Denizler, darbecilerin mahkemesinde kararlı ve onurlu duruş sergiler. Denizler, siyasi ve bir o kadar hukuksuzluk örneği olan dava boyunca yargılanan değil, yargılayan olur. Üç fidan, faşizm tarafından idam edilir, ama onların bıraktığı devrimci miras daha sonraki kuşakların elinde bayrak olur.
'68 Gençlik Hareketi, 15-16 Haziran direnişi ve faşizmin artan saldırılarından çıkardığı deneyimlerle, mücadeleyi daha ileri düzeye çıkarmaktan başka yol olmadığını gördü. Deniz Gezmişler, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nu (THKO); Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı ve Hüseyin Cevahirler, Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi'ni (THKP-C); İbrahim Kaypakkaya da TKP/ML'yi kurdu.
Halkın yüreğine gömüldüler
Deniz Gezmiş, daha '70'lerin sonunda yaptığı bir değerlendirmede, yaklaşmakta olan gelişmelere dikkat çekmişti. Bir tartışma ortamında; “Bütün Türkiye’ye sıkıyönetim gelecek, herkesi cezaevine dolduracaklar. Orada her eğilimin bir koğuşu olacak. Kırmızı Aydınlık koğuşu, Beyaz Aydınlık koğuşu, Sendikacılar koğuşu… ” der. “Biz ne olacağız” sorusuna ise Deniz, “Biz öleceğiz. Çünkü biz dövüşeceğiz” diye yanıtlar.
Aylar, Deniz'i haklı çıkarır. Söz ve eylemin cisimleşmiş hali Deniz ve yoldaşları, 12 Mart faşizmiyle birlikte THKO'nun Nurhak'taki gerilla grubuna katılmak için harekete geçer. Sivas'a giderken yolda motosikletleri bozulur. Bir ihbar sonucu çıkan çatışmada Yusuf Şarkışla'da yaralı olarak yakalanır. Deniz, 16 Mart'ta Sivas'ın Gemerek ilçesinde, Hüseyin ise bir hafta sonra Sarız'da düşmanın eline geçer.
Denizlerin yakalanmasıyla birlikte cadı avı başlatılır. Binlerce devrimci tutuklanır, işkencelerden geçirilir, takip eden aylarda onlarcası katledilir.
Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in mahkemesi, 16 Temmuz 1971 günü Altındağ Veteriner Okulu binasında, Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığında, Baki Tuğ savcılığında Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 No'lu Mahkemesi'nde başlar ve 9 Ekim 1971 günü biter. Jet hızıyla başlayan ve aynı hızla bitirilen mahkemede, üç adanmış yürek, THKO-1 davasında TCK'nın 146. maddesince idam cezasına çarptırılır.
Faşizmin emperyalizme armağanı
Yargılama usulsüzlüklerine karşın, 24 Mart 1972'de Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından idam kararı onaylanır. Avukatların itirazı ve Anayasa Mahkemesi'nin de aynı yönde kararı üzerine İnfaz Yasası gereği idamların ertelenmesi talep edilir. Ancak Sıkıyönetim Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi'nin idamları durduramayacağını 'emreder.' Ailelerin özel af talebi de Meclis Dilekçe Komisyonu'nda reddedilir.
TBMM Komisyonları ve Genel Kurulları, şekil yönünden iptâl edilen üç idamla ilgili kanunu yeniden görüşerek büyük çoğunlukla kabul eder. 'Hukûki' prosedür böylece tamamlanmış olur. Yeni İnfaz Kanunu, 3 Mayıs 1972 günü Cumhurbaşkanı Sunay tarafından da imzalanır. Faşizm, Denizleri idam etmek için acele eder. İnfaz Kanunu, 5 Mayıs 1972 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girer. Deniz, Yusuf, Hüseyin, aynı gecenin sabahında idam edilir.
Faşizmin idam 'kararlılığı', yıllar sonra Süleyman Demirel tarafından şöyle açıklanır: “Soğuk Savaş'ın talihsiz olaylarından biri.” Yıllar sonra açılan CIA belgelerinde de aynı gerçek dışa vurulur: Denizler Amerikan emperyalizminin isteği doğrultusunda idam edildiler.
Yargılayan savunmalar
Denizler, darbecilerin mahkemesinde kararlı ve onurlu duruş sergiler. Denizler, siyasi ve bir o kadar hukuksuzluk örneği olan dava boyunca yargılanan değil, yargılayan olmuştur. Deniz, “Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim. Ve bu sebeple, Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün. Ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yaşındayken, kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum. Bu bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceğiz” diyerek, faşizme meydan okumuştur.