Atılım Günlük Haber Bülteni Ana Sayfası
 
Avrupa Kupası'nı İsrail kazandı -Arjan El Fassed

Arjan El Fassed*

ABD Dişişleri Bakanı Condoleezza Rice, geçen Kasım ayında gerçekleştirilen Annapolis Zirvesi'nin ardından İsrail'e gerçekleştirdiği altıncı ziyareti sırasında, işgal altındaki Filistin topraklarında inşa edilen yüzlerce yeni yerleşim biriminin Filistin'le barış görüşmelerini olumsuz etkilediği konusunda serzenişte bulunmuştu. Tam aynı günlerde, AB'nin dönüşümlü başkanlığını yürüten Slovenya'nın Dışişleri Bakanı Dimitrij Rupel de, İsrail Dışişleri Bakanı Tzipi Livni ile Lüksemburg'da gerçekleştirdiği basın toplantısında, AB'nin İsrail ile ekonomik ve politik ilişkilerini geliştirmeye karar verdiğini açıklamıştı. AB-İsrail ilişkilerini denetleyen Dayanışma Konseyi toplantısını yöneten Rupel, AB ve İsrail ilişkilerinin “daha verimli, daha yoğun ve daha etkin bir işbirliği”ni getirecek olan yeni bir seviyeye geldiğini açıklıyordu. Böylelikle İsrail'e garanti edilen şey; üye olmayan bir ülkenin AB ile geliştirebileceği en yüksek düzeyde/en imtiyazlı ilişki oluyordu.

Bu işbirliği, 2004'te Almanya'nın başkanlığı döneminde kurgulanan bir inisiyatif olan ve komşu ülkeleri AB'ye yakınlaştırmak hedefini taşıyan Avrupa Komşu Ülkeler Politik Eylem Planı'na dayandırılıyordu. Son dönemde İsrail ile ilişkilerde atılan bu adımlar şaşırtıcı görünebilir. Zira Avrupa Komşu Ülkeler Politikası'nın uygulanması konusunda İsrail ile belirlenen temel anlaşma noktaları hareketin kısıtlanması, Batı Şeria'da duvar inşaatı (duvarın izlediği hat Uluslararası Adalet Divanı tarafından illegal olarak değerlendiriliyor), Filistinli yöneticilerin tutuklanması, yerleşimci 'karakol'larının tasfiyesi ve İsrail yerleşimlerin yaygınlaştırılmasının durdurulması bazında “çok az somut ilerleme” var.

Haftasonu boyunca, Pazartesi gerçekleştirilen açıklamanın öncesinde, Avrupa Birliği ülkeleri İsrail ile can çekişen barış görüşmeleri bağlamında ilişkilerin yükseltilmesi ve ilerlemesini savunanlar ile hiçbir biçimde ilişki geliştirilmesini istemeyenler biçiminde ikiye bölündü. Pek çok demokratik kitle örgütü, İsrail'in gerçekleştirdiği insan hakları ihlallerine karşı ve Gazze'ye yönelik ablukanın sona erdirilmesi için baskı oluşturmaya çalışmasına karşın İsrail'in diplomatik çabaları ve üye ülkelerin çeşitli ulusal çıkarları baskın çıkmış gibi görünüyor. Barış görüşmelerinde ütopik iki devletli çözüm önerileri arasında yumuşatılmış bir uzlaşmaya varılmış gibi görünüyor.

İsrail yıllarca işgal altındaki topraklarda AB'nin yerleşimcilere, insan hakları ihlallerine, katliamlara, ev yıkımlarına ve AB-İsrail Dayanışma Anlaşması'na ve uluslararası hukuka dayanan dair fikirlerini göz ardı etti. Daha ocak ayına kadar Dış politika Şef Javier Solana ve Dış İlişkiler Komisyon Başkanı Benit Ferrero-Waldner de dahil olmak üzere AB'nin üst düzey görevlileri İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik ablukasını 'kolektif bir cezalandırma' olarak değerlendiriyor ve bunun da Dördüncü Cenova Konvansiyonu'na aykırı olduğunu belirtiyordu.

Tzipi Livni anlaşmanın özellikle AB bakanları ile düzenli toplantılar ve AB ile düzenli zirveler isteyen İsrail'in temel taleplerini tam olarak karşılamasa da AB-İsrail ilişkileri bakımından bir köşe taşı olarak değerlendirilmesi gerektiği açıklamasını yaptı. İlişkilerin ilerletilmesi anlaşması politik, ekonomik, bilimsel, hukuki, kültürel, eğitim ve teröre karşı mücadele alanlarını kapsıyor ve Rupel'e göre “çok önemli ortak değerlere ilişkin karşılıklı taahhütler” temeline dayanıyor.

Rupel, “AB ile İsrail'in ilişkilerinin geliştirilmesi ve işbirliği düzeyinin artırılması İsrail-Filistin çelişkisinin çözümlenmesi noktasında da bir işbirliği olarak değerlendirilmelidir” diyerek devam ediyor konuşmasına. Ancak Rupel İsrail'in tüm ihlallerine, saldırılarına rağmen koşulsuz biçimde neden ödüllendirildiğini ya da İsrail'in askeri işgali altında yaşamak zorunda bırakılan Filistinlilerin neden sert AB dayatmalarına ve sivillerin yaşamını her geçen gün daha zorlaştıran boykotlara maruz bırakıldığına dair herhangi bir açıklama yapma gereği duymuyor. Livni, “İsrail ve Avrupa'nın aynı değerleri ve aynı çıkarları paylaştığı açıktır” belirlemesini yapıyor.

Şimdiye kadar, AB'nin Komşu Ülkeler Politikası dahilinde hakkında insan haklarına dair sorgulama yapan bir alt komite kurulmayan tek ülke İsrail.

İsrail'in pek çok Avrupa ülkesi ve AB kuruluşları ile diplomatik ilişkileri son yıllarda göze çarpacak biçimde gelişti. İngiltere, Hollanda ve Almanya, İsrail'in Avrupa Birliği içerisindeki en güçlü ittifakları. Angela Merkel, Almanya başbakanı olmadan önce bile İsrail gazetesi Haaretz'e verdiği bir röportajda, “İlişkilerin törensel ve resmi bir havada asılı kalmaması ve canlılığını koruması en önemli meselemizdir” açıklamasını yapıyordu.

Almanya Dışişleri Bakanı Maxime Verhagen, 19 Mayıs'ta Amsterdam Hilton Otel'de düzenlenen bir sempozyumda, İsrail destekçilerine kendisinin AB'ni İsrail ile ilişkilerin yoğunlaştırılması ve İsrail hükümet görevlilerinin Lahey'e çağrılarak iyi niyet gösterilerinin düzenlenmesi gerektiğinin altını çiziyordu. Bu yılın başlarında Verhagen, İsrail'de gerçekleştirilen Herzilya Konferansı katılımcılarına İsrail'in Avrupa Birliği pazarına dair daha derinlikli ilişkiler geliştirilmesi konusundaki temennilerini iletiyor ve “Avrupalı şirketler, kuruluşlarla ilişkilerin düzeyinin yükseltilmesi”ni istiyordu.

Verhagen, aynı zamanda, “AB ile İsrail arasında insan hakları üzerine görüşmelerin de gerçekleştirilmesin ilişkilerin bir parçası olduğunu” da söylüyordu, ancak herkesin de bildiği ve Lüksemburg açıklamasının net bir biçimde gösterdiği üzere, bunlar altı boş cümleler olmaktan öteye geçmiyordu. Verhagen “yerleşimlerin yaygınlaştırılmasının durdurulması ve karakolların tasfiye edilmesinin büyük bir fark” yaratacağını söylüyordu, ancak gerçek durumda hızla genişleyen yerleşimciler politikası ve karakollar 'hiçbir farkın' olmadığını bir kez daha ispatlıyordu.

Batı Avrupalı yeni katılımcılarla birlikte AB şimdi daha çok İsrail dostunu kapsıyor. Dikkat çekicidir ki, Çek Cumhuriyeti ve Polonya İsrail ile ilişkilerin düzeyinin yükseltilmesi noktasında cepheden bir karşı duruş sergilediler. Fransa ve İtalya'da sağcı hükümetlerin iktidara gelmesi ile birlikte AB politikası ise, Bush yönetiminin çizgisine çok daha fazla yakınlaştı. Nikolas Sarkozy'nin yönettiği Fransa'nın Temmuz'un 1'nde AB başkanlığını devralması ile her şeyin İsrail'in lehine dönmesi bekleniyor.

*Arjan El Fassed, Electronic İntifada sitesinin kurucularındandır. 18 Haziran tarihli makaleyi İngilizce'den çevirdik. Makalenin Orijinal başlığı “Avrupa Kupası'nı İsrail kazandı: Özel bir ilişki”dir.