Atılım Günlük Haber Bülteni Ana Sayfası
 
Yasemin Çongar / Washington ve Ankara PKK’nin tasfiyesinde anlaştı
Foto: <strong>Yasemin Çongar</strong> / Washington ve Ankara PKK’nin tasfiyesinde anlaştı

Milliyet Gazetesi'nin Washington temsilcisi olarak tanıdık Yasemin Çongar'ı. Çongar, yıllarca Amerikan emperyalizminin tutumunu açığa vuran kaynaklardan biri oldu. İçerden, kapalı kapılar ardından verdiği bilgiler ile, ABD politikalarının ipuçlarını sundu. Çongar, egemenler arası klik dalaşının alabildiğine kızıştığı, Kürt sorununda kritik ve yeni bir döneme girildiği, siyasal-toplumsal-psikolojik atmosferin alabildiğine gerildiği bir dönemde Türkiye'ye döndü. Yasemin Çongar, şimdi Taraf Gazetesi'nin Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı. Kendisinden, Türkiye-ABD ilişkilerinin düzeyini, Bush-Erdoğan görüşmesinin arka planını öğrenmeye çalıştık...

Yasemin Çongar'a “Amerika’dan neden döndünüz?”, “Milliyet’ten neden ayrıldınız?”,“Neden şimdi? Neden Taraf?, “5 Kasım’da Bush-Erdoğan görüşmesinde neler konuşuldu, hangi anlaşmalar yapıldı?”, “Son görüşmeden sonra Türkiye-ABD ilişkileri hangi düzeyde,'Stratejik ortaklık'?” “Kürt sorununda Amerikan çözüm planı neleri kapsıyor?”, “Askerin tavrı ne?”, “PKK bitse Kürt sorunu bitecek mi?”,“Hudson Enstitüsü haberiniz generalleri neden rahatsız etti?”, “Türk askerlerinin başına çuval geçiren komutanla, onları PKK'den kurtaracak olan komutanın aynı kişi olması tarihin ve Türk Amerikan ilişkilerinin bir ironisi mi?” sorularını yönelttik.

Yaklaşık 13 yıl, Washington'da gazetecilik yaptınız. Şimdi Türkiye'desiniz ve Taraf'ı çıkartıyorsunuz. Neden şimdi? Neden Taraf?

Taraf; bağımsızlık iddiasıyla ve çabasıyla ortaya çıkan bir gazete. Benim gibi eğer basında çok uzun süre çalışırsanız, çok iyi hissediyorsunuz ki; çalıştığınız kurumun sahibinin ilişkileri, iktidarla olsun, iş dünyasıyla olsun, devletle olsun yayın politikasına şu veya bu şekilde yansıyor. Ve öyle anlar geliyor ki, elinizde haberler var, istihbarat var ama bunlar yazılmıyor, ya da gerektiği gibi yazılamıyor. Taraf, bağımsız olma potansiyeline sahip bir gazete olarak hazırlandı. Çünkü, sahibi bir yayıncı ve yayıncılıktan başka hiçbir şey yapmayan bir kişi.

“Neden şimdi Taraf?” sorunuzu ise şöyle yanıtlayayım; Türkiye, siyasi tartışmaların çok yoğun olduğu bir yıl yaşadı. Hem seçimler, hem de PKK, Kürt sorunu ve operasyon tartışmalarıyla... Ve yıl, Hrant Dink'in öldürülmesiyle başladı. Bu yıl boyunca, Türk basını çok iyi bir sınav vermedi. Örneğin; 27 Nisan muhtırasıyla neredeyse yeni bir darbe girişimiyle yüz yüze kaldık. Ama genel olarak, böyle durumlarda verilmesi gereken tepki verilemedi kurumsal düzeyde. Örneğin sınırötesi operasyon var. Özellikle siyasi iktidar, ordu dahil herkesin “Haydi Kuzey Irak'a girelim” dediği dönemde biz daha çıkmıyorduk, ama bunun bir tuzak olduğunu söyleyen manşetler atıyorduk. İçinden geçtiğimiz konjonktür, bize Taraf'a ihtiyaç olduğunu gösteriyor.

Peki Milliyet'ten neden ayrıldığınızı öğrenebilir miyiz?

Bu saydığım sorunları yaşayan gazetelerden bir tanesi Milliyet. Bağlı olduğu grup ve genel olarak Türkiye'de basının şekillenmesi anlamında... Ama bunu söylerken şunu vurgulamak gerek; Milliyet'te, yapılabildiği ölçüde bağımsız gazeteciliğin örneklerini veren çok iyi yazarlar ve muhabirler var. Milliyetten ayrılmamın nedeni; aslında Taraf'ın bana bu teklifi yapması oldu.

Türkiye'de bağımsız gazetecilik zor zanaat... Taraf, finansal olarak kime, neye güveniyor?

Yayıncımızın, yayıncılık yapmaktan kazandığı paraya güveniyoruz. Pahalıyız, bu büyük bir dezavantaj... Ama bir anlamda da gazeteyi alan okurun verdiği paraya güveniyoruz. İyi gazetecilik yapmaya ve o bir lirayı hak etmeye çalışacağız.

ABD-Türkiye ilişkilerinde “1 Mart”, “Çuval olayı” gibi sembolik anlamlar yüklenen kimi tarihler ve olaylar var. Bunlar, ilişkinin seyrini belirleyen iniş ve çıkış momentleri olarak kabul ediliyor. Sizce son görüşmeden sonra Türkiye-ABD ilişkileri hangi düzeyde? “Stratejik ortaklık” mı?

Kağıt üstünde bir “stratejik ortaklık” var, içi ne kadar dolduruluyor ondan emin değilim. Ama 5 Kasım görüşmesi, bence önemliydi. Sembolik diyorsunuz ya, akıllarda kalacak bir tarih 5 Kasım. Çünkü Amerika, hakikaten Kuzey Irak'taki PKK varlığını tasfiye etmekten yana bir tavır değişikliği içinde bence. Ve bunu yaparken de tasfiyeciliği; kesinlikle bir imha, bir askeri yoldan PKK'yi yok etmekten ziyade mümkünse siyasi bir düzenlemeyle PKK'lilerin K.Irak'tan ayrılmasını sağlamak olarak ifade ediyorlar. Ve bu çerçevede hükümetin de biraz daha siyasileşen, siyasi çözüme; en azından operasyonsuz bir çözüme biraz daha yaklaşan tavırlarını ben açıkçası önemsiyorum. O açıdan da Amerika'yla Türkiye arasında PKK özelinde, ama daha genel olarak Kürt meselesinde bir diyalog başlamış durumda.

Ama ABD'nin, Ortadoğu'da İsrail dışında bir stratejik ittifakı yok. Hem de Türkiye, ABD'ye göbekten bağımlı... Geriye stratejik taşeronluk mu kalıyor?

Evet, İsrail dışında öyle tanımladıkları bir ülke yok. Ama tabi, Suudi Arabistan'la çok yakın ilişkileri var, Mısır'la yakın ilişkileri var, başka Arap ülkeleriyle de var. Ama tabi İsrail özel bir ülke Amerika için.

Göbekten bağımlı kısmına gelince... Amerika ve Türkiye ilişkisi önemli. Ankara için ve Amerika için de. Aslında Türkiye giderek AB'ye göbekten bağlanıyor. Bu da önemli bir gelişim. Daha önce, Soğuk Savaş döneminde, Amerika'yla çok daha askeri bazda ve çok daha büyük bir bağımlılık ilişkisi vardı. Bu belki biraz azalıyor. Ama Uluslararası Para Fonu (IMF), ekonomik program çerçevesinde tabi bir ilişki var. Bunda Amerika'nın önemli rolü var. Dolayısıyla Amerika'nın Türkiye politikası olduğu, Türkiye'nin sadece dış ilişkilerini değil, yani siyasetini de ekonomisini de etkileyebilecek bir unsur, bu reddedilemez. Ama ben şuna inanıyorum, Türkiye tam göbekten bağımlı olsaydı, 1 Mart tezkeresini geçirirdi. Ama 1 Mart tezkeresi kabul edilmedi. Bu önemli bir gösterge.

Bence taşeronluk deyip, bir kalıp oluşturup her şeyi onun içine sokmak mümkün değil. Örneğin, Amerika İran'a karşı saldırıda Türkiye'yi kullanmasına Türkiye izin verecek mi? Bence bu mümkün değil. Ama, Ortadoğu'da Amerika'yla Türkiye'nin bazen çıkarları örtüşebilir. Örneğin, Kuzey Irak'ta bir Kürt federal bölge olması Amerika'nın da Türkiye'nin de çıkarına. Türkiye'nin daha iyi ilişki kuracağı ve anlaşabileceği unsurlar Kürtler, Irak Şii'lere kıyasla. Bunu da görmek lazım.

Hudson Enstitüsü haberiniz çok gürültü kopardı. Askerleri, sizi yalanlatacak kadar rahatsız eden şey neydi?

Bilmiyorum ne rahatsız etti, bunu askerlere sormak lazım. Yani ben doğru bir haber yaptım, bundan da hiçbir zaman geri adım atmadım. Bir Tuğgeneralin, “PKK liderleri bize teslim edilirse bu AKP'nin işine yarar” gibi bir tavır alması doğru değil. Irak Kürt liderleriyle görüşmesin diyerek hükümete baskı yapan ordunun bir mensubunun, Irak Cumhurbaşkanı Talabani'nin oğlu, Kürdistan Yurtsever Birliği'nin Washington temsilcisi ile aynı masaya oturması ise bence yanlış değil. Doğru, ama kendi içinde bir çelişki barındırıyor. Bence bunlardan rahatsız oldular.

Andıçlanmaktan korkmadınız mı? Malum asker, 28 Şubat'ta Mehmet Ali Birand'ı ve Çengiz Çandar da dahil birçok gazeteciyi andıçlamış, PKK'nin paralı kalemi ilan etmişti?

Evet, ben yanlış yere andıçlandım. Ben, gazetecilerin iyi-kötü, TSK yanlısı-karşıtı diye andıçlanmasına karşıyım. Bu yanlış bir şey...

Çuval'ın arkasında Türkiye’nin suikast planı var

Türk askerlerinin başına çuval geçiren komutanla, onları PKK'den kurtaracak olan komutanın aynı kişi olması, tarihin ve Türk Amerikan ilişkilerinin bir ironisi mi?

Çuval geçirme meselesi burada bilindiği gibi değil. Yani orada görevli komutan Petraeus değildi. Öyle yansıdı, çuvalcı paşa diyorlar, ama bu doğru değil. O çuvalı geçiren, Amerikan Merkez Kuvvetler Komutanlığıydı. Şimdi Petraeus, Amerikan Merkez Kuvvetler Komutanlığının bir komutanı. Evet bu bir ironi.

Çuval olayı Türkiye'de ne kadar iyi biliniyor bundan emin değilim. Bendeki bilgiler, çuval olayına yol açan girişimin Türkiye'nin bazı özel kuvvetlerinin K.Irak'ta bir suikast hazırlığı içinde olduğunun Amerika tarafından öğrenilmesi üzerine yapıldığıdır. Suikastın hedefinin Kerkük Valisi olduğu yönünde ciddi bilgiler de var.

Tabi bu Türk askerinin kafasına çuval geçirilmesini haklı göstermez ama; sonuçta Türkiye'nin de güneyde bir Vali'yi öldürmek üzere kendi askerlerini görevlendirmesi de haklı gösterilemez. Ama şu var, 1 Mart'ta Türkiye'nin almış olduğu karara çok büyük bir tepki duymuştu, Amerikan Merkez Kuvvetler Komutanlığı ve oradaki Amerikan askerleri. Irak Kürtleri ile çok yakınlar ve Türkiye'ye çok tepkililer. Şimdi bu sürecin de biraz aşıldığı bir noktaya geliyoruz. Ve oradaki askerler ve askerlerin komutanı, doğrudan Amerika'nın başkanı tarafından PKK'ya karşı yardım etmekle görevlendiriliyor. Bu yeni bir şey. Ve belki bu anlamda da ironik evet.

Başbakan Türkiye'de Kürt sorunu olduğunu biliyor

Erdoğan-Bush görüşmesinin ana gündemi, Kürt sorunu idi. Siz, görüşmeden sonra “Washington ile Ankara Kürt sorununda ortaklaştı” dediniz. Hangi noktada ortaklaştılar?

PKK'nın Kuzey Irak'tan tasfiyesi konusunda anlaştılar. Birincisi bu. Bu tasfiyenin yöntemi konusunda da birbirlerine çok yakınlaştılar. Askeri bir operasyonla değil, PKK üzerine siyasi baskıyla, önce ateşkese, sonra silah bırakmaya zorlayarak, oradaki örgüt üyelerinin Türkiye'ye dönüşünü sağlayacak bir düzenleme konusunda bence görüş birliğine vardılar. Bu anlamda bir yakınlaşma var. 5 Kasım'dan önce Türkiye 'Tamam giriyoruz ve Barzani de hedefimiz' derken, Amerika buna kesin kes karşıydı. Ama 5 Kasım'dan sonra bir üslup benzeşmesi yaşandı.

Kürt sorunu bir varmış, bir yokmuş!... Ağızına alan tövbe ediyor... Son olarak Erdoğan'ın Diyarbakır'da yaptığı, Ankara'ya gelince unuttuğu açıklama hatırlarda... Neden?

Başbakanı tanıdığım kadarıyla, -Başbakanın yakın çevresinden de edindiğim izlenim o- Türkiye'de bir Kürt sorunu olduğunu biliyor. Ve bunun, siyasi, sosyal, iktisadi politikalarla ele alınabileceğini biliyor. PKK dışında Türkiye'nin bir meselesi olduğunu biliyor. Bunu söyleme cesaretini de zamanında gösterdi fakat, Türkiye'deki dinamikler, her zaman siyasilerin, seçilmişlerin inandıkları çizgide cesur adımlar atmasına imkan vermiyor. Belli uzlaşmalar sağlanması lazım. Siyaset böyle bir şey. Belli güç dengeleri gerekiyor adım atabilmek için.

Başbakan o dönemde belki de cesur bir adım atarsa yalnız kalacağını düşündü. Ama şimdi gelinen nokta, operasyonsuz çözüm, yani sınırötesi operasyon dışında bir çözüm mümkün olursa ve bir ateşkes mümkün olursa, ondan sonra bir demokratik arayışın önü açılabilir diye düşünüyorum. Ben hükümetin de böylesi bir demokratik çözümü istediği kanısındayım. Bunu umuyorum yani.

PKK bitse sorun bitmez, PKK sorunun bir tezahürü

“Kürt sorununda ciddi gelişmeler var, üslup değişimi var” diyorsunuz. Kart kurt terk edildi, generaller bile itiraflarda bulunuyor şimdi. Ama işin özüne hala inilmiyor. PKK bitse Kürt sorunu bitecek mi? Kürtlerin kolektif hakları ne olacak?

PKK bitse tabi ki Kürt sorunu bitmeyecek. Burada mühim olan, PKK'nin Kürt sorununun bir tezahürü olduğunu görmek. PKK yoktan var olmuş bir örgüt değil. Kürt sorununun çözümü, tartışılması gereken bir şey. Kimlik talepleri var, kültürel haklar talepleri var. Belki bir azınlık olarak tanınma olabilir veya bir federasyon olabilir. Tamamen ayrılmayı isteyenler olabilir. Ben, Türkiye'deki Kürtlerin çoğunluğunun bir kere ayrılma yanlısı olmadığını ve demokratik bir ülke bütünlüğü içinde mutlu yaşayabileceklerini zannediyorum. Bu bir tartışma süreci, çok kısa dönemde olacak bir şey değil.

Amerika, Türkiye federal yönetimi tanımalıdır diye düşünüyor

Genelkurmay İkinci Başkanı Saygun, görüşmenin belli bir anından sonra dışarıya çıkartıldı. Neden? Sizce Bush ve Erdoğan neden baş başa konuşma ihtiyacı duydu?

Askerin tek başına dışarıya çıkartıldığı bilgisi bende yok. Heyetler arası bir görüşme oluyor. Heyetler arası görüşmede Orgeneral Saygun da var. Onun dışında da Başbakanla Başkan Bush arasında baş başa bir görüşme oluyor. Bir de bu var. Bu baş başa görüşmede yanılmıyorsam Dışişleri Bakanı Ali Babacan var, ama genel bir katılım yok. Zaten bu hep böyle olur, yani bir heyetler görüşmesi ve dar görüşme olur. Eminim bu dar görüşmede Amerikalı askerler de yoktur.

Orgeneral Saygun daha önce bir üst arama meselesi nedeniyle görüşmeden Amerika'dan dönmüştü. Şimdi Saygun'un bu heyetle birlikte Beyaz Saray'a götürülmesinin bir anlamı var mı?

Bende o zaman Washington'daydım. Daha sonra, Amerikalılar gidip kaldığı otelde özür dilediler Orgeneral Saygun'dan, o mesele kapandı. Şimdi bir mekanizma kuruldu, Amerika'da da Genelkurmay'ın 2 numaralı yetkilisi, Türkiye'de de Genelkurmay 2. başkanı ve işte Irak'taki komutan Petros'un bir parçası olduğu yeni bir mekanizma kuruldu. Ve o mekanizmanın kurulacağı zaten görüşme öncesinden biliniyordu. Ve Orgeneral Saygun, Amerika'ya o mekanizmanın bir yetkilisi olarak gitti.

Fikret Bila, generallerin tehdit algılamasını sıraladı: “Birincisi, bağımsız Kürt devleti. İkincisi, Kerkük'ün statüsü. Üçüncüsü, bunların bir unsuru olarak PKK.” Sizin sık sık referans gösterdiğiniz Amerikalı yetkililer bu açıklamayı nasıl yorumladı?

Onların yaklaşımına taban tabana zıt bu değerlendirmeler. Amerika, PKK'nın Türkiye için bir numaralı tehdit olmasını anlayabiliyor, ama Güney'deki oluşumun tehdit olmasını anlayamıyor. Irak'ta bağımsız bir Kürt devleti istemiyorlar, Irak'ın bir arada kalmasını ve Kürtlerin bunun bir birleştirici unsur olmasını istiyorlar. Ama özellikle Kerkük meselesi olsun, oradaki federe yönetimin statüsü olsun bu konularda Türkiye'nin itirazlarını haklı görmüyorlar. “Kerkük Irak'ın meselesidir, Türkiye'nin meselesi değildir” diye düşünüyorlar. Orada bir federal bölge var. Ve bu, Irak'ın bütününün karar verdiği bir şey. Ve Türkiye o federal yönetimi tanımalıdır, diye düşünüyor Amerika.

ABD Büyükelçisinin Meclis'teki Kürt milletvekilleri ile (DTP yoktu) görüşmesi, Washington'da pişirilen, Ankara'da ısıtılan Amerikancı çözüm planı ile mi ilişkili?

Bir kere şu var; Amerikalılar DTP'lilerle görüşüyorlar, temasları var ve DTP'nin kapatılmasına karşılar. Wilson, böyle bir tavır alarak bence DTP'ye baskı yapmak istiyor. Bence çok doğru bir tavır değil. Benim desteklediğim bir tavır değil. Ama buna rağmen Amerikalıların diğer Kürt unsurlarla görüşmesinde de bir sakınca görmüyorum. Bence, DTP ile de görüşmeliler.