IMF politikaları sonucu pek çok emekçi gibi mimar ve mühendisler de işsiz kalmakta, giderek yoksullaşmaktadır. Bu çerçevede SSGSS yasasına karşı sizleri de sokaklarda gördük. Bu yasa tüm tepkilere rağmen Meclis'ten geçiyor. Halkta ise ciddi tepkiler var. SSGSS genel grevleri ve mitingleri oldukça kitlesel geçiyor. 2007 1 Mayıs'ından bu yana işçi hareketinin yükselen bir grafiği söz konusu. Türkiye işçi sınıfı, 2008 1 Mayıs'ına 14 Mart ve 1 Nisan genel grevleri ile yürüyor. Görkemli Newroz'la yürüyor. Barınma hakkı mücadeleleri ile yürüyor. 1 Mayıs sınıf hareketindeki bu canlanmanın doruğu ve yeni bir mücadele atılımı olabilir mi? SSGSS mücadelesinin asıl aktörleri DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak bundan sonra ne yapmayı düşünüyor? 1 Mayıs için genel grev genel direniş çağrısı yapılacak mı? Sendikaların ve meslek örgütlerinin barınma hakkı mücadelesinde katkıları yeterli mi? Kürt halkı, 2008 Newroz'unda nasıl bir mesaj verdi? İş cinayetlerine karşı birleşik bir mücadelenin olanakları nedir? Tüm bu soruları ve benzerlerini, 1 Mayıs'ın ön gününde TMMOB Genel Başkanı Mehmet Soğancı'dan başlayarak sendika konfederasyonları ve meslek örgütü temsilcilerine sorduk. İşte ilk röportaj...
Taksim kararı emek cephesi adına önemli
TMMOB, özünde bir meslek örgütü, ancak kendisini demokratik bir kitle örgütü olarak tanımlıyor ve sorunlarla bu bağlamda ilişkileniyor. Ülkenin içinden geçtiği süreci nasıl görüyor ve okuyorsunuz?
TMMOB, Meclisten geçen bir yasa ile kurulmuş bir meslek örgütü ve bu bağlamda derneklerden ve konfederasyonlardan farklı olarak devlet tarafından kurulmuş ve yine kapatılması da Meclisten geçecek karar doğrultusunda olabilecek bir meslek örgütüdür.
TMMOB’u demokratik yapan unsurun kendisi; birliğin kendisi değil, yöneticilerin politik konumlanışıdır. Birlik içerisinde elbette sadece “bıyığı bize benzeyenler” yok, bunun dışında örneğin Orman Mühendisleri Birliği, AKP yanlısı bir politika izleyebiliyor. Ve biz, yani demokratik mühendis ve mimarlardan oluşan çevre, şu anda geçmişe oranla daha fazla şubeyi elimizde tutuyoruz.
Ülkenin şu anda içerisinden geçtiği dönemde neo-liberal politikaların varlığı ve özellikle hükümetin IMF ve Dünya Bankası özelinde gerçekleştirdiği uyum politikaları halkı giderek zor bir duruma sokmakta ve bu bağlamda şekillenen yeni neo-liberal politikalar, kapitalizmin varlığında halkı oldukça dar bir boğaza sokmaktadır.
SSGSS mücadelesinin asıl aktörleri DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Şu anda Mecliste geçmekte olan SSGSS, neo-liberal politikaların Türkiye’de uygulamaya geçirilmiş en önemli yasa tasarısından birisidir. SSGSS ile birlikte Dünya Bankası'nın ve IMF’nin direktifleri bağlamında yeni bir uygulama alanına geçilmek istendiği ve bu uygulamalar ile Türkiye'nin 21.yy kapitalist düzenine entegre edilmeye çalışıldığı aşikardır.
Aydınların, demokratların, ilericilerin ve devrimcilerin bu bağlamda SSGSS üzerinden politik ayaklarını genişletmeleri ve özellikle merkezlerine SSGSS yasa tasarısını koymaları gerekmektedir. Bizler yine şu anda da 6 örgüt olarak değerlendirme yapıyor ve bundan sonra da ne yapabilirizi tartışıyoruz. Elbette ki bundan sonra da alanlarda olacağız, elbetteki bundan sonra da SSGSS yasa tasarısına karşı sokağa çıkmaya işaret edeceğiz.
Eskiden bu yana gelen ve söylenen “Hak verilmez alınır, zafer sokakta kazanılır” şiarını çok önemsiyoruz. Kimse kimseye durduk yere bir şeyler vermez ve bu bağlamda mücadele araçlarımız ne kadar genişlerse o kadar hak kazanma alanımız artar. Burada bilinç önemli bir işlev sağlıyor. Ve ifade edilen işlevsel bilinç aynı zamanda demokratik olan ve emek mücadelesi veren partilerin, derneklerin birlikteliğinden geçmektedir. Uzun erimli bir mücadele pratiği içerisindeyiz ve bu pratiğin kendisi, sokağın işaret edilerek geçilebilecek bir politika olmak durumundadır. Yine SSGSS kadar tehlikeli bir yasa tasarısı olan kıdem tazimatı gündeme gelmeye başlayacak. Bu bağlamda yine sokaklara inmek gerekmektedir.
Neden genel grev genel direniş değil? 14 Mart hazırlıkları iyi yapılmış bir genel grev genel direnişin mümkün olduğunu göstermedi mi?
İlk olarak bu ifade ettiğiniz sorunun muhatapı ben değilim. Ve yine bu anlamda ifade edilen bu sorunun diline verilecek cevap TMMOB’un dili olamaz. Bu soruya verilecek olan cevabın muhatabı siyasi özne veya oluşumlarıdır. Biz kendi düzlemimizde var olan gruplarla, odalarla ve birliklerle bir söz anlayışına sahibiz. Yani, daha dar anlamda siyasetin varlığında oluşacak olan politik sorulara biz cevap veremeyiz. Yine bu sorunun muhatabı sendikalar olabilir. Ve verilecek olan yanıt çerçevesinde, TMMOB ancak bu demokratik siyasal çerçevenin bir bileşeni olabilir ancak, ana öznesi değil.
2008 1 Mayıs'ını Taksim'de kutlayacağız
2007 1 Mayıs'ından bu yana işçi hareketinin yükselen bir grafiği söz konusu. Hava, Novamed, Telekom, Tuzla tersaneleri grevleri. 2007 1 Mayıs Taksim zaferi, bu hareketlerin ateşleyicisi olmuştur denebilir mi?
2007 1 Mayısı'nda Taksim'e çıkılması oldukça önemli bir unsur, ancak bir mihenk olarak görmüyorum. 3 Kasım’da Ankara’da yapılan merkezi miting de bu bağlamda Taksim kadar önemli. Gerek içeriği, gerekse de ortaya koyduğu unsurlar bakımında oldukça önemli. 2007 1 Mayıs Taksim zaferi, oldukça önemli idi; Hava, Novamed, Telekom ve Tuzla hareketlenmeleri de elbette önemlidir. Ancak sadece bu değil. Burada özellikle, '77 1 Mayıs'ının 30. yılında işçilerin, emekçilerin ve işsizlerin adalet duygusunun baskın olduğunu biliyoruz. 2007 1 Mayıs'ı, politik olarak oldukça önemli bir gündü. TMMOB, İstanbul'da Taksim'e çıkma kararı alan ilk örgütlerden biriydi. Ve alınan ortak kararlar doğrultusunda hareket etti. Emek örgütleri ve demokratik kitle örgütleri ile hareket etmemiz bizim için özel önemdedir.
Türkiye işçi sınıfı, 2008 1 Mayıs'ına 14 Mart ve 1 Nisan genel grevleri ile yürüyor. 1 Mayıs, sınıf hareketindeki bu canlanmanın doruğu ve yeni bir mücadele atılımı olabilir mi?
Elbette olabilir. Taksim, başta işçilerin olmak üzere tüm emekçilerin 1 Mayıs bayramının özel günüdür. İşçi sınıfındaki hareketlenmeler ve ardından yaşanacak olan 1 Mayıs pek çok açıdan özel önemde olduğu gibi aynı zamanda '77 1 Mayıs'ında öldürülen insanların anılması bağlamında da özel bir yere sahip. 1 Mayıs, işçilerin birlik ve dayanışma günüdür. Elbette gerek o döneme kadar var olan hareketlilikler 1 Mayıs'ı canlandırmakta, gerekse 1 Mayıs, sonrasını ateşlemekte önemli bir ayraç olacaktır.
1 Mayıs hafta içine geliyor. Hem bundan kaynaklı hem de ağır saldırılar altında olunduğu için 1 Mayıs'a ilişkin genel grev genel direniş çağrısı yapacak mısınız?
TMMOB olarak biz öyle bir çağrı yapmayız. Ancak, sendikalar ve diğer politik çevreler böyle bir çağrı yapar, biz de olması gerekeni ifade ederiz.
TMMOB daha önce 2008 1 Mayıs'ını da Taksim'de kutlama kararı aldığını duyurdu. Diğer konfederasyonların ve emek örgütlerinin Taksim'e ilişkin yaklaşımı ne?
TMMOB olarak, 2008 1 Mayıs'ını elbette Taksim'de kutlayacağız. Yine son duyumlarımıza göre diğer sendikalara ve demokratik kitle örgütlerine ek olarak Hak-İş ve Türk-İş de 1 Mayıs'ı Taksim'de kutlama kararı almış. Bu, emek cephesi adına oldukça önemli bir gelişme.
TMMOB'un ve bağlı odalarının 1 Mayıs hazırlıkları ne durumda? 1 Mayıs'a nasıl hazırlanıyorsunuz?
TMMOB olarak 2008 1 Mayıs'ına çağrı yapıyoruz. İstanbul’da il koordinasyonumuz bu anlamda sendikalarla yapılan görüşmelerin ardından yapılması gereken unsurları yerine getiriyor. İstanbul bileşenleri ile yine birlikte Taksim'de olacağız.
Demokratikleşme mücadelesini sürdüreceğiz
Emek örgütleri üzerinde AKP kuşatması söz konusu. Tekellerin hükümeti, sadece ekonomik-sosyal yıkım saldırısını örgütlemekle kalmıyor, bu saldırıya direnebilecek tüm odakları bizzat ele geçirmeye yöneliyor. AKP'nin, bu hamlesi Türk-İş’te başarıya ulaştı. AKP'nin bu hamlesine karşı mücadele TMMOB genel kurulları sürecinde de oda oda sürdü. Bu açıdan, genel kurulları ve sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk-İş’in AKP tarafından ele geçirildiği yaklaşımı bence hatalı. Burada, maddi bir hata yapılıyor. Örneğin, 6 Nisan İstanbul’da yapılan mitingde toplanan kitlenin yarısı Türk-İş’e bağlı sendikalardan oluşuyordu.
TMMOB’un kendi içerisine oluşturduğu demokratik seçim modeli, hiçbir zaman diğer otoriter unsurlar üzerinden değerlendiremez. Burada önemli olan nokta TMMOB olarak adlandırılan birliğin demokratikleşme mücadelesi vermekte önemli bir meslek odası olmasıdır. Bizler, siyasal olarak emekten ve haktan yana olmak kaydıyla her türlü mücadele araçlarına destek vermeyi ana ilkemiz olarak kabul ediyoruz.
Bu durum, Mayıs ayında toplanacak TMMOB 40. Olağan Genel Kurulu'nun daha büyük önem kazanmasına neden oluyor. Sizce de öyle mi?
Elbette öyle olacaktır. TMMOB’un bu güne kadar yapılan her kongresi bir demokrasi havasında geçmiştir ve inanıyoruz ki bu kongre de şölen havasında geçecektir. Kongremizde, neo-liberal politikalar özelinde değerlendirmeler yapacağız. Yine kongremizde, sadece Türkiye özelinde değil, dünya özelinde de değerlendirmelerde bulunacağız.
Kürt halkının görülmesi gerekmektedir
TMMOB, halkların kardeşliğini savunan bir demokratik kitle örgütü. Ve siz, Diyarbakır'daki Newroz kutlamalarına katıldınız. Orada ne gördünüz? Kürt halkı, sizce 2008 Newroz'unda nasıl bir mesaj verdi?
Ben yaklaşık dört senedir Newrozları Diyarbakır’da kutluyorum. Ve gördüğüm ana nokta, Newroz’un sadece Kürt halkının değil tüm insanlığın bayramı olduğu. Barışın ve kardeşliğin ete kemiğe büründüğü bir atmosfer içerisinde geçmesi.
Ezilenlerin Sosyalist Platformu, Kürt sorununa emekçi çözüm talebiyle Diyarbakır'a yürüyüş düzenledi. Yürüyüşü takip edebildiniz mi? TMMOB'un Kürt sorununa çözüm önerileri nelerdir?
Ezilenlerin Sosyalist Platformunun Kürt sorununda emekçi çözüm Newroz yürüyüşünden haberim olmadı. TMMOB’un Kürt sorununa yaklaşımı 1998 yılında gerçekleşen Demokrasi Kurultayında çok açık olarak ifade edildi. Kürt sorunun, bu ülkenin en temel sorunu olduğu, demokrasi mücadelesinin Kürt sorunun, üzerinden atlanarak gerçekleşemeyeceği vurgulandı. TMMOB olarak, Türkiye'yi de bağlayan uluslararası hukuk ilkelerine anlaşma ve sözleşmelere uygun olarak, eşitlik temelinde çok yönlü politik, yönetsel ve kültürel bir demokratik yapılanma oluşturmanın zorunlu hale geldiğini ifade ettik ve hala ifade etmeye devam ediyoruz. Kürt sorununda, Kürt halkının görülmesi gerekmektedir. Kürt halkı görülmeden kalıcı çözümün ve barışın önü her zaman tıkalı olacaktır. Demokratikleşmenin bu bağlamda belirleyici olduğunu biliyoruz ve her sorunun köken olarak buradan geçtiğini kaydediyoruz. Silahlarla değil ağızlarla konuşulan bir ortamın yaratılması, Kürt sorununun çözümünde özel önemde.
Limter-İş’in üstlendiği görev çok önemli
DİSK'e bağlı Limter-İş Sendikası, genel kurulun hemen ardından Tuzla tersanelerinde önemli bir greve imza attı. TMMOB, tersane mücadelesinin bir bileşeni. Ayrıca iş cinayetlerinin bir mağduru. Gülseren Yurttaş'ı kaybettik. Sizce, iş cinayetlerine karşı birleşik bir mücadelenin olanakları nedir?
TMMOB olarak Limter-İş ile çalışıyoruz. Limter-İş’in üstlendiği görevin çok önemli bir görev ve sorumluluk olduğunu biliyoruz. İstanbul’da, TMMOB il yönetiminin tersanelerde özellikle bir koordinasyon kurduğunu ve ifade edilen koordinasyon üzerinden çalışmalarını sürdürdüğünü ifade edebilirim. Yine bu anlamda, Limter-İş’in sendikal varlığı bu anlamda yetkili olmamasına karşın ortaya koyduğu unsurlar ve etki alanının oldukça önemli olduğunu düşünüyorum.
Gemicilik sektörü oldukça pahalı bir sektör ve bu anlamda İstanbul’da var olan tersanelerde işçilerin hiçbir güvenlik şartları ele alınmadan çalışmalar yapılıyor. Metrelerce yüksekte ve ağır sanayi malzemeleri ile çalışmak ölümleri zorunlu kılıyor. Burada önemli olan nokta, her şeyden önce işçilerin çalışma sahalarında güvenliğin alınması. Ancak işveren ve taşeron firmalar, masrafları artırmamak adına güvenlik önlemi alınmış bir iş sahası sunamıyor. Bundan kaynaklı da ölümler yaşanıyor ve yaşanmaya devam edecek. Şimdi de İzmir ve Yalova’da tersanelerin açılması gündemde. Tersanelerdeki iş cinayetlerinin çok ciddi bir yarayan kana olduğunu ifade ediyoruz.
Kentsel dönüşüm projesi değil rantsal dönüşüm
AKP, IMF politikalarının egemenliğinde; insanların en temel haklarından biri olan barınma hakları ellerinden alınmaktadır. Gecekondularda barınma hakları elinden alınan insanlar Başıbüyük'te olduğu gibi büyük direnişler sergiliyor. Bu bakımdan emekçi semtlerinde polis terörü her geçen gün artıyor. TMMOB'un bu mücadelelerle ilişkilenişini nasıl buluyorsunuz. Sizce yeterli mi?
Hükümetin “kentsel dönüşüm projesi” adı altında ortaya koyduğu tasarımlar ve dönüşümlerin ana varlığı, direkt olarak rant üzerine kurulu. TMMOB’un bu bağlamda çok işlevsel bir rol oynadığını ifade edebilmek mümkün. Burada sadece insanların evlerinin yıkılması unsuru yok, aynı zamanda neo-liberal politikalar ekseninde yıkılan evlerde insanların oldukça kötü şartlarda yaşaması söz konusu. Elbette halkın hiçbir kesiminin gecekondularda oldukça kötü şartlarda yaşamasını istemiyoruz, çünkü barınma hakkı temel bir haktır ve bu bağlamda konu ile ilişkileniyoruz. Ancak yine ifade etmek gerekirse, kapitalizmin 21.yy’da Türkiye özelinde uygulamaya çalıştığı neo-liberal politikalar, insanların yaşadıkları evlerin kullanım alanlarını bir tür rant alanına çeviriyorlar.
TMMOB olarak, Bursa, Kocaeli, Eskişehir, İstanbul, Ankara ve Bodrum'da halkla iç içe sempozyumlar düzenledik. Sempozyumlarda “kentsel dönüşüm projesi” kapsamında yıkımların ne anlama geldiğini anlattık. Böylece; halkın sorunlarını kapsayan, halkla iç içe alanlar açıyoruz veya açmaya çalışıyoruz. Şimdi de Adana ve Denizli’de sempozyumlar düzenleyeceğiz.
TMMOB olarak, insanların barınma haklarının elinden alınmaması için elbette ilkesel bir tutumumuz var, ancak neden insanların barınma haklarının ellerinden alındıklarını da neo-liberal politikalar ekseninde ifade etmeye çalışıyoruz. TMMOB olarak, her kentte bir fotoğraf çekiyoruz ve çektiğimiz fotoğraf üzerine unsurlar ortaya koyuyoruz. Altı çizilmesi gereken yerlerin altını çiziyor ve bu bağlamda bir meslek örgütünün yapması gereken ana unsurları ortaya koyuyoruz.
AKP’nin ortaya koyduğu “Kentsel dönüşüm projesi” aldatmacısına karşı ilk olarak bilincin özel bir işlevinin olduğunu ifade ediyor ve bu anlamda her ilde bir platform kuruyoruz. Ve TMMOB iller üzerinden il yönetimlerimiz bağlamında ifade edilen yıkımlara karşı bir takım unsurlar içerisinde yer alıyoruz.