Atılım Günlük Haber Bülteni Ana Sayfası
 
Samsun’dan Kızıldere’ye devrim selamı
Foto: Samsun’dan Kızıldere’ye devrim selamı

SAMSUN (08.04.2008)- Samsun SGD, 6 Nisan günü Emekli-Sen Şubesi’nde düzenlediği panelle 68 Gençlik Hareketi’nin 40’ıncı, ’71 Devrimci Atılımının 37’inci yıldönümünü selamladı. Panele yayıncı yazar Ragıp Zarakolu ve gazetemiz yazarlarından Alp Altınörs katıldı.

Etkinlik, devrim şehitleri için bir dakikalık saygı duruşunun ardından Samsun Sosyalist Gençlik Derneği adına Deniz Aslan’ın açılış konuşmasıyla başladı. Konuşmada, ‘71 devrimci önderlerinin izinden devrime, zafere yürümek vurgusu yapıldı. Ardından SGD tarafından hazırlanan, 1968-1971 konulu sinevizyon gösterildi. SGD’liler, panele katkılarından dolayı Emekli-Sen’e özel olarak teşekkür ederken, salonlarını vereceklerini açıkladıkları halde son anda gerekçe göstermeden bundan vazgeçen Petrol-İş yönetimini de kınadı. 80 kişinin izlediği etkinliğe, çoğunluğu genç olmak üzere, 68’den 2008’e her kuşaktan devrimci, demokrat ve sosyalistin katılması bir zenginlik oluşturdu. Etkinliğe üniversite öğrencilerinin yanı sıra, sendikalardan ve kent halkından da katılım oldu.

Panelde ilk sözü Ragıp Zarakolu aldı. 68 Gençlik Hareketinin bileşenlerinden Zarakolu, katıldığı mücadeleleri, İÜ işgalini ve 71 devrimci önderlerine dair tanıklıklarını aktardı. Zarakolu, Denizleri sahtekarca sahiplenmeye çalışan “nasyonal sol”a dikkat çekti ve Denizlerin halkların kardeşliğini savunduğunu anımsattı. Zarakolu, özellikle İstanbul Üniversitesi işgalinin üzerinde durdu ve bu işgalin, incelenmeyi hak eden bir deneyim olduğunu anımsattı. Burada kurulan öğrenci konseylerinin, komitelerinin komün tipinde bir örgütlenme tarzı olduğunu belirtti.

1975-80 dönemini bir “iç savaş dönemi” olarak niteleyen Zarakolu, bu dönem üzerine akademik-bilimsel çalışmaların yokluğuna dikkat çekti.

Karadeniz Ogünleşmeyecek, Mahirleşecek

Yazarımız Altınörs ise konuşmasına “Karadeniz’in bu önemli siyasi merkezinde, Mahir Çayan’ın memleketi Samsun’da, Karadeniz’in aydınlık yüzüyle birlikte olmaktan dolayı çok mutluyum. Bir kez daha görüyorum ki Karadeniz Ogünleşmeyecek; Mahirleşecek, Cihanlaşacak” sözleriyle başladı.

Altınörs, “Tarih büyük bir güçtür” vurgusuyla girdiği konuşmasında, ezilenlerin kendi tarihleriyle bilinçli-güçlü bir bağ kurmasının zorunluluğunu ortaya koydu. Pablo Neruda’nın “Simon Bolivar 100 yılda bir uyanır/ Halklar her uyandığında” dizelerini anımsatan yazarımız, “Bizde de ne zaman halklarımız uyansa Deniz’i ellerinde bayraklaştırır. Deniz 10 senede bir uyanır, halklarımız uyandığı zaman” dedi. Altınörs, 71 devrimci önderlerinin anmalarının giderek büyük kitleleri bir araya getirmesini, işçi sınıfı ve emekçi halklarımızın toplumsal uyanışının bir belirtisi, alameti olarak niteledi.

71 devrimciliğinde güçlü bir devrimci irade olduğunu, bunun 71’in üstün yanı olduğunu vurgulayan Alp Altınörs; 71’de eksik olanın ise devrimci hazırlık olduğunu belirtti. “Hazırlıksız savaşa girmenin” devrimci hareketin 30 yıldır çeşitli defalar sergilediği bir zaaf olduğunu belirterek, her muharebenin aslen hazırlık aşamasında kazanıldığının altını çizdi.

İbrahimlerin, Mahirlerin, Denizlerin kendilerinden sonra gelen ’74 kitlesel atılımının tetikleyicileri olduğunu anımsatan Altınörs, devletin imha planlarının böylece boşa çıktığını anımsattı. Ancak 74-80 döneminde de “devrimci irade” kavramının zayıfladığını, 71’deki “kendini bir stratejiye yatırma gücünün” sürdürülemediğini vurguladı. Kitleselleşen devrimci hareketin bu kez de kitleleri ve olayları belli bir devrimci strateji yönünde sürükleme gücünü sergileyemediğini, iktidarı ele geçiremediğini ve 12 Eylül’de yenildiğini belirtti. 1994’te gerçekleşen Birlik Devriminin “devrimi hazırlamak” perspektifi üzerine oturduğunu ve 71’in devrimci iradesinden bu yönde öğrenmek gerektiğini anımsattı. “Evet, devrimi kitleler yapar, kitlelerin yerine geçen bir öncü değil; 71 devrimcileri bunu göremedi. Ama bunun ardından gelen dönemde de devrimi bekleme çizgisi, devrimci kendiliğindencilik hakim oldu. Doğrusu, devrimci öncünün iradi eylemiyle devrimci kitle kalkışmasını hazırlaması, devrimi hazırlamasıdır” dedi.

Kızıldere’den bugüne taşınması gereken yönlerden birinin de siper yoldaşlığı olduğunu vurgulayan Altınörs, 78-80 döneminde bunun yitirildiğini ve tersine devrimciler arası şiddetin yaşandığını anımsattı ve; “Devrimci dayanışma ve siper yoldaşlığı, devrimci kararlılıktan kaynaklanır. 78-80 dönemindeki sol içi şiddet, bir yalpalama döneminin yansımasıdır” dedi. Yazarımız, Kızıldere ruhunun 1996 Ölüm Orucu siperlerinde ve 19 Aralık zindan direnişinde yaşamaya devam ettiğini vurguladı.

Antiemperyalist mücadelede devrimci ve reformcu çizgi

Altınörs’ün bir diğer vurgusu, emperyalizme karşı mücadelede iki çizgi üzerineydi. “Reformcu çizgi”nin mevcut ulus devletin savunusu ve onun emperyalizmle bağlarının kesilmesi arayışında cisimleştiğini belirten yazarımız, bunun 60’lardaki örneğinin Doğan Avcıoğlu ve diğer sol cuntacı kesimler olduğunu ifade etti. Antiemperyalist mücadelede devrimci çizginin ise, Türkiye’yi emperyalizme bağlayanın tam da işbirlikçi tekelci burjuva egemen sınıf ve onun devleti olduğunun kavranması ve bu aygıtın yıkılışı için mücadele zemininde durduğunu; bu ayracın 71’de açıldığını belirtti. Altınörs, “Birinci çizgi burjuva ve bürokratik Kemalizmle, ordunun cuntacı kesimleriyle ittifak arayışını döller, ikinci çizgi ise devletin ezdiği tüm toplumsal kesimlerle, örneğin Kürt halkıyla ittifak arayışını döller. Birinci çizginin ucu milli kapitalizme açılır, ikincisinin ucu sosyalizme” dedi.

Altınörs, Deniz’in idam sehpasında “Türk ve Kürt halklarının kardeşliğini” haykırmasının, Mahir’in “Kürt ulusunun kaderini tayin hakkını” savunmasının, İbrahim’in bunun da ötesine geçip ulusal sorunda Kemalizm’den kopuşmasının arkasında bu gerçeğin yattığını belirtti.

Soru cevap bölümüyle devam eden panelde, ‘68 dönemini yaşayan bazı izleyicilerin söz alarak o dönemi ve yaşadıklarını anlatması panele zenginlik kattı.