Atılım Günlük Haber Bülteni Ana Sayfası
 
Adnan Keskin / Medya, psikolojik savaşın tam göbeğinde
Foto: <strong>Adnan Keskin</strong> / Medya, psikolojik savaşın tam göbeğinde

2007, gazeteciler bakımından zor bir yıl oldu. Yıl, bir gazeteci cinayeti ile açıldı. 301 ve TMY terörü ile sürdü. Çok sayıda gazeteci yargılandı, tutuklandı. Genel Yayın Yönetmenimiz İbrahim Çiçek de dahil olmak üzere onlarca gazeteci hala cezavinde. 2007'de sansür da şahlandı. Nokta'ya son nokta konuldu. Genelkurmay, 12 Nisan'da “TSK yanlısı” akredite gazetecilere, gazetecilik dersi verdi. 27 Nisan'da ise tüm topluma e-muhtıra verdi... Yıl içinde ayrıca çok sayıda gazetecinin de işine son verildi. Radikal Gazetesi'nde yıllarca muhabirlik yapan Adnan Keskin onlardan biri. Oysa Radikal Gazetesi, “radikal”, “bağımsız” ve “solcu” gazete sloganlarıyla yayın hayatına başlaymıştı.

Andıçlı medya tekelinin son kurbanlarından Adnan Keskin'le konuştuk. Kendisine “Radikal, sadece muhabirlerine mi radikal?”, “İşinize aynı çalkantılarla dolu 2007'de son verilmesi bir tesadüf mü?” “Yeni bir Sansür ve Sürgün Kararnameleri dönemi ile mi karşı karşıyayız?” ve “Medya, 'Paramedya' ve 'Andıçlı medya' kıskacından nasıl kurtarılabilir?” sorularını yönelttik. Keskin, maruz kaldığı medya terörizmini anlatarak, şöyle konuştu: “Medya eskisine oranla daha “terbiyeli”! Bir çok şeyi söylemeden yapan kurum haline geldi. Yani; Kuzey Irak, sınır ötesi operasyonu düşündüğümüzde, özellikle görsel medyayı izlediğimizde, insan dehşete kapılıyor. Medya, psikolojik savaşın tam göbeğinde” dedi.

Medya tekelinin son kurbanlarından birisiniz. Neden işten çıkartıldınız?

Tek bir gerekçe ile açıklamadılar bunu. Neydi mesela? Örneğin, bir haber tartışmasında, “Bu öyle değil” demek. Ya da çalışma yaşamı düzenine ilişkin, “Erken geleceksiniz” dendiğinde, “Peki bizim fazla çalışma karşılıklarımız ne olacak?” diye sormak. Yanı sıra yöneticilerin bazı talimatlarına, “Biz asker miyiz?” diye sormak, “karşı çıkmak”. Mesela, gerekçeler arasında “izinsiz bina dışına çıkmak” var... Gazeteciye söylenebilecek, atılabilecek en komik suçlama bu! Bizim cephemizden ise, kimi şeylere itiraz hakkımızı kullanmak, düşüncelerimizi ifade etmek, düşünce özgürlüğü demek. Ama görevimizi yapmayı hiç ihmal etmedik, gazetecilik yapmaya çalıştık. Sadece “Bizi bu kadar kötü yönetmeyin” dedik, buna itiraz ettik. Bu, doğal bir insan hakkıdır.

Radikal, sizden ve sizinle birlikte işten çıkarılan Soner Arıkanoğlu’ndan defalarca savunma istedi. Neden? Ne yaptınız da sorguya çekilmeyi hak ettiniz?

Önce suçluyor, sonra savunma alıyor, bunun üzerine ihtar cezası veriyorlar. Yani; para ödememek için, emeğinin karşılığını vermemek için “seninle çalışmıyorum” demiyor. Ama atabilmek için bu ihtarları veriyor. Bunlar üretilmiş senaryolar.

İlk kez Doğan Grubu'nda böyle bir yol denendi. Bu yöntem, gazeteciyi tam anlamıyla sokağa bırakma yöntemi, tazminatsız işten atma yöntemi.

Aslında bizim atılmamıza daha önce karar vermişlerdi. Geçen yaz aylarında Radikal'den toplu bir işten çıkarma oldu, bununla ilgili Ankara'da Milliyet Gazetesi önünde bir protesto yapıldı. Eylem öncesinde, Murat Yetkin tarafından bir uyarı aldık; “Bu eyleme katılanlar tazminatsız işten atılacak.”. Yine de biz o eyleme katılmıştık. Bizi orada fişlediler, hemen ardından bu süreç başlatıldı diye düşünüyorum.

Aynı yıl içinde Nokta Dergisi basıldı, kapatıldı ve yargılanmaya başlandı... Siz ise, işten atıldınız ve sorgulanmak istiyorsunuz... Muhalif olmak ya da olmamak mı bütün mesele?

Evet. Dediğim gibi itiraz eden bir gazeteci istemiyorlar. Nasıl bugün iktidar, itiraz eden yayın organı istemiyorsa, bağımsız düşünen, itiraz eden, “öyle değil” diyen muhabirler de istenmiyor. Yani bu sistemde var olacaksan, büyük medyanın genel davranış kurallarını benimsemek zorundasın. Gazeteciler için de, Nokta'ya yapılan baskın ve kapatmaya benzer bir şey isteniyor.

Mevcut devletin temel organı olmanın yanı sıra, medya kurumlaşmış bir güç. Ve içinde çok belirgin kuralları var; muhalefet etmeyi, itiraz etmeyi, hayır demeyi kaldıran bir sistem. Oysa biz gazeteciler olarak, genel dünya görüşü olarak, hayır demeyi bilen insanlar olmak zorundayız. Yoksa, gazetecilik yapılmaz orada.

Bize yönelik suçlamalar içerisinde yer alan “yöneticilerin bazı talimatlarına biz asker miyiz” demişim, tartışmalarımızda. Ben bu kelimeyi kullanmamıştım, ama bu zaten suç da değil, yani gazeteci asker değildir. Gazeteci arkadaşlarımız içerisinde, kraldan daha çok kralcı olanlar var. Ama en acıtan yanı da, bu insanların sol orijinden gelmiş olmasıdır.

2007, Hrant Dink cinayeti ile açıldı... Yıl içinde Nokta'ya nokta konuldu, “TSK yanlısı” akredite gazetecilere, gazetecilik dersi verildi, 27 Nisan'da ise e-muhtıra verildi... İşinize aynı yılın sonunda son verilmesi bir tesadüf mü?

Emin değilim ama, şunu bizzat hissettim ve yaşadım. Dönem dönem bazı kurumların, muhabirlerden rahatsız olduğu bize bir şekilde hissettirildi. Ya da çete haberleri döneminde açıktan tehditler oldu. Bir dönem sonra bunları unuttuk, ama haberlerin rahatsız ettiği taraflar, bunları bir yere not ediyor.

Çiller döneminde de çok haber yaptık. Çiller'in bu yönde gazeteye bazı yakınmalarda bulunduğunu biliyoruz. Askerlerin haberleri not ettiğini biliyoruz, polisin de aynı şekilde. Yani, bunların gazeteye iletilmediğini düşünecek kadar saf değiliz.

Radikal, bunları bir ölçüde göğüslemeye çalıştı; bazen bunlara rağmen haberi kullanarak, bazen haberin önemini azaltarak veya haberin takibini sürdürmeyerek... Yani Radikal, bu anlamıyla diğer gazetelere göre daha iyiydi.

Ama meslektaşınız Ahmet Şık'ın işine sendikalaşma faaliyeti nedeniyle son verilmişti. Şimdi de peş peşe işten çıkarmalar var... Radikal, sadece muhabirlerine mi radikal?

Radikal'de ve diğer gazetelerde, en büyük sorun itiraz ettiğin zaman başlıyor. İtirazı kaldırmayan bir sistem var medya organlarında. Çünkü, giderek sistemle bütünleşiyor gazeteciler. Yönetici konumuna gelen gazeteci, artık kendisini bir gazeteci gibi değil, yöneten gibi görmeye başlıyor. Türkiye'yi yöneten, karar verenler grubundan gibi hissediyor kendisini. Buna göre yaşayan, bir refah düzeyi olan gazeteci, elbette gazeteci gibi gazeteci olanlardan hazzetmemeye başlıyor. Onun yönetim tarzına en ufak bir itirazda bulunduğunda sorun başlıyor. Gazetecileri gazetecilerin yönetmesi gerekiyor. Koltuk gazeteciyi bozar diye bir espri var, bu doğrudur.

Radikal, ayrıca Aydın Doğan grubu içinde bir gazete, bağımsız karar alıp, uygulayabilen bir gazete değil, bunu bilmek lazım. Onun için, dışarıya demokrat, ama içeriye değil. Mesela, 41 gazetecinin işten atılması, ekonomik sebeplerle açıklanabilecek bir şey değil. Çünkü zaten iki kişinin yapması gereken işi, bir kişi yapıyordu.

Radikal Gazetesi, '96'larda, “radikal”, “bağımsız” ve “solcu” gazete sloganlarıyla yayın hayatına iddialı bir giriş yapmıştı. Sizce, Radikal'in gerçekten böyle bir iddiası var mıydı?

Liberal denebilir belki, hak ve özgürlüklere duyarlılığı vardı ama hayatın diğer alanlarında “bağımsız”, “sol” denemez. Radikal, bu sloganları çok kullanmadı aslında. Bu olamazdı zaten, patron öyle bir şey istemiyordu ki! Liberal, Avrupa'yla bütünleşme... Radikal, hep bu boşluğu doldurdu aslında. Çıktığı dönem Susurluk sürecine denk geldi, bu bir avantajdı. Evet, Radikal siyasi haberlerde biraz diğerlerinden ayrılıyor. Ama AB süreci olmasaydı, belki Radikal de olmazdı. Radikal, diğerlerine göre daha ince yapıyor bazı şeyleri!...

Sansür ve Sürgün Kararnamesi zihniyeti yerleşik

Son bir yılda, Özgür Ülke ve Gündem gelenekli gazetelere 9 kez kapatma, 18 kez yayın durdurma cezası verildi... Tutuklu gazeteci sayısında belirgin bir artış görüldü. Muhalif, sosyalist basına dağıtım sansürü dayatması başladı. Yeni bir Sansür ve Sürgün Kararnameleri dönemi ile mi karşı karşıyayız?

Hayır, bence yeni bir kararname olmadan, bu yerleşik bir düzen haline geldi zaten. Bunun için '90'lardaki SS kararnamelerine ihtiyaç yok. Medyanın yeni yapılanması, siyasi iklim buna el veriyor. Sosyalist basına yönelik sansür, cezalandırma bunlar yaygın medyada, ulusal medyada çalışan çoğu gazeteci için sorun olarak bile görünmüyor. O dönemde bile daha çok itiraz edilirdi, basın meslek örgütleri yürüyüşler yapardı, ilgilenirdi. Bu giderek azaldı. Ülke sorunlarına bir yabancılaşma var. Aslında bir tekrarı yaşıyoruz, sanki şimdi daha kötüleşiyor.

Medya eskisine oranla daha “terbiyeli”!

Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu, '90'larda gazetelerin patronlarına ve genel yayın yönetmenlerine şöyle seslenmişti; “... yapılması gereken, bölücü örgütün başarılı olamayacağına halkı inandırmaktır. (...) 'Yüzbaşı Ağır ceza'da yargılanacak, yedi köye dışkı yedirmekten dolayı...' Böyle başlık olur mu? Moral bozmayın. Yoksa güvenlik kuvvetlerini görev yapamaz hale getiririz. (...) Arz ederim!” Buna benzer kulak çekmeler şimdi nasıl?

Bence artık, eskisi gibi çok düzenli kulak çekmelere gerek yok. Medya eskisine oranla daha “terbiyeli”! Bir çok şeyi söylemeden yapan kurum haline geldi. Yani; Kuzey Irak, sınır ötesi operasyonunu düşündüğümüzde, özellikle görsel medya, insan dehşete kapılıyor. Bunun için talimatlar gönderilmesine gerek olmadığı bir dönemi yaşamaya başladık. Kendini bu savaşın bir parçası gibi hissediyor medya, muhabirler öyle donatılıyor. O bölgeye giden muhabirden bu isteniyor. Medya, psikolojik savaşın tam göbeğinde, haberlere katılan heyecan, o görüntülerin sunuluşu, bunu gönüllü yapıyor. Halbuki o yıllarda gazetecilik biraz daha yapılabiliyordu. Mesela; “dışkı yedirme” haberleri falan yapılabilmişti. Şimdi aklıma Şemdinli davası geliyor; oradaki kişiler ödüllendiriliyor, hani medya nerede? Mesela, 8 askerin kaçırılması... Halbuki gazetecinin görevi; gerçeği araştırmak, sorgulamaktır.

Köylüler, 'asker yaktı' diyordu ama yazamıyorduk

Çok önemli bir belge geçti elinize, bunu kullanmayalım şeklinde uyarılarla karşılaştınız mı?

Diğer gazetelere oranla biz de bu daha az olmuştur. Ama gazetenin cesaret edemediği şeyler de oldu. Mesela, Güneydoğu'da bir dönem biliyorsunuz orman yakma çok yaygındı. O bölgede yaşayanlar, bu işi güvenlik görevlilerinin yaptığını söylüyordu. Ama bu haber, bu şekliyle gazetede kullanılamıyordu. Bununla ilgili bir gün yazılı bir belgeye ulaştık, altında bir komutanın imzası olan. Belgede, ilgili kamu kurumlarına iletilen talimatlar vardı. Bingöl civarında bir coğrafya tarif ediliyordu. Belgede ayrıntılı bir şekilde karayolları, kesişme noktaları, mesafeler veriliyordu. O mesafede bulunan ağaçların kesilmesi, yok edilmesi talimatı veriliyordu. Haberini yaptık, ama çıkmadı.

İnsan hakları kuruluşları 'etkisiz hale' getirildi

Kontrgerilla şefi Mehmet Ağar, zamanında sizi 'işin başka boyuta, öbür boyuta' gelebileceği ile tehdit etmişti. Bu, Susurluk sürecinde yaptığınız haberlerle ilgili miydi? Bunun gibi başka olaylar var mı?

Bahsettiğiniz olay Susurluk'ta yaşanmıştı. Mehmet Ağar'ın, davayı bozdurmak için Yargıtay'da yürüttüğü faaliyetleri biz suç üstü yapmıştık. Bunu doğrulattık, görüştükleri adamlarla biz de görüştük. Sonra, Ağar'ın patrona ulaşmasıyla, girmeyen haberlerden biri de bu oldu.

Bir başka örnek vereyim; Bir dönem MGK'nın bir gizli yönetmeliği tartışılıyordu. Sonuçta o gizli yönetmelik kaldırıldı, ama oradaki bilgiler; ülkede yürütülen psikolojik savaşın bir kanıtıydı. O kurulun yürütülecek psikolojik savaşı kağıda döktüğü hallerdi. O belgede şöyle bir görev tanımı geçiyordu; “İnsan hakları kuruluşlarının etkisiz hale getirilmesi.” Belgede; görevli kuruluş diye bir başlık var, başka bir sütunda görev süresi belirtilmiş. Biz bunu kullanmadık, ama o belgenin doğru olup olmadığına baktığımızda; bir parti bombalanmış, bir kurum kapatılmış! Yani, gerçeklikle de örtüşen olaylar yaşanmış!...

Alternatif medyanın gelişmesi lazım

Gazeteci Ragıp Duran, “Artık, bir holding, iktidar gazeteciliği var” diyor.” Varlık Özmenek ise, medya endüstrisini “paramedya” ve “medya terörizm” olarak adlandırıyor. Sizce?

Katılıyorum. Mesela; medyanın Kürt sorunundaki durduğu taraf, terördür. Bir gazete eğer, “yürüyün aslanlarım”, “vurduk”, “Aman ne güzel” manşetler atıyorsa, terörün en büyüğüdür. Yayınların, yayın ve dağıtım hakkının engellenmesi bir terördür. Gazetecilerin örgütlenme hakkının engellenmesi terördür.

Kendimden örnek vereyim; 22 yıla yaklaştı benim gazeteciliğim, 11 yıl bu grupta çalıştım. Attıklarında tek kuruş para vermediler. Beş gün fazla çalıştım, maaşımı bile vermediler. Yani, bacağıma kurşun sıkmasına gerek yok ki. Benim ailem var, çocuklarım var, emeğimin karşılığını alamamışım, en büyük terör bu: Medya terörizm, işte bu!

Sizce medya, 'Paramedya' ve 'Andıçlı medya' kıskacından nasıl kurtarılabilir?

Medya terörizminin olduğu yerde, gerçek haber veya gazetecilik etiğinden de bahsetmek zorlaşıyor tabi ki. Ama gazetecilik etiği kalmadı demek yanlış olur. Çünkü buna karşı durmaya çalışan tek tek gazeteciler var. Ha, bu gazetecilerin daha çok olması gerekiyor tabi. Zaten o da kalmasa, bitmiş demektir.

Gazetecilerin örgütlü güç olması gerekiyor. Ama bu da yetmiyor. Mülkiyet yapısının değişmesi gerekiyor bunun için. Tutun ki, bütün gazeteciler sendikalı, yetmeyecek. Şu an gazetecileri örgütlü olanlar var, sizce bu yetiyor mu? Hayır. Yani, bir sendikanın sözleşme yetkisi alması değil sorun. Bununla sadece hakkını arayabilirsin, belki kişiliğini koruyabilirsin ama uzun erimli olmaz, bu da yetmez. Büyük medya içindeki o sermaye sistemi değişmedikçe, çok bir şey yapamazsın. Alternatif medyanın gelişmesi lazım. Yani, soluk alabilecek kanallar açılması lazım.

TMY terörüne maruz kalan gazetemizle dayanışan aydın, sanatçı ve gazeteciler arasında siz de vardınız. Bu vesileyle tekrar teşekkür ediyoruz. Sosyalist basın hakkında ne düşünüyorsunuz?

Teşekkür edecek bir şey yok. Aslında daha fazla gazeteci olması gerekiyordu. Ben bir imza attım, ama bu yetmez. Yani daha fazlasını yapamadım, bu konuda eksik kaldık. Sosyalist basını takip ediyorum, ama çok düzenli değil. Aslında ifade ettiğim gibi, gazeteciler eskiye oranla çok daha duyarsız, bunun içinde biz de varız.

Son olarak; dava açmıştınız, süreç nasıl işleyecek bilgi verebilir misiniz?

İki ayrı dava açtım. 12 Şubat'ta işe iade davası görülecek, tazminat davası da 27 Mart'ta. Soner de, iki dava açtı. Aslında onlarca gazeteci var mahkeme koridorlarında. Emeğinin karşılığını almak için gazeteciler, adliye koridorlarında sürünecek. Ama gazeteciler hakkını aramayı öğrenemedikçe, örgütsüz kaldığı sürece bunlar çok yaşanacak diye düşünüyorum.