Atılım Günlük Haber Bülteni Ana Sayfası
 
Ne çeşit radikallerden olacağız? -Cindy Sheehan

Cindy Sheehan*

“Eğer radikallerden olmayacaksak, o vakit hangi radikallerden olmuş olacağız?” (Martin Luther King)

Bilirsiniz, bir kongre üyeliği adayının “bok” demesinin uygun görülmemesini hiç önemsemem. Ya da tüm ihanetlere “bok” demenin seçimler için bir taktik olup olmadığı konusu hiç de umurumda değil. Sistemi eleştirmek konusunda, örneğin Crawford’da kamp kurmak, sivil itaatsizlik eylemlerine katılmak ve son olarak da kongre için bağımsız aday olmak çok “radikal” görünüyorsa tüm bunlar da hiç umurumda değil.

Eğer insanlar bu ülkenin ne hale geldiğini, ekonomik çöküntüyü ve kendi ile birlikte gezegenin geri kalanını da ekolojik olarak nasıl mahvettiğini görmüyorlarsa… Ve eğer insanlar durumun ne kadar umutsuz olduğunu fark etmiyorlarsa… Durumun ne kadar boktan olduğunu söylemek zorundayım.

Çok kızgınım. Evet, Pensilvanya Caddesi’nde oturan ve çalışan sadistlerin yolun aşağısındaki kongrenin onayı ile binlerce insanı öldürmesi, katletmesi, yaralaması, evlerinden söküp atması, tutuklaması ya da işkence etmesi beni etkiliyor. 24 yaşındaki oğlumu Bush alçağının cezalandırılmamış pişkin yalanları nedeniyle öldüğünü bildiğim için kızgınım. Etkilendiniz mi? Eğer etkilenmediyseniz belki kendinize bir sormalısınız “Neden?” “Neden benim ülkem, benim onayım ve hiçbir makul gerekçe olmadan bu kadar insanı öldürüyor?”

Çocuklarımızın eti ve kanı ile beslenen kapitalistlerin işçi sınıfına bir kez daha neler yaptığını görüyorum ve bu kapitalist makinenin dünya üzerindeki her bir kuruşa sahip olmadan tüm gücü ele geçirmeden durmayacağını biliyorum.

“Ama Cindy, halk arasında bu kadar kızgın ve kaba konuşmak hiç hoş değil” diyebilirsiniz. Bir kez daha söylüyorum, durum çok boktan. Bana göre bu ülkedeki her bir vatandaş tüm siniri ile ayağa kaldırmalı ve George Bush ve Dick Cheney’nin yalnızca görevi bırakmalarını değil, aynı zamanda barışa ve tüm insanlığa karşı işledikleri suçlar nedeni ile yargılanmalarını ve mahkum edilmelerini sağlamalıdır.

Hepimiz bu tüketim çarkının bir parçası olmayı reddederek birliklerimiz ülkeye geri dönene, askeri anlaşmalar feshedilene, Irak’taki ve Afganistan’daki tüm üsler sökülene kadar iş bırakmalı ve işe gitmeyi reddetmeliyiz. Reddetmeliyiz, ancak çoğumuz bunu yapmayacak. Yapmayacak, çünkü bu ‘değer’li bir şeylerin yitirilmesi sonucunu getirebilir. Cesur eylemlerimiz ve ahlaki adanmışlığımızla bir etki yaratabiliriz ya da ‘değer’li şeylerimizin paslanan metallere, çürüyen odunlara dönüşmelerini izleyebiliriz. Ben kendi adıma ilkini tercih ediyorum.

Televizyonların bizi soktuğu komadan bir an önce çıkarak, nükleer enerjiye karşı yenilenebilir ve temiz yakıtların bulunması için eyleme geçmeliyiz, dünyamızı daha fazla kirletmekten vazgeçmeliyiz. Dünyanın daha fazla zehirlenmemesi için haftada yiyeceklere ya da benzine yüzlerce dolar harcamak yerine bilgisayarlarımızın başından bile daha yapıcı eylemlere geçebiliriz.

Destekçilerimden birinin dişinin ağrıdığını ve dişçiye gidecek parası olmadığını duyduğumda ya da kızkardeşimin iki yıldır sağlık sigortası olmadığı için berbat bir öksürükle yaşamak zorunda olduğunu hatırladığımda çıldıracak gibi oluyorum. Ve sonra bu ülkede 50 milyon kişinin sigortası olmadığını düşünüyor ve daha da deliriyorum. Neden, dünyanın en zengin ülkelerinden birinde, sağlık hakkı en temel insani hakken, sağlık sigortasına sahip olmak için ‘ayrıcalıklı’ olmak gerekiyor? San Fransisko sokaklarında beni desteklemeye gelenlerin battaniyelerin altında yattıklarını gördüğümde ve onlara bir bardak sıcak kahve vermekten ve zamanın geçmesi için kitap taşımaktan başka bir şey yapamadığımda yüreğim eziliyor. Kampanyamı yürüttüğüm ofis, her gün Irak savaşını destekleyen sorunlu tipler tarafından ‘ziyaret ediliyor’ ve bu durumda ben ‘radikal’im çünkü ben bir şeylerin gerçekten değişmesini ve tüm bu boktan durumun ortadan kalkması için evimde oturmak yerine bu değişimde rol almayı istiyorum.

Casey öldüğünden bu yana acıyla doluyum, ve tüm acımı tüm komşularıma, tüm Amerikalılara anlatarak askeri endüstriyel kompleksin bizi vurmasının nasıl bir şey olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Onlara diyorum ki; Bush kanserinin bize de bulaşması uzun sürmeyecek. Maalesef ki bu tahminim şimdi çok daha yakın görünüyor, her geçen gün daha da çok uyuşukluk ve daha az eylem görüyorum.

Üç yıl önce Crawford’da eyleme geçmiştik ve bugün üç yıl sonra ben ve arkadaşlarım yine buradayız, ve diyoruz ki bugünün rahatını çocuklarımızın ve torunlarımızın gelecekleri için feda etmezsek her şey çok çok daha kötü olacak.

Altmış yıl önce, ABD savaş makinesi yüzbinlerce masum kadın ve çocuğun üzerine atom bombası attı ve o günden bu yana bu ülke yalnızca bir savaş spiralin üstünde yürüdü, savaştan kazandı, savaşa hazırlandı ve yeniden savaştan daha çok kazandı. Savaş(lar) toplumumuzun tüm yönlerini paramparça etti ve şimdi biz ruhlarımızı askeri endüstriyel kompleksten kurtarmalıyız, daha da geç olmadan.

Lütfen Kasım için ya da Ocak için beklemeyin ya da bir kurtarıcı için beklemeyin çünkü her saniye bu çığırından çıkmış düzenin kendini yenilemesi için bir olanak ve beklemek için bir saniye bile çok uzun!

*Irak işgalinde oğullarını yitiren Amerikalı asker ailelerinin sembolü haline gelen Cindy Sheehan'ın makalesini http://www.counterpunch.org/sheehan08062008.html adresinden, İngilizce orjinalinden çevirdik. Cindy Sheehan, şimdi kongre seçimlerini bağımsız aday. Kendisine http://www.cindyforcongress.org adresindeki web sitesi aracılığıyla ulaşılabilir.