Jonathan Cook*
Şafağın ilk saatlerinde Nader Elayan, komşusunun neredeyse bitirmek üzere olduğu evinin inşaatına çağıran sesi ile uyandı. İnşaata vardığında her şey için artık çok geçti: Bir buldozer tüm duvarları yıkmıştı. Yüzden fazla İsrail askeri bölgenin sakinlerini kordon altında tutuyordu.
Dört yıl önce gerçekleştirilen yıkım, Elayan'ı, şimdi hamile olan eşi Fida'yı ve iki küçük çocuklarını evsiz bıraktı, tüm aile dört yıldır Elayan’ın erkek kardeşinin daracık evinde tek bir odada yaşamak zorundalar. Sahip olduğu her şey yıkılan evi ile dümdüz edildi ve şimdi bu küçücük oda onların sahip oldukları tek toprak parçası.
Geçen yıllar boyunca, Elayan ailesinin kaderi Doğu Kudüs sırtlarında Anata yakınlarında bir Filistin köyünde yaşayan iki düzene aile ile aynıydı. Yüzlerce aile ise, evlerine asılmış yıkım ilamları ile yaşamlarını sürdürüyor. 37 yaşındaki Elayan, “Yaşadığım yerde sürekli bir ikametgahı olan hiç kimse tanımıyorum” diyerek anlatıyor bu durumu.
Yıkım sorunu, Filistinlileri işgal edilmiş toprakların tümünde etkiliyor. Filistin Yönetimi Başbakanı Salam Fayyad’ın danışmalarından Hatem Abdülkadir’e göre özellike Doğu Kudüs bölgesinde durum çok ciddi boyutlarda.
Abdülkadir, İsrail’in 250 bin Filistinlinin Doğu Kudüs’teki evlerine oturum izni vermediği için işgalin başladığı 1967 yılından bu yana 20 binden fazla ev yasadışı ilan edildi. Yalnızca geçen yıl Kudüs Belediyesi ‘illegal yapılar’ için binin üzerinde yıkım emri verdi. Şu an şehirde her dört Filistinlinin evinden üçünün oturum izni olmadığı düşünülüyor.
"İllegal yapılaşma Filistinli ailelerin evlerini ve aslında yaşamlarını yıkmak için ortaya atılmış bir kılıf” diyor Ev Yıkımlarına Karşı İsrail Komitesi (EYKİK) Başkanı Jeff Halper.
Halper, “Yıkımlar, İsrailli yerleşimciler için maksimum oranda toprağı ele geçirmek ve Filistin topluluğunun Kudüs ve çevresinde doğal yayılmasını engellemek için ortaya atılmış bir politikadır” diyerek, şöyle devam ediyor: “Yıkımlar Filistinliler üzerinde baskıyı artırarak onların Batı Şeria’ya göç etmesini ve dolasıyla Kudüs’te oturum haklarını yitirmelerine neden olmayı hedefliyor.”
Yıkımları Doğu Kudüs’te ‘sessiz bir etnik temizlik’ olarak tanımlayan Halper’in örgütü ve 40 uluslararası gönüllü bu sürece karşı direnmek için bu hafta Eleayanların evini yeniden inşa etmeye çalışıyor. İki haftalık yaz kampı, İspanya hükümeti tarafından destekleniyor. Madrid’ten gelen 18 gönüllü de inşaatta çalışıyor.
Halper, “İsrailli yetkililer tarafından yıkılan bir evin yeniden inşa edilmesine ilk kez bir hükümet destek veriyor” açıklamasını yapıyor.
Ev yıkımları iki Filistinlinin Haziran ayında buldozerlere saldırarak üç İsrailliyi öldürmesi, pek çoğunu da yaralamasının ardından yeniden manşetlere taşındı. İki Filistinli’nin öldürülmesine karşın pek çok İsrailli yetkili, Savunma Bakanı Ehud Barak da dahil olmak üzere evlerin yıkılmaya devam edileceğini, öldürülen ailelerinin de başkaları onların yollarını izlemesin diye evsiz bırakılacağı açıklamalarını yapıyor.
Cezalandırma biçimindeki ev yıkımları 2005 yılında sona ermişti, ancak bu da Intifada’nın ilk yılında 279’ten fazla evin yerle bir edilmesinin ardından olmuştu.
Halper’a göre yasadışı inşa edildikleri gerekçesiyle düzenlenen yıkımlar çok daha önemli bir meseleye işaret ediyor. Halper, “İşgalin kırk yılı boyunca en az 18 bin evin yıkıldığı söyleniyor” diyor, gerçekte ise boyutların resmi rakamların neredeyse iki katı olduğu ifade ediyor. Pek çok yıkım kayıt dışı gerçekleştiriliyor ve kimileri de İsrailli yetkililer çok ağır cezalar öngördükleri için Filistinlilerin kendilerince yapılıyor.
Harper, “Pek çok yıkımda onlarca aileye barınak sağlayan apartmanlar da yıkılıyor, bu yolla İsrail yönetimi 100 bin Filistinliyi evsizleştirebilir” açıklamasını yapıyor.
EYKİK kuruluşundan bu yana ev yıkımlarını İsraillilerin ve uluslararası kamuoyunun gündemine getirme kampanyasının bir parçası olarak 150 Filistinlinin evini inşa etti. Harper, bunun çok çetin bir mücadele olduğunu ifade ediyor. İsrail ile ilişkilerin geçtiğimiz aylarda yeni bir düzeye yükseltme kararı alan AB, EYKİK’in fonlarını iptal etti.
Ancak bu yılki yaz kampının Anata’da ev yıkımlarının gerçekleşmesinin biraz daha zorlaştırabileceğini söyleyen Harper, bu durumu şöyle açıklıyor, “Bir Filistinli’nin inşa ettiği ve illegal olarak kabul edilen bir evi yıkmak başka bir şey, İspanya hükümetinin sağladığı para ile inşa edilen bir evi yıkmak başka bir şey.
Halper, ayrıca böylesi yaz kampları ile kamuoyu görüşünün de değiştirilebileceği inancında.
Alonso Santos, Madrid’te mimarlık eğitimi alan 21 yaşında İspanyol bir genç, Filistinlilerin işgal altındaki yaşamına tanıklık etmenin ona çok fazla şey öğrettiğini dile getiriyor: “Bize öğretilen şehir planlaması ilkelerinin nasıl da amacının dışında kullanılabileceğini burada görmek benim gözlerimi açtı. Burada şehir planlaması ilkeleri Filistinlilerin yaşam düzeylerini geliştirmek için değil tam aksine onların yaşamlarını mahvetmek için kullanılıyor.”
Gönüllüler, Anata’da bir barış merkezinde kalıyorlar, evi daha önce dört kez yıkılan Salim Şavamre’nin evinin topraklarına. Şavamre’nin eşinin evlerinin bir duvarına Gazze’de yıkımlara engel olmaya çalışırken buldozerler tarafından öldürülen ABD’li barış aktivisti Rachel Corrie’yi tasvir eden bir resim çizmesinin ardından Arap Evi olarak adlandırılan evi şimdi barış merkezi olarak kullanılmakta.
Şavamre, “Çocukların sabah okula gittiklerini ve geri döndüklerinde evlerinin, tüm dünyalarının yıkılmış olduğunu gördüklerini düşünün” diyor ve ekliyor: “Bu bizim çocuklarımızın başına defalarca geldi. Yaşanan zalimlikleri anlatmaya kelimeler yetmez.”
Ailesi 1948’te Negev’den göç eden ailelerden olan Şavamre barış merkezini Anata’da Filistinlilerin haklarının ve onurlarının hatırlanması için EYKİK ile birlikte inşa ettiklerini belirtiyor. Bugün onun evi bir İsrail karakolunu görüyor ve gelişkin bir yahudi yerleşim birimine bakıyor ve Filistinli ve İsrailli insan hakları grupları Batı Şeria’yı ikiye böldüğünü düşünüyor.
Barış merkezi ayırca Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilere ‘yaklaşmadan’ Batı Şeria’ya geçebilecekleri kapıya ve ayrımcılık duvarına da oldukça yakın.
Arap Evi İsrail mahkemeleri henüz durumunu belirlemediği için şu an bir muğlak bir statüde.
Halper, mahkemenin sürüncemede kaldığını çünkü, örgütünün evin yıkılması kararının alınması halinde davayı Uluslar arası Adalet Divanı’na taşıyacaklarını söylediğini belirtiyor.
Fotoaltı: Filistinliler, Aralık 2004’te Anata’da evleri İsrail güçleri tarafından yıkılmadan önce kişisel eşyalarını kurtarmaya çalışıyorlar. (Magnus Johansson/MaanImages)
*Filistin'in Nasıra (Nazareth) kentinde yaşayan İngiliz gazeteci. Electronic Intifada sitesinde çevirdik.