İSTANBUL- Türkiye'de '68 Hareketi, özerk-demokratik üniversite talebi ile önünü açtıktan sonra hızla kitleselleşti, siyasallaştı, militanlaştı. '68 Hareketi '71 Devrimci Atılımı ile taçlandı, gelecek kuşaklara önemli tarihsel miraslar bıraktı
Türkiye'de '68 Hareketi, '61 Anayasa’sının kazanımlarını savunma ve genişletme üzerinden gelişti, Avrupa’da patlak veren eylemlerin de etkisiyle dalga dalga yayıldı. 10 Haziran’da Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nin işgali ile başlayan boykot eylemleri, İstanbul Hukuk Fakültesi'ne sıçradı ve üniversite işgallerine dönüştü.
Türkiye'de '68 öğrenci hareketinin başta iki talebi vardı: Eğitim reformu, öğrencilerin üniversite yönetimlerinde temsili. Kendiliğinden öfke patlamaları şeklinde gelişen boykot eylemleri, egemenleri dize getirdi. Öğrenciler; boykot, işgal ve direnişlerle o dönem üniversite yönetiminde temsil edilme haklarını kazandı.
Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF), yıllara yayılan süreklileşmiş çalışması ve öğrencilerin taleplerinin kararlı savunucusu olması nedeniyle, bu hareketi kucakladı, ona önderlik etti. Ama bu biraz da TİP yöneticilerine rağmen gelişti. Zira TİP, bu radikalleşme eğiliminden hiç hoşnut değildi. Ki bu durum, daha sonra TİP ve FKF arasındaki ilişkileri de gerdi, kopuşu örgütledi.
Kitleselleşti, siyasallaştı, militanlaştı
Hareket, özerk-demokratik üniversite talebi ile önünü açtıktan sonra hızla kitleselleşti, anti-emperyalist eylemlerle siyasallaştı, faşist saldırılar ile yüz yüze kalınca militanlaştı. Hareket, işçilerle el ele verince ise daha bir anti-emperyalist duruş kazandı.
Nitekim, 1967’den beri 6. Filo’nun İstanbul’a her gelişi gerginliklere neden oluyordu. Amerikan askerlerin küstahlıkları, özellikle eğlence yerlerinde taciz eylemleri ile yanıtlanıyordu. Üniversite öğrencileri, askerlere mürekkep atıyor, kıstırıp dövüyor, ceketlerini jiletliyordu. Ama, 6. Filo’nun 1968’deki son gelişi çatışmalara dönüştü. Vur kaç şeklinde iki gün süren çatışmaların ardından polis ve faşistler, İTÜ Talebe Birliği ve yurt binasını bastı. Vedat Demircioğlu adlı bir öğrenciyi komaya soktular. Bu vahşeti kınamak için Taksim’de eylem yaptıktan sonra fakülteye geri dönen öğrenciler, yürüyüşlerini Dolmabahçe’ye kadar sürdürerek, Amerikan askerlerini döverek denize döktüler. 24 Temmuz’da şehit düşen Vedat Demircioğlu, öğrenciler tarafından büyük bir eylemle uğurlandı.
Tarih 6 Ocak 1969’u gösterirken ise Türkiye'ye ABD büyükelçisi olarak atanan Vietnam kasabı ve CIA ajanı Robert Kommer’in arabası, ODTÜ'de yakıldı.
1969’da, 6. Filo’nun yeniden İstanbul’a gelmesine karşı Taksim’de yapılan protesto eylemine, polisin kışkırttığı faşistler tarafından saldırı düzenlendi. İki işçinin şehit düştüğü saldırı, tarihe Kanlı Pazar olarak geçti.
FKF'den Dev-Genç'e
'68 gençlik hareketine öncülük eden Fikir Kulüpleri’nin tarihi, 1954’e kadar uzanır. Ancak, Türkiye İşçi Partisi (TİP) politikasına bağlı olarak merkezileşmeleri 1965 yılına denk düşer. FKF, TİP açısından CHP’nin gölgesi altındaki gençliği kazanma çabasının ürünüdür. FKF'nin kuruluşu, ilerici sosyalist gençliğin bir araya gelişini ve üniversitedeki siyasi yaşama daha etkin katılımını öngörüyordu.
FKF; bir üniversite örgütüydü. TİP Gençlik Kolları tarafından örgütlense de, onu hızla gölgede bıraktı. Asıl çalışma, FKF adı ile yürütüldü. FKF, esnek yapısıyla '67’lerden sonra politikleşen gençliğin mevzisi oldu. Yükselen demokratik ve anti-emperyalist hareketi kucaklama başarısını gösterdi. Gençliğin en geniş bölüklerini temsil eden öğrenci örgütü haline geldi. Dernek yönetimlerini kontrolü altına aldı. Hatta öyle bir noktaya geldi ki TİP, FKF’yi kontrol edemedi.
FKF, '69’daki kongrede adını Dev-Genç olarak değiştirdi. İsim değişikliği, TİP’ten kopuşun simgesel bir ifadesi oldu. Bu kopuştan sonra Dev-Genç’i, bir öğrenci örgütü olarak değerlendirebilmek pek mümkün değildir. TİP’ten kopan gençlik hareketi ve önderlerinin, Dev-Genç altında partileşmesi demek daha doğru olur. Zaten Dev-Genç, bir parti gibi siyasi faaliyet yürütmeye başladı. Adı konmuş bir partileşme yaşayamadığı için de durumu teorize etti: Gençlik örgütü, pekala emekçileri örgütleyebilir.
Dolayısıyla, '68 Hareketinin önderleri, partileşme zorunluluğunu geç kavradı. THKO, THKP-C ve TKP/ML geç kuruldukları için kırlarda ve fabrikalarda kendiliğinden patlak veren işçi ve köylü eylemlerini kucaklayamadılar. Türkiye işçi sınıfının 15-16 Haziran gibi bir tarihsel eylemine rağmen, tekil mücadeleleri ortak düşmana karşı devrimci bir önderlik etrafında birleştiremediler. TİP giderek militanlaşan mücadele karşısında köşeye çekilirken, hareketi devrimci bir stratejik plan doğrultusunda mücadeleye kanalize edemediler.
Dev-Genç, kuşkusuz hareketlere müdahil olmaya çalıştı. Ajitasyon propaganda grupları kurarak, direnişlerin patlak verdiği bölgelere ulaştı ve hareketi etkiledi. Ancak bu çalışma, stratejik bir bakış açısının yön göstericiliğinde planlı ve programlı bir şekilde örülmediği için mücadele iktidara yöneltilemedi. Sonuçta; devrim koşulları olgunlaştı, ancak öncü hazır olmadığı için bu devrimci yükseliş karşı devrimi tetikledi, cunta iktidara el koydu.
'68-'71 döneminden geleceğe üç miras
'68-'71 dönemi, geleceğe üç miras bıraktı. İlki; partili mücadelenin, öncü iradenin önemi. İkincisi; reformizmden ve belli ölçülerde Kemalizmden kopuş. Kemalizmden kopuşta İbrahim Kaypakkaya'nın özel bir rolü vardır. Üçüncüsü; gençliğin, sınırsız özverisiyle toplumun çok geniş kesimlerini etkileyebileceği gerçeği.
Eş zamanlı güçlü bir işçi hareketi
Türkiye'de de '68 sadece gençlikle özdeşleştirilir, oysa eş zamanlı güçlü bir işçi hareketi de vardır. Direniş destanları yazan gençlik önderlerinin daha fazla tarihe mal olmuş olması bu durumu değiştirmez:
Dönemi önceleyen en önemli eylemlerden biri, '61 Aralık’ında Taksim’e izin verilememesi üzerine Saraçhane’de gerçekleşen 150 bin kişinin katıldığı mitingdir. Mitingde elini masaya vuran bir işçinin “bizim de sözümüz var” dediği bir pankartla tarihe not düşülmüştür.
Hareket, '63’te daha da canlanmıştır. Ve Kavel grevi ile birlikte grev hakkını da kazanmıştır. Kavel bir dönüm noktası olmuştur. Çünkü Kavel’den sonra grev ve direnişler tüm Türkiye’ye yayılmıştır. İşbirlikçi hükümet ise, yasal bir hak olarak kazanılmış olsa da, grevleri sürekli erteleyerek bu hakkı işlevsiz hale getirmeye çalışmıştır.
'68'i önceleyen bir başka önemli eylem de, '65’te Zonguldak kömür işletmesinde gerçekleştirilir. 5 bin işçiye saldıran polis 2 işçiyi katleder. İşçiler, katliamı protesto etmek için Ankara’da yürür. Bu eylemde, öğrenciler ilk kez işçilerle el ele verir. Öğrenciler, işçilerle birlikte yürür. Daha sonra bu eğilim git gide güçlenir.
Derby, Kavel direnişleriyle gelişen işçi hareketine paralel DİSK’in kuruluşu gerçekleşir. Türk-İş’in temsil ettiği Amerikan sendikacılığına baş kaldıran 6 sendika, DİSK’i kurar. DİSK, '68 ve sonrasında mücadelede önemli bir yer tutar. DGM’lerin kapattırılması ve faşizme ihtar eylemleri, parlak mücadele örneklerinden bazılarıdır. TÖS’lü öğretmenlerin Devrimci Eğitim Şurası ile gelişen hareketine de sahne olan '68-'71 dönemi, 15-16 Haziran işçi direnişiyle zirvesine ulaşır. İşçiler, DİSK’in kapatılmasını engellemek için iki gün buyunca İstanbul’u kuşatır, hayatı durdurur.