Ramzy Baroud*
“Asla sahip olmadığınız şeyi sorgulamayın”, İsrail destekçilerinin Filistin’in asla bir devlet olmadığını iddia ederken alttan alta verdikleri mesajdır.
İddia elbette kolaylıkla çürütülebilir. Osmanlı İmparatorluğu’nun 20. Yüzyılın başlarında parçalanmasını takiben sömürgeci güçler toprakları paylaşmaya başladı. İngiltere ve Fransa, batı Asya’nın paylaşılmasına dair gizli Sykes-Picot anlaşmasını 1916’da imzaladıklarında, bölgede bugünün tanımlarına uygun neredeyse hiç ‘ulus-devlet' yoktu.
Tüm sınırlar sömürgeci devletlerin stratejik kontrol, politik etki ve hammadde arayışına uygun biçimde düzenlenmişti. Afrika’nın çoğu ve Asya; kıtaların kendi jeo-politik ve sosyo-ekonomik oluşumlarını bozan sömürgeci oyunların kurbanı idi.
Ama Filistinliler, pek çok diğer halk gibi, kendilerini belli bir coğrafi alana tarihsel olarak bağlı olan tek tarihi grup olarak gördüler. Profesör Walid Khalidi’nin “Tüm Kalanlar” isimli kitabı Filistin halkının ve İsrail öncesi Filistin’in kapsamlı bir tarih çalışmasıdır. Bu tarihe genelde şöyle bir göz atılır ya da neredeyse tümü göz ardı edilir. Kimileri M.S. 70’te Romalıların İkinci Tapınak’ı yıkmalarından önce ve sonra İsrail’in 1948’te kuruluşuna kadar Filistin’de başka hiçbir uygarlığın yaşamamış olduğuna inanmayı tercih eder. Peki ya reddedilemeyecek gerçekler? Örneğin, İsrail Jerusalem -Kudüs- Post gazetesi 1932’de ilk kurulduğunda Palestine –Filistin- Post adını taşıyordu. Neden Filistin de, İsrail değil? Kimin varlığı diğerini önceleyen politik bir kesinliktir? Yanıt açıktır.
Beni ilgilendiren İsrail’in varlığının reddi ya da kabulü değildir. Sınırlarını belirlemeyi reddetse de, Filistin halkına karşı işlenen tarihi suçları kabul etmese de İsrail vardır. Filistin’de Yahudi çoğunluğunu ve sonuç olarak bir “Yahudi devleti” olarak İsrail’i üreten, 1947-48 yıllarında Filistin Hristiyanlarına ve Müslümanlarına sistematik ve zalimane biçimde uygulanan etnik temizliktir.
Ayrıca, Filistinlilerin maruz kaldığı insanlık dışı uygulamaları ve onların her türlü hakkının nasıl yok sayıldığını da hatırlamak gerekir. Ehud Barak, bir zamanların İsrail Başbakanı, Jerusalem Post gazetesinin Ağustos 2000 tarihli sayısında gerçekleştirilen röportajında, “Timsahlar, ne kadar et verirseniz daha fazlasını isterler” demişti. Eski bir Siyonist geleneği, Filistinlileri hayvanlara ya da mikroba benzetme geleneğini sürdürüyordu. Başka bir İsrail Başbakanı Menahim Begin, bir meclis konuşmasında, Filistinlileri “iki ayak üzerinde yürüyen canavarlar” olarak tanımlıyordu. Filistinliler daha pek çok İsrail devlet adamı tarafından “çekirge sürüleri” ya da “hamamböcekleri” olarak tanımlanmıştı.
Rahatsız edici bir belirleme olabilir ama, yukarıdaki alıntılar daha geçmişteki söylemlerle kıyaslandığında bir ilerleme gibi görünebilirler, ne de olsa eski İsrail Başbakanı Golda Meir, "Filistinliler gibi bir şey yoktur… onlar hiç var olmadılar” diyordu. (15 Haziran 1969)
İsrail, kendi varlığını haklı çıkarmak için vatandaşlarına kolektif bir hafıza kaybını dayattı. İsrailliler, 800 bin Filistinli’nin zorla göç ettirilmesi, göz yaşları, kan ve acı ile dolu bir etnik temizlik sonucunda boşaltılan kentler ve köylerin üzerinde yaşadıklarının farkındalar mı?
İsrail, 60. doğum gününü kutlarken hiçbir şeyin onun kurucu atalarının kahramanlığını lekelemesine izin verilmiyor. Filistin, Filistinliler ve bir halk ile o halkın yaşadığı topraklar arasındaki bağlılık, İsrail yetkilileri ve Batılı ortaklarının festivallerine bir saniye ara vermeleri için yeterli bir neden değil ne de olsa.
Kimileri Filistinlilerin acıları ile ilgili tarihi belgeler konusunda tamamen unutkan davranırken, İsrail liderleri, özellikle Filistin’in sömürgeleştirilmesinde rol oynayanlar, ne yaptıklarının tamamen farkındadır. David Ben Gurion, İsrail’in ilk Başbakanı, 1948 yılında İsraillileri uyarmış, “Onların-Filistinlilerin- asla geri dönmemeleri için ne yapmak gerekiyorsa yapmak zorundayız” demişti. Gurion, Filistinlilerin topraklarına geri dönmemelerinin garanti altına alınması ile rahata erebileceklerini söylemiş ve “Yaşlılar ölecek, gençler unutacaktır” demiştir.
Moshe Dayan, İsrail’in eski Savunma Bakanı da, İsrail’in tarihi kazanımlarının gerçekliği üzerine hiçbir yanılsama taşımamaktadır. Dayan’ın 4 Nisan 1969’da Hayfa’da yaptığı konuşma, İsrail’in günlük gazetesi Haaretz’de yayınlanmıştır: “Nüfusunu Arapların oluşturduğu bir ülkeye Yahudi Devleti’ni ‘Hebrew’i kurmaya geldik. Arap köyleri yerine Yahudi köyleri inşa edildi. Şimdi bu köylerin adlarını anımsamıyorsunuz bile ve ben artık var olmayan bu köyleri anımsamadığınız için sizi kınamıyorum. Eski bir Arap köyü üzerine kurulmamış tek bir Yahudi yerleşimi yoktur.”
İsrail kuruluşundan bu yana Filistin kimliğinin her tür var oluşunu bastırmak için mücadele etmiştir. Tarihi topraklarının çoğu ellerinden alınmışken, Filistin ve Filistinliler arasındaki ilişki yalnızca hafızalarda canlı kalabilirdi. Ancak sonuçta, hafızanın fiziksel varoluştan daha kalıcı bir kolektif kimlik yarattığı kanıtlandı. “Filistinlilerin tüm güçlüklere rağmen ulus olma bilincini canlı tutma konusunda ne kadar başarılı olduklarına şahitlik ediyoruz. Bir halk olarak kaynaşmalarının önündeki tüm engellere rağmen, bu bağlılık ve kaynaşma bugün her zamankinden daha çoktur.” (The Economist, 8 Mayıs 2008).
Birbiriyle bağlantısı olmadan yaşamalarına, topraklarından koparılmalarına, birbirlerinden bütünüyle ayrı kalmalarına rağmen, Filistinliler her köşede mücadele ettiler ve İsrail Filistinlileri ne fiziksel ne de psikolojik olarak baskı altına alamadı. Onların unutmaları ve hayatlarına devam etmeleri için her bir köşeden baskılar geldi. Ancak, İsrail’i zaferlerini ve ‘bağımsızlığı’nı yüzeysel ve gerçek dışı yapan Filistin halkının direnişi ve reddidir.
Nakba’dan 60 yıl sonra, Filistinliler geçmişlerini ve şimdiki haksızlıkları çok iyi hatırlıyorlar. Ve elbette saf hatırlamanın ötesinde bir şeyler gerekiyor. Filistinliler, birlik için daha çok zemin yaratmalı, Hristiyanlar ile Müslümanlar, zenginler ile fakirler, dinciler ile laikler arasında bir birlik yaratılmalı ki, İsrail’in politik aşiretçilikten, fraksiyonculuktan ve bölünmeden daha fazla yararlanmasının önüne geçilebilsin.
Ancak, İsrail’in tüm umut ve çabalarına karşın Filistinliler henüz kim olduklarını unutmadılar. Ve ne kadar sürerse sürsün hiçbir ret de bunu değiştiremez.
*Ramzy Baroud (www.ramzybaroud.net) PalestineChronicle.com’un kurucularından ve yazarlarındandır. Son olarak İkinci Filistin İntifadası (Bir Halk Mücadelesinin Günlüğü)[The Second Palestinian Intifada: A Chronicle of a People's Struggle (Pluto Press, London)] isimli bir kitap yayınlamıştır.