaplı toplumsal travmayı bize unutturmaya çalışmasına dayanıyor. -ki kalabalık bir ülkeye düzenlenen termonükleer saldırının o andaki etkilerinden hiç bahsetmiyor.- Bir ülkeye düzenlenen nükleer bir saldırı, o ulus üzerinde soykırım etkisi yaratır ve bu etki milyonlarca İranlı ile birlikte tüm bölgeyi ve dünyayı kapsayan bir kirlenmeye de neden olur.
Benny Morris, Nazi zihniyetinin İsrail versiyonudur. Ve New York Times gibi pek çok kapitalist yazılı basın da politik bakış açısının ‘başka bir çeşidi’ olarak değerlendirdikleri nükleer soykırımın avukatlığını yapan bu adamların yazılarını basmakta ve dolaşıma sokmaktadır. Tüm bunlar bize emperyal-militarizmin Batı politik söylemini nasıl etkilediğini göstermektedir. Evet bir kesikten kangrene doğru gitmekteyiz.
Not: 200’ü aşkın İsrailli akademisyen ve barış eylemcisi, 5 Ağustos’ta bir bildiri yayınladı:
İran ile bir savaşa girmenin hiçbir askeri, politik ya da ahlaki meşruiyeti yoktur. Son dönemlerdeki bilgi akışı İsrail hükümetin ciddi biçimde İran’a yönelik bir saldırı planladığını ortaya koymaktadır. Iran hükümetinin sorumsuz eylemlerini onaylamıyoruz ayrıca bölgede kitle imha silahlarının bulunmasına da karşı çıkıyoruz. Ancak, açıktır ki, yeni ve yaygın bir savaş tehdidin kayağı İsrail hükümetinin provokatif askeri manevralarla desteklenen politikaları ve onun tehditleridir.
Biz, tüm bunları değerlendirerek böylesi bir saldırının hiçbir güvenlik, politik ya da ahlaki meşruiyeti olmadığını belirtiyoruz. İsrail her birimizin varlığını tehdit eden bir serüvenciliğe kapılmış olabilir ve tüm bunlar politik ve diplomatik alternatifler değerlendirilmeden yapılmaktadır.
Böylesi bir saldırının gerçekleşeceğinden emin değiliz. Ancak İran’a yönelik böylesi bir saldırının yıkıcı sonuçları ve tehlikeleri konusunda uyarıda bulunmamıza yetecek derecede neden var.
*ABD’li bir devrimci aydın. Latin Amerika'da yeni kitle hareketleri üzerine yaptığı araştırmalarla tanınıyor. Makale, http://petras.lahaine.org/ sitesinden alıntılanarak çevrilmiştir.
**Afiş Vassia Alaykova aittir. Alaykova, ABD'de yaşayan Bulgaristan doğumlu bir grafik tasarımcısıdır. Afiş, Nakba'nın 60. yılı vesilesiyle düzenlenen bir yarışma için hazırlanmıştır.