İSTANBUL- Devrim yürüyüşü, '68 Gençlik Hareketinin ve '71 devrimci atılımın önderleri katledilerek kesintiye uğratılmak istenir. Denizler ve Mahirlerden sonra devletin son intikam hedefi İbrahim Kaypakkaya olur. Ama yenilen işkencecilerdir, devrimci önderlerin mirasları ellerde bayraklaşır.
TKP/ML'nin kurucu önderi ve MLKP Onur Üyesi İbrahim Kaypakkaya, 24 Ocak 1973 tarihinde Dersim Vartinik'te pusuya düşer. Baskında, Ali Haydar Yıldız şehit düşer, Kaypakkaya ise yaralı kurtulur. Beş gün sonra Dersim'in Mirik mezrasında vücudunun çeşitli yerleri donmuş bir şekilde tutsak düşen Kaypakkaya, Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanlığı'na götürülür. Bir süre Diyarbakır Sıkıyönetim tutukevinde kalan İbrahim, 20 Şubat'ta Diyarbakır Askeri Hastanesi'nde ayaklarından ameliyat edilir. İbrahim, yürüyemeyecek durumda olmasına rağmen hastanede ilk hafta her iki kolundan karyolaya çarmıha gerilir. Hastanede kaldığı süre boyunca da tek kolundan yatağa kelepçeli olarak bağlı tutulur.
Cezaevinden MİT işkencehanelerine
Kaypakkaya, 17 Nisan'da hastaneden cezaevine nakil edilir. Diyarbakır'daki 7. Kolordu Komutanlığı tutukevine götürülen İbrahim Kaypakkaya, tek kişilik hücreye konulur. Bu arada, cezaevine konulan devrimci tutsaklar sık sık MİT'e sorguya götürülürler ve işkencelere tabi tutulurlar. Bunun sonucu olarak onlarca devrimci tutsak, tıpkı İbrahim Kaypakkaya gibi MİT işkencehanelerinde öldürülür. İbrahim'in hücresinden götürülüşüne tanık olan, TİKKO davasından tutuklu Ramazan Balpetek, şu bilgileri verir: “17 Mayıs 1973 tarihinde, İbrahim Kaypakkaya'yı bir üsteğmen ve dört asker, bulunduğu hücreden aldı, bizim bulunduğumuz koğuşun önünden yürüyerek geçtiler ve bir jipe bindirip götürdüler. Koğuşun kapısı açıktı. Orada bulunan herkes gördü. Biz, İbrahim'i hastaneye ayaklarının pansumanını yapmaya götürüyorlar sandık. Daha sonra, İbrahim Güçlü, cezaevinin havalandırma penceresinden bize, 'İbrahim öldürülmüş' diye bağırdı.”
İntihar süsü verilmek istenir ama...
İbrahim'in öldürülmesi büyük bir yankı uyandırır. Diyarbakır Askeri Cezaevinde tutuklu bulunan 36 devrimci, 29 Mayıs'ta İbrahim Kaypakkaya'nın ölümü hakkında Diyarbakır-Siirt İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı'na dilekçe verir. Bu dilekçe kısaca şöyledir: “Tutuklu İbrahim Kaypakkaya'nın; hücresinden alınarak MİT'e götürüldüğü ve yapılan işkencelerle öldürüldüğü, bu cinayet hadisesine Türkiye ve dünya kamuoyunda uyandıracağı tepkiden çekinilerek intihar süsü verilmek istendiği, bu cinayete ne kadar intihar süsü verilmek istenirse istensin bunun hiçbir zaman inandırıcı olmayacağı, zaten intihar süsü vermekte güçlük çeken faillerin 19.05.1973 tarihinde işlenen bu cinayeti yetkili mercilere duyurmaması ve kamuoyuna gerekli açıklamanın yapılmamasının bu cinayetin en büyük kanıtı olduğu. Gerekli soruşturmanın yapılıp faillerinin gerekli cezalara çarptırılması için ihbar ediyoruz.”
“Silahlı mücadelemizin kızıl bayrağı olacak”
Mahkeme salonları da, İbrahim'in katillerinin yargılandığı mekanlara dönüştürülür. Mahkemelerde, devrimci tutsaklar tarafından yapılan konuşmalardan bazıları şöyledir;
Kaypakkaya'nın mücadele arkadaşı Ziya Ulusoy, 12 Haziran 1973 tarihli bir duruşmasında, “Önderimiz İbrahim Kaypakkaya yoldaş, Çaru Mazumdar yoldaş gibi faşist iktidarların işkencehanelerinde kahramanca bir mücadele verirken öldü. İbrahim Kaypakkaya yoldaş öldü, ama onun çizdiği kızıl yol ve Marksist-Leninist Türkiye Komünist Partisi silahlı mücadelesi daha yüksek bir biçimde devam edecektir. Önderimiz İbrahim Kaypakkaya yoldaşın ölümü, silahlı mücadelemizin kızıl bayrağı olacaktır” der.
Arslan Kılıç ise 9 Ekim 1973'te, İstanbul 2 No'lu Sıkıyönetim Mahkemesinde başlayan TKP(ML) davasının ilk duruşmasında tutsaklar adına yaptığı konuşmada, “Kaypakkaya'nın ölümü açıklanmadan hiçbir sorunuza ve yoklamanıza cevap vermeyeceğiz. Sanık arkadaşlarla bu kararı aldık” şeklinde konuşur.