İSTANBUL- “Dev-Genç örgütlenmesi, düzen örgütlenmesidir. Oysa yaptığı iş düzenle savaştır. Bu ikisi arsında bir çelişki vardır. Bu çelişki ortadan kaldırılmalıdır.” Bu sözler, Dev-Genç'in kuruluşuna öncülük eden Mahir Çayan'a aittir. Mahir, bir gençlik örgütüyle yetinilemeyeceğini, devrimin devrimci bir partiyle gerçekleştirilebileceği fikrini yüksek sesle tartışmaktadır.
Mahir Çayan, Ekim 1970'de yapılan Dev-Genç kongresinde yaptığı konuşmada, '68 hareketi hızla bir gençlik hareketi olarak var olmaktan çıktığı için çok haklı olarak, “Dev-Genç'ten üstün, Marksist Leninist bir savaş partisi kurulması gerektiğini; MDD stratejisinin bir savaş stratejisi olduğunu, bu devrimci savaş görevlerinin bir gençlik örgütü tarafından asla yerine getirilemeyeceğini, bunun bir parti örgütlenmesi içerisinde çözülmesi gerektiğini” vurgulamaktadır.
THKP-C filizleniyor
Devrim ideali, kendi mekanizmalarını oluşturmaya başlamıştır bile. SBF'den Mahir Çayan, Yusuf Küpeli, Hüseyin Cevahir, İlhami Aras, ODTÜ'den Ulaş Bardakçı, İrfan Uçar, Münir Aktolga, mühendis Bingöl Erdumlu ve işçi Necmettin Giritlioğlu, gizli örgütlenmenin temellerini atmıştı. Bu kesin ayrılık, Aydınlık Sosyalist Dergi'ye yazılan 'Açık Mektup'la ilan edilir.
1970'in sonuna gelindiğinde, parti büyük oranda şekillenmiştir. Aralık'ta Ankara Küçükesat'ta bir evde yapılan toplantıda, 11 kişilik bir Geçici Genel Komite seçilir. Genel Komite, bölge ve alan faaliyeti esasına dayanarak görev bölüşümü yaptı. Örneğin; Mahir Çayan ve Münir Aktolga ideolojik politik görüşlerin hazırlanması, Ziya Yılmaz Karadeniz bölgesi, Hüseyin Cevahir Kürdistan, Bingöl Erdumlu işçi çalışması, Ertuğrul Kürkçü gençlik, Orhan Savaşçı askeri kadro eğitimi, Ulaş Bardakçı şehir gerillalarının hazırlanması... Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) vücut bulmaya başlamıştır.
THKP-C, '71 başında ise art arda gerçekleştirdiği kamulaştırma eylemleriyle adını duyurmaya başlar. 17 Mayıs'ta, İsrail'in İstanbul Başkonsolosu Efrahim Elrom'un kaçırılması ve cezalandırılması eylemi, 12 Mart faşist rejiminin THKP-C'ye topyekun savaş açmasını beraberinde getirir. Başlatılan 'Balyoz Harekatı' sonrasında Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir, 1 Haziran'da İstanbul Maltepe'de bir evde kuşatılır. Saatler süren çatışma sonucunda Hüseyin Cevahir şehit düşerken, Mahir yaralı olarak yakalanır.
Faşizm yargılanıyor
Devam eden sürek avından sonra 16 Ağustos 1971'de, 1. THKP-C davasının ilk duruşması başlar. 25 kişinin yargılandığı dava, Türkiye devrimci hareketi açısından birçok ilkleri de beraberinde getirir. Mahkeme salonları, Mahirlerle siyasi tavır alışlara tanık olacak, bu davada mahkemelerin faşist düzeni de reddedilecektir.
Nitekim THKP-C tutsakları ilk duruşmada işkencenin tespiti için adli tıbba sevklerini isterler ve kimliklerini açıklamayı reddederler. Bu arada, avukatlar Mahir Çayan'ın bulunduğu yerde ayakları demire vurulu olarak tutulduğunu, buna son verilmesini talep ederler. Ama Askeri Mahkeme bu talepleri kabul etmez. Duruşmalar, devrimci tutsaklarla mahkeme heyeti arasında bir savaş halinde devam eder. Bu durum, kimi zaman jandarmanın fiili saldırısına dönüşür.
26 Kasım'da görülen duruşmada mahkeme heyeti, yaptığı konuşmadan dolayı Mahir'in mahkeme salonundan çıkarılmasına karar verir. Bu karar üzerine tüm tutsaklar teker teker söz alarak, yargılayanları yargılarlar, mahkemeyi reddederler. Bu ortak tavır karşısında, Mahir yeniden mahkeme salonuna getirilir. Bu duruşma, Mahir'in katıldığı son duruşmadır. Dört gün sonra, tutsak edildiği Maltepe Cezaevi'nden özgürlüğe firar edecektir.