2008 1 Mayıs'ı geleceğe ne bıraktı? Vali ve Hükümet istifa talepli eylemler var... Bu süreci hesap sorma kararlılığına dönüştürmek için neler yapılmalı? Suç duyuruları yeterli mi? 1 Mayıs alanında, eylemi bitirme kararı alındı. Bu karar nasıl alındı? Hangi tartışmalar yapıldı? Başka eylem planları devreye sokulabilir miydi? 1 Mayıs'a yürürken genel grev genel direnişin olanakları yok muydu? 14 Mart, hazırlıkları iyi yapılmış bir genel grev genel direnişin mümkün olduğunu göstermedi mi? Hak-İş ve Türk-İş'in tutumları nasıl değerlendirilmeli? Önümüzde KESK Genel Kurulu var... Emekçi memur hareketinin sendikal stratejisi ve politikası ne olmalıdır?
Bu soruları KESK Genel Sekreteri Abdurrahman Daşdemir'e sorduk. Haziran ayındaki KESK Genel Kurulu öncesi gazetemize konuşan Daşdemir, 2008 1 Mayıs'ı için, “SSGSS süreciyle başlayıp, 1 Mayıs süreciyle kendini pekiştiren bir durum söz konusu. 2007 1 Mayıs'ı ateşledi, 2008 1 Mayıs'ı biledi” dedi. “Türkiye'de sendikal mücadele ve sendikal örgütlülük, hem ideolojik hem tüzüksel anlamda kendini gözden geçirmek zorundadır” diyen Daşdemir, “2008 yılı hem toplumsal kesimler, hem hükümet açısından öyle çok kolay geçecek bir yıl olmayacak. Bu 2008'de mutlaka emekçiler, kendilerini genel grevin eşiğinde göreceklerdir” vurgusunda bulundu.
2008 1 Mayıs'ı geleceğe ne bıraktı?
1 Mayıs'tan geleceğe dair çok şey çıkarmak mümkün. 2008 1 Mayıs'ı, hiçbir dönemde olmadığı kadar politik tartışma zemini yarattı. Bu kendiliğinden gelişmedi. Özellikle geriye doğru gittiğimiz de ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda, neoliberalizmin ileri karakolu AKP iktidarının, yaratmış olduğu toplumsal tahribat, bu 1 Mayıs'ın diğer 1 Mayıs'lardan çok farklı bir eksene oturacağını göstermişti. Tam da bu anlamda 1 Mayıs, yoksulların, kadınların, gençlerin, öğrencilerin; kısacası bu toplumda ötekileştirilmiş bütün kesimlerin kendi hayatlarına ve geleceklerine yönelik, bir mücadele azmini, kararlılığını ortaya çıkardı diyebiliriz. 1 Mayıs, 1 Mayıs'la sınırlı kalan bir süreç olmaktan çıktı. 2008 1 Mayıs'ını, yaşanılan bu toplumsal kaotik süreç açısından bütün zamana ve döneme yayılabilecek 1 Mayıs olarak algılamak gerekiyor.
2007'den sonraki sürece baktığımızda, 1 Mayıs'ın, artık grevlerin yapılabildiği, artık daha rahat örgütlenme reflekslerinin geliştiği bir sürecin ateşleyicisi olduğunu görürüz. Bir örnek vermek istiyorum; 2008 1 Mayıs'ından hemen sonra Bitlis'in Tatvan ilçesinde Denizcilik İşletmesi'nde, özelleştirilmiş feribotunda çalışan bir işçi, bizi aradı ve “Sendikalaşmak istiyoruz” dedi. 2007 1 Mayıs'ı ateşledi, 2008 1 Mayıs'ı işçilerin ve emekçilerin örgütlü bir bilinçle çok daha etkili düzeyde biledi. Ve artık işçi sınıfı da bir yol ayrımında olduğunu gördü diye düşünüyorum. Nasıl yürüyeceğini sorgular duruma geldi. Türk-İş'in yaşadığı durum, bunun en tipik örneğidir. Türk-İş'te SSGSS'yle başlayıp 1 Mayıs'la pekişen bir durum söz konusu. İşçiler, bir yandan yaşam alanlarına sahip çıkabilmek için en etkili silah olan grevi kullanmaya başladı, diğer yanıyla da ideolojik öncülüğü ve önderliğini de doğru temelde tespit etme arayışı içerisine girdi.
KESK, TMMOB ve TTB ile birlikte SSGSS mücadelesinin ve Taksim direnişinin asıl aktörlerinden biri olarak bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz? Vali ve Hükümet istifa talepli eylemler var. Bu süreci hesap sorma kararlılığına dönüştürmek için neler yapılmalı sizce? Suç duyuruları yeterli mi?
Suç duyuruları tabi ki yeterli değil. İktidar eliyle 'demokratik hukuk' kurallarının ve ilkelerinin askıya alınabildiği bir ülkede, sadece hukuk mücadelesiyle yürümek imkansız. Yani tam bir akıl tutulması içerisinde davranan bir hükümet, onun orantısız temsilcilerinin şiddetinin egemen olduğu bir ortamda sadece hukuk mücadelesi ile sonuç beklentisi içine girmek gaflettir. Biz 1 Mayıs günü beyan ettik, demokratik hukuk mücadelemizin yanı sıra fiili meşru mücadele geleneğimizin bize kazandırmış olduğu bütün deneyimleri bu süreçten itibaren “Her gün 1 Mayıs” şiarıyla ortaya koyacağız.
Özellikle bildiğiniz gibi, SSGSS sürecinin temel aktörleri olarak, uzun soluklu bir mücadele süreci geliştirdik. Belki sonucu değiştiremedik, ama bir toplumsal bellek yarattık, bir bilinç yarattık. Öyle bir noktaya geldi ki, sesini hiç çıkarmayan konfederasyonlar, örneğin tabandan gelen tazyikle 14 Mart'ta eyleme katılma zorunluluğu hissetti. Aslında 14 Mart'ta açığa çıkan eylem iradesi ve gücü, bundan sonraki süreç açısından önemli bir perspektif de açığa çıkardı. Ateşleyici bir rol oynadı. 2008 1 Mayıs'ının bu denli tartışılıyor olmasının, gündemde kalmasının nedini SSGSS sürecinde açığa çıkan mücadele azmi ve iradesidir. Yani SSGSS süreci, 1 Mayıs 2008'in ateşleyicisi olmuştur.
Mücadelemiz devam edecek. Örneğin, 1 Haziran'da Türkiye Barış Meclisi'nin, Kürt sorununda barışçıl, demokratik çözüm çerçevesinde düzenleyeceği bir miting var. 1 Mayıs'ı gerçekleştiren aynı iradenin, bu sürece de dahil olması çok önemli bir olanak bence. Yani artık Türkiye'deki emek mücadelesiyle, işçi sınıf mücadelesiyle özgürlük, demokratik, barış ve bir arada kardeşçe, eşit temelde yaşamak isteyen Kürdün mücadelesini birleştirmek gerekiyor. Bu kaçınılmaz bir zorunluluktur. Sol, sosyalist hareketin ve Kürt hareketinin önündeki en tarihsel görevlerden biri budur. Bu 1 Mayıs, bu misyonu da üstlenmelidir.
Emek örgütleri üzerinde AKP kuşatması söz konusu. Tekellerin hükümeti, sadece ekonomik-sosyal yıkım saldırısını örgütlemekle kalmıyor, bu saldırıya direnebilecek tüm odakları bizzat ele geçirmeye yöneliyor. AKP'nin, bu hamlesi Türk-İş’te başarıya ulaştı. AKP'nin bu hamlesine karşı mücadele için neler söyleyebilirsiniz?
Birincisi, AKP'nin çok komplike ve stratejik saldırıları söz konusu. AKP'nin bu saldırılarına ve kuşatmasına karşı doğru ve gerçekçi bir muhalefet çizgisini oluşturmamız gerekiyor. Bu Cumhuriyet mitingleri değil, bu laiklik mitingleri değil, bu CHP'nin sağında ya da solunda birleşmek değil. Tam da siyasal İslamın inceltilmiş takiyeci ve oportünist politikalarını çok iyi bilen bir yerden, bütün toplumsal muhalif kesimlerin iradeli ve ortaklaştırdıkları bir platform yaratmak gerekiyor. Biz KESK olarak, 3 Kasım mitinginden sonra bu platformu oluşturma gayreti içerisine girmiş durumdayız. Siyasi partilerle görüşüyoruz, platformlarla görüşüyoruz ve kişilerle görüşüyoruz. Olumlu tepkiler alıyoruz. Bir çatı partisi değil bizim anlatmak istediğimiz, bu bir platform. Bunu, Türkiye'de siyasal sistemin mağdur ettiği, ötekileştirdiği, iradesini parçalayarak teslim almak istediği kesimlerin bir araya geldiği demokratik mücadele platformu olarak algılıyoruz. Ve bu platformun ortak bir refleks geliştirmesi gerekiyor. Umarım bunu başarabiliriz.
Katliam yaklaşımına karşı sağduyulu bir karar aldık
1 Mayıs alanında, eylemi bitirme kararı aldınız. Bu karar nasıl alındı? Hangi tartışmalar yapıldı? Başka eylem planları devreye sokulabilir miydi?
Bir düzenleme kurulumuz vardı bizim. Günler öncesinden bir planlama yapılmıştı. Biz o gün, çok ciddi bir yönelimin geliştirileceğini gördük. Ama buna karşın kararlılığımızda geri adım atmadık. Saat 10.00'da toplanmayı esas alan Taksim'e yürüme yaklaşımımız devam etti. DİSK'e yapılan saldırılardan sonra, Şişli'ye gitmek için yürüme kararı aldığımızda çok ciddi bir refleksle karşı karşıya kaldık. Daha sonra, CHP, DTP, DSP milletvekilleri ve ÖDP milletvekili Ufuk Uras DİSK Genel Merkezi'ne geldiler. Ve onların yolun açılması konusunda, İçişleri Bakanlığı, Valilik nezdinde girişimleri oldu. Ancak, kesinlikle bir tek adım attırılmayacağı konusunda bir kararlılık olduğu iletildi bize. Kitle dağınıktı. Biz de orada bulunan, sadece DİSK ve KESK değil, diğer emek ve meslek örgütleri temsilcileriyle, bütün eleştirileri göze alarak, cinayet işlemeye, katliam yapmaya hazır, bunun için motive edilmiş, bizi provokatör olarak ilan eden yaklaşım karşısında sağduyulu bir karar aldık. Ardından, 150 kişiyle Taksim Meydanı'na da gitmeyeceğiz dedik. Biz şunu da söyledik orada; her gün 1 Mayıs. Yani bütün bir yılı, önümüzdeki bütün süreçleri mücadele ederek sürdüreceğiz.
1 Mayıs'ta genel grev, genel direniş olanaklıydı
1 Mayıs'a yürürken genel grev genel direniş'in olanakları sizce yok muydu? 14 Mart, hazırlıkları iyi yapılmış bir genel grev genel direnişin mümkün olduğunu göstermedi mi?
Katılıyorum. 14 Mart'ta tarif ettiğimiz birkaç saatlik iş bırakma, aslında kararlı bir öncülükle genel grevin olanaklı olduğunu açığa çıkardı. 1 Mayıs'a giderken de, hafta içine denk gelmesinden kaynaklı aslında bu çokça tartışıldı. Ortaklaştırılması gereken bir noktaydı. Biz, kendi örgütümüze, 1 Mayıs alanlarına etkili ve kitlesel katılımın mutlaka önünün açılması, 1 Mayıs'ı bilince çıkaran her emekçinin, 1 Mayıs'ın gereği gibi davranması gerektiğini ifade ettik. Bir çok yerde arkadaşlarımız buna uygun hareket etmiştir. Örneğin, 1 Mayıs sonrası yaptığımız Şubeler Platformu toplantısında da, 1 Mayıs'ta iş bırakmaktan kaynaklı soruşturmaların başlatıldığı belirtildi. Özetle bir genel grevin, grev kırıcı kimi sendikalara rağmen çok etkili, tümüyle olmasa da büyük ölçüde hayatı durdurarak 1 Mayıs'ta olanaklı olduğunu düşünüyorum. Şu da var; Türk-İş'te, bu 1 Mayıs'a katılım konusunda yaşanan tartışma, bölünme vs. bizi biraz da bu süreçten kopardı.
2008 yılı hem toplumsal kesimler, hem hükümet açısından çok kolay geçmeyecek. 2008'de emekçiler, kendilerini genel grevin eşiğinde göreceklerdir. İşte tam da bu noktada, öncünün rolü, sendikal yapılanmaların karakteri açığa çıkacaktır.
Türkiye işçi sınıfı ve örgütlerinin ayrışmaya ihtiyacı var
Hak-İş ve Türk-İş'in tutumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle, Hak-İş, tümüyle hükümet sözcüsü gibi davranıyor. Hak-İş Genel Başkanı, kurmayları hükümet yetkililerinden daha çok, 1 Mayıs'la ilgili antipropaganda yaptı. Hak-İş'i bu anlamda, yani bir konfederasyon olarak değerlendirmenin ötesinde, hükümetin ideolojik arka bahçelerinden biri olarak görmek gerekiyor.
2007 1 Mayıs'ında biz yine Taksim'de ısrar ederken hatırlarsanız; Türk-İş Kadıköy'de bir miting yapmıştı. Türk-İş sonraki süreçte yoğun eleştiriler aldı, halktan ve kendi şubelerinden. Türk-İş, DİSK ve KESK genel sekreterleri olarak bu yıl Taksim'de 1 Mayıs için bir araya geldik. Ortak basın açıklamasıyla da Taksim kararımızı kamuoyuna duyurduk.
Ama Başbakan üzerinden geliştirilen manevralar ve hükümetin Türk-İş içerisindeki kimi uzantılarının eliyle Türk-İş ortadan çatlatıldı. Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu'nun 30 Nisan'da yaptığı açıklama, başından beri ortaya konulan iradeye denk düşmeyen bir açıklamaydı. Ama Türk-İş Genel Sekreteri şahsında, İstanbul Şubelerinin ortaya koyduğu irade bizce alkışlanmaya değerdir. Bu 1 Mayıs'ın en önemli kazanımlarından biri de budur.
Türkiye işçi sınıfı ve örgütlü kesimler bu ayrışmayı yaşamak zorunda. Aslında bu ayrışma gecikmiş bir ayrışma. Bunu derinleştirmek gerekiyor. İşçi sınıfının buna ihtiyacı var.
KESK'te örgütsel ve ideolojik bir yenilenme şart
Önümüzde KESK Genel Kurulu var. Bugün emekçi memur hareketin genel sendikal stratejisi ve politikası ne olmalıdır? Bu Genel Kurul'da mevcut sorunların aşılması için nasıl bir hazırlık süreci söz konusu?
Türkiye'de sendikal mücadele ve sendikal örgütlülük hızla, hem ideolojik hem tüzüksel anlamda kendini gözden geçirmek zorundadır. Aksi takdirde iki durumla karşı karşıya kalırlar; ya devlete teslim olurlar ya da yok olup giderler. Bunun için stratejisini ve politikasını hızla gözden geçirmeli. Bizim genel kurul süreçlerimizde yapılması gereken en tarihsel görevlerin başında da bu geliyor.
Yani esasında sendikal formatımızın, örgütsel formatımızın değişmesi gerekiyor. Piramit vari örgütlenmeler daraltıcı örgütlenmelerdir. Hegemonik güç odaklarının iktidara dönüştüğü yaklaşımlardır. Bütün kesimlerin, birincil kimliğiyle KESK'i üst kimlik edinmiş olan bütün kesimlerin demokratik bir şekilde, kendilerinin temsiliyetini bulabildiği, geniş temsiliyet odaklarının oluşması gereklidir. Mesela, ulusal konseylerin, meclislerin oluşması gerekmektedir.
Eğitim-Sen’in üye sayısı 200 binden 119 bine düştü. Türk Kamu-Sen ve Memur Sen’in üye sayısı ise aynı dönemde arttı. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?
Esasında Kamu-Sen'le Memur-Sen'deki artışla bizdeki düşüşleri biraz iktidarla ilişkileri içerisinde değerlendirmekle birlikte, sadece bununla sınırlı kalan bir değerlendirme yaparsak, durumu ucuza mal etmiş oluruz. Devrimci duruşla, objektif bir yaklaşımla, özeleştirel duruşu önümüze koymamız gerekiyor. Eğitim-Sen, kendini farklı kılan değerlerle Eğitim-Sen idi. Ve savunduğu değerler üzerinden bir Eğitim-Sen idi.
Eğitim-Sen anadilde eğitimi, yasal bir dayatmayla tüzüğünden çıkarmıştır. Bu tüzükten çıkarma taktik bir yaklaşım olabilir. Ama Eğitim-Sen yöneticileri, “Biz mahkeme süreci geçtikten sonra yeniden anadilde eğitimi koyacağız” gibi bir ifade kullanmışlardı. Bu yapılmadı. Bu yüzden, yöneticilerin büyük bir kısmı iki dönem üst üste seçilmiş olmaktan kaynaklı bu dönem aday olmayacaklar. Ama borçlu olarak ayrılıyorlar. İşte Eğitim-Sen'in Türk Eğitim-Sen'den ya da Eğitim-Bir-Sen'den farklı kılan değerler bunlardı.
Bir de Türkiye'de solun yer alma düzeyiyle ilgili bir sorun var. Sonuçta KESK, solun gövdesini kendi içinde barındıran bir harekettir. KESK'in gücü, KESK'in kitleselliği, Eğitim-Sen'in kitleselliği biraz solun yaşam içerisindeki görünürlülüğü ve kitleselliğiyle ilişkilidir. Eğitim-Sen'deki erimeyi ya da toplamda KESK'teki bu erimeyi tek bir neden, bir iki neden üzerinden algılamamak lazım.