İSTANBUL- '68 Mayıs'ında ilk isyan ateşinin yakıldığı Fransa'nın Sorbonne Üniversitesi duvarında şu yazılır belirir: “Düş gerçektir”, “Şiir sokaklardadır”, “Başkaldırı ve sadece başkaldırı ışığın yaratıcısıdır ve ışık sadece üç biçim alabilir: Şiir, özgürlük ve aşk”, “Fermuarlarını açtığın sıklıkla kafanı da aç”, “Barikat sokağı tıkar ama yolumuzu açar.”
'68 Hareketi, zannedildiğinin ve bazı ırkçı şoven “ulusalcı” çevrelerce empoze edildiğinin aksine yerel değil, dünyasal bir hareketti. İçsel dinamikleri de vardı kuşkusuz, ama hareket, içsel dinamiklerden çok dışsal gelişmelere bağlı bir şekilde tetiklendi. Öyle ki; Fransa’daki '68 Mayıs'ı, sadece bir ay sonra Türkiye’ye taşındı ve Türkiye’de onu önceleyen mücadele birikimi ile kucaklaşarak hızla büyüdü, gelişti.
'68’deki gelişmeleri şöyle bir gözümüzün önüne getirelim; Soğuk Savaş’ın en çetin dönemeçlerinden birinden geçilmektedir. Emperyalistlerin de kışkırtmasıyla Çekoslovakya, SSCB yanlısı revizyonist iktidara baş kaldırır; Kızılordu, Çekoslovakya’ya girer. “Güleryüzlü Sosyalizm” safsataları o zaman gündeme taşınır. Küba’da ve Çin'de ise muzaffer devrimler, tüm baskılara rağmen dimdik ayaktadır. Vietnam direnişi, ABD emperyalizmine kök söktürmektedir. Dolayısıyla, revizyonist SSCB’nin azalan etkisi karşısında Küba ve Çin prim toplamaktadır. Dünya işçi sınıfı ve ezilenleri, gitgide yüzlerini bu deneyimlere dönmektedir.
Örneğin; Türkiye'de Lenin kitaplarının yanı sıra Mao’nun da kitapları bu dönemde hızla Türkçe’ye çevrilir. Türkiye'de ayrıca, hemen yanı başımızdaki Filistin ulusal kurtuluş mücadelesi de gençleri kendine doğru çekmektedir. Öyle ki paylaşım gençlik önderlerinin bir kısmı, Filistin davası için gerillaya katılır. Filistinli devrimci örgütlerin kamplarında eğitim alır. Ama '68'i tetikleyen en önemli olay, Fransa'da patlak veren Mayıs isyanı olur.
Hareketinin kalbi Fransa’da attı
2. Emperyalist, Savaşının ardından iki kutuplu bir dünya gerçeği ortaya çıkmıştı. Bir tarafta SSCB’nin merkezinde durduğu sosyalist kutup, diğer tarafta ise ABD emperyalizminin merkezinde durduğu sözde “Hür dünya” devletleri. Öyle ki; dünyanın üçte biri emperyalist kapitalist sistemden kopmuştu. Sosyalizm büyük bir prestij kazanmıştı. Kapitalistler, ABD'nin Soğuk Savaş startı ile birlikte, bu yüzden büyük bir korku içinde ABD emperyalizminin hegemonyası altında birleşmişti. Kapitalizmin, bu tehdit ve büyük işçi sınıfı mücadeleleri karşısında geri çekilebileceği en son noktaya çekilmiş, sosyal devlet uygulaması hayata geçirilmişti.
Tabi bu durum, ancak '65’lere kadar hüküm sürebilmişti. İşçi ve emekçilerin yaşam standartlarında ciddi iyileşmelere denk düşen bu dönem, özellikle SSCB’de 1956’da yaşanan iktidar değişimi ve tasfiyenin başlaması ve ekonominin hızlı gelişiminin terse dönerek durağanlaşması ile birlikte, '74-'75 dünya krizi depremi ile altüst oldu. Burjuvazi, '65'lerden startını verdiği parasız sağlık, eğitim gibi sosyal devlet uygulamalarını budama saldırısına hız verirken; emekçiler, neoliberalizm adını taşıyan bu politikalarla hızla yoksullaşmaya başlıyordu. Kan ve can bedeli kazanılan hakların gasbı, kendiliğinden bir tepki hareketini tetikledi.
Hareketin kalbinin attığı Fransa’da, ilk tepki, “Üniversitelerin Sanayileşmesi” adı altında eğitimin paralı hale getirilmesi yasasına karşı baş gösterdi. Mayıs'tan birkaç ay öncesine kadar Vietnam direnişi ile dayanışma boyutlarında kalan Fransa öğrenci hareketi, polis çatışmalarının yarattığı gerilim içinde bir harekete dönüştü. Sorbonne Üniversitesi'nin işgali ile başlayan mücadele, hızla barikat savaşlarına ve genel grev genel direnişlere dönüştü.
'68 Hareketi, Pax Amerikana'nın kültürel-ideolojik temellini reddederek gelişti. Amerikan yaşam tarzını ve ‘Hür dünya’ ideolojisine reddederek bir öfke patlamasına dönüştü. 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası sağcılaşan, devrimci özlerini yitiren resmi komünist partilerle de arasına kalın çizgiler çekti. Bu partilerin sağcı duruşlarını ve bürokratik yapılarını eleştiren hareket, partisizliği ve doğrudan eylemi bir mücadele yöntemi olarak belirledi.
Mücadele benzer, sonuç farklı
Sonuç olarak; '68 Hareketi, Almanya’da RAF (Kızıl Ordu Fraksiyonu), İtalya’da Kızıl Tugaylarve Türkiye'de THKO, THKP-C ve TKP/ML gibi devrimci örgütlerin harcı oldu. Avrupa'daki örgütler önemli eylemlere imza atsalar da toplumla organik ilişkiler kuramadılar. Türkiye’de ise Denizler, Mahirler ve İbolar, ‘71 Devrimci Atılımı'nı ortaya çıkardılar. Milyonlar, Denizleri, Mahirleri, İboları bağırlarına bastılar. ‘74 sonrası onların izinden dalga dalga gelişen anti-faşist hareket, Denizlerin, Mahirlerin, İboların toplumda nasıl ciddi bir etki oluşturduklarının bir kanıtı idi.
Bir önemli nokta daha; '68-'71, bir devrimci mayalanma süreci olduğu kadar aynı zamanda bir aydınlanma çağıydı da. Sol düşünce bu dönemde toplumun çok geniş bölümüne nüfuz etti. 1920’lerde sekteye uğrayan ve güç yitiren sosyalist hareket, bu dönemde kafasını kaldırdı. Günümüze miras kalan çoğu sol kaynak o dönem Türkçe’ye çevrildi. Marks, Lenin asıl olarak o dönemde okunmaya ve tartışılmaya başlandı. Devrimci Doğu Kültür Dernekleri'nde (DDKD) ise özel olarak Kürt aydınlanması filiz verdi. Yani, aydınlanma ve hareket bir birinden beslendi ve karşılıklı etkileşim içinde oldu.
'68 sadece bir öğrenci hareketi değildir
'68, yalnızca bir öğrenci hareketi olarak bilinir veya yansıtılır. Oysa olayların gelişimine kısa bir bakış atmak bile bunun böyle olmadığının göstergesidir:
-29 Mart '68'de, Fransa'daki tüm üniversiteler öğrenciler tarafından işgal edilir.
-3 Mayıs '68'de, polisin Sorbonne Üniversitesi'ni basmasıyla birlikte, tüm üniversitelerde polislerle çatışmalar yaygınlaşır. 9-10 Mayıs günlerinde, çatışmalar sokaklarda kurulan barikatlarda devam eder.
-13 Mayıs '68'de, CGT ve CFDT sendikalarına bağlı işçiler, öğrencilere yönelik polis saldırılarını protesto etmek ve öğrencileri desteklediklerini göstermek amacıyla 1 milyon kişilik bir yürüyüş düzenlerler. Nantes'de Sud Aviation işçileri greve başlar ve fabrika yöneticilerini bürolarına hapseder.
-14 Mayıs '68'de, Nantes'de Bouguenais işçileri, fabrika kapılarını kaynak yaparak yöneticileri içeriye hapseder ve greve başlar.
-15 Mayıs '68'de, Cleon'daki Renault işçileri aynı biçimde greve başlar ve fabrikaya kızıl bayrak çekerler.
-Tarihler 18 Mayıs '68'i gösterdiğinde, greve katılan işçilerin sayısı 2 milyona ulaşır. Ve hızla artmaya devam eder. Bu sayı, 20 Mayıs'ta 4 milyona 22 Mayıs'ta ise 8 milyona ulaşır.
Özetle '68 Mayıs'ı, öğrenci hareketinin üniversite işgalleri ve polisle çatışmalarıyla açılır, işçi sınıfının genel grevi haline dönüşür. Sonuçta; Fransa '68'ine de işçi sınıfı damgasını vurur.