Atılım Günlük Haber Bülteni Ana Sayfası
 
1948’i hatırlamak ve geleceğe bakmak -Ali Abunimah

Ali Abunimah*

Bu yıl İsrail, kuruluşunun 60. yılını kutluyor. Ancak uluslararası kutlamaların ve politikacıların ziyaretlerinin ortasında derin bir kaygı var; İsrail, kendi içinde gizlemeye zorlandığı iskeletler barındırıyor ve pek çok İsrailli 80. yıldönümlerini kutlayıp kutlayamayacaklarına dair derin endişeler taşıyor.

Resmi İsrail, kutladığı doğum gününün o doğuma kadar var olmuş güçlü Filistin kültürü ve toplumunun yıkımı ile doğrudan bağlantılı olduğunu tamamıyla reddetmekte ısrarlıdır. Bu sömürgeci devletler için hiç de yabancı bir çıkmaz değildir. Şu an içinde yaşadığım ABD de, yüzyıllar geçmesine rağmen kuruluşunda işlediği suçları kabul edebilen bir ulus değildir.

Sadık siyonist İsrailli tarihçi Benny Morris, 2004 yılında “700 bin Filistinli yerlerinden edilmeseydi bir Yahudi devletini kurmak mümkün olmazdı. Dolayısıyla onları sürmek gerekliydi” diyor ve devam ediyordu: “Tarihte etnik temizlikleri haklı kılan bazı koşullar/ anlar vardır.”

Ancak etnik temizliği haklı göremeyecek olanlar için iki seçenek mevcuttur: Tarihi reddetmek ve İsrail’in yerli-yerleşmiş bir halkı olmayan dış düşmanlarla çevrili topraklarda kutsal askerler tarafından kurulmuş cesur bir ülke olduğuna inanırsınız ya da gerçekleri itiraf eder, adalet ve barışı getirmek için gerekli olanları yaparsınız.

İsrail kurulmadan hemen önce tarihi Filistin nüfusunun üçte ikisi tüm bölgelerden Filistinliler tarafından oluşturuluyordu, geriye kalan ise Avrupa’dan yakın zamanda göç eden Yahudilerdi.

Zorla göç ettirilenler arasında o vakitler dokuz yaşında olan annem de vardı. O şimdi, Amman’da yaşıyor ve Kudüs yakınlarında Lifta’da geçen çocukluğunu gülümseyerek hatırlıyor. Dedemin pek çok binası olduğunu ve bunların kiracılarının Yahudiler olduğunu anlatıyor.

1948’in başlarında –henüz Arap devletlerinin orduları savaşa katılmadan önce- annem ve tüm ailesi ve Batı Kudüs’ün tüm yerlileri siyonist milisler tarafından göç ettirildi. 7 Şubat 1948’te İsrail’in kurucu başbakanı David Ben-Gurion partisinin üyelerine şöyle söylüyordu: “Sizin Kudüs’e girişinizle birlikte, Lifta-Romema’dan, Mahane Yehuda’ya, mea Şearim’e kadar hiçbir yerde yabancılar kalmadı [Araplar, kastediliyor]. Her yer yüzde yüz Yahudi.” Ve böylece Filistinliler kendi doğdukları topraklarda ‘yabancı’ olmuşlardı.

O vakitten bu yana evlerini, tarlalarını, geçimlik tüm mallarını, dükkanlarını, fabrikalarını, eşyalarını, otomobillerini, banka hesaplarını, sanat eserlerini kaybeden milyonlarca mülteci ve onların torunları sürgünde yaşadı, pek çoğu yoksul mülteci kamplarında hayatlarını geçirdi. Şu an kuşatma altında bulunan ve açlıkla savaşan Gazze Şeridi halkının yüzde 80’i şimdi İsrail’de bulunan kentlerden sürülen halktır. Ancak, biz Filistinlilerden asla koparılamayan tek şey, anavatanımıza bağlılık ve adaleti sağlama isteğimizdir.

Tüm dünya çapında Filistinliler süregiden trajediyi anımsıyor, ancak biz aynı zamanda geleceğe de bakıyoruz. Şu an iki şeyin bir arada olduğu bir dönüm noktasındayız. İlki, klasik uluslararası destek deklarasyonlarına karşın iki devletli çözüm yaklaşımının ortadan kalktığı; Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde olanlara da bakıldığında İsrail yerleşimleri, yol denetimleri ve duvarla birlikte her şeyin Güney Afrika’daki Bantusta’ları anımsatan bir cezaevine dönüştüğü gerçeğidir.

İkincisi ise, İsrail’in Filistinlileri kontrol etme çabalarına karşılık, İsrail’de yaşayan Filistinlilerin nüfuslarının 5 milyon İsrail Yahudi'sini aşmak üzere olduğudur. Bugün Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde 3.5 milyon Filistinli var, ek olarak İsrail vatandaşı olan 1.5 milyon Filistinli var. Zaman zaman 'İsrail Arapları' olarak adlandırılan bu Filistinliler, Yahudi devletinde ikinci sınıf vatandaş olarak görülmeye karşı eyleme geçiyor. İsrail vatandaşı Filistinliler eşit haklar için çağrı yaparken, kimi İsrail politikacıları onları Gazze Şeridi’ne ya da Batı Şeria’ya sürmekle tehdit ediyor.

Resmi tahminler, 2025 yılı itibariyle, doğum oranlarının da yüksekliği göz önüne alındığında, Filistinlilerin İsrail Yahudilerini 2 milyon kadar aşmasını bekliyor. Uluslararası kamuoyunda çok az kişi bu gerçekliğini farkında olmasına karşın, bu iki nüfus arasında cerrahi bir ayrıma gitmek neredeyse imkansız görünüyor.

İsrail liderleri ne ile karşı karşıya olduklarını biliyorlar; Başbakan Ehud Olmert geçen kasım ayında şöyle bir açıklama yapıyordu: “İki devletli çözümün ortadan kalkması söz konusu olduğunda, biz Güney Afrika tarzı eşit haklar mücadelesi ile karşı karşıya kalırız, bu İsrail devletinin sonu anlamına gelir.”

Bu mücadele iki devletli çözümün gerçek dışı olduğunu kavrayan ve Filistinliler ile İsraillilerin paylaştıkları topraklarda tek devlet içerisinde yaşayabileceğini söyleyenlerle birlikte başladı bile. Geçen yıl, benimde parçası olduğum bir grup Filistinli, İsrailli ve diğer uluslardan aktivist “Tek Devlet Deklarasyonu” yayınladı. Deklarasyon, Güney Afrika Özgürlük Manifestosu’ndan etkilenmişti ve biz tek ve demokratik bir devlette ortak bir gelecek öngörüyorduk. Pek çok İsrailli, hiç de şaşırtıcı olmayan bir biçimde Güney Afrika Aparthaid’ı ile benzeştirme yapılmasına tepki duyuyor. Onlar için iyi haber sanırım ki, aparthaid sisteminin çöküşünün hiç kimsenin korktuğu sonucu getirmemiş olmasıdır. Dahası, bu ülkenin tüm halkları için yeni bir şafağın görünmesi demektir.

*Ali Abunimah, Elektronik İntifa sitesinin kurucularındandır. 13 Mayıs tarihli yazı, The Electronic Intifada'da alınmış ve İngilizce'den çevrilmiştir.

Foto: Jamila Merhi, 1948'de 26 yaşınada iken ailesi ile birlikte köyünde sürüldü. Şimdi 86 yaşında Beyrut'daki Şatilla kapında yaşıyor. Merhi'nin elindeki, topraklarının tapusu.