Telekom işçisi 45 yıl sonra neden greve çıktı? İşçiler 5 gün içinde nasıl vatan haini oldu? Hani aynı gemideydik? Telekom işçilerinin çıkarları ve “milli güvenlik” anlayışı ile sermayenin, hükümetin, generallerin çıkarları aynı olabilir mi? Öyle olsa; hükümetler, özelleştirme adı altında ülkenin zenginliklerini uluslararası sermayeye peşkeş çeker miydi? Türk-İş Genel Merkezi, kendine bağlı bir sendikanın grevine yeterli desteği veriyor mu? Sınırötesi operasyon için işçileri sokağa döken, Taksim'de 5 bin kişilik yürüyüş düzenleyen Türk-İş'in, Telekom grevi ile ilgili hala bir yürüyüş yapmaması, dayanışmayı lafta bırakması garip değil mi?
Bu soruları, “Eğer ordumuz harekat yapacaksa güle güle gitsin, güle güle gelsin. Gözü arkada kalmasın. Kendi kendimize grevi kırarız gerekirse” açıklaması ile işçilerin tepkisini çeken Haber-İş Genel Başkanı Ali Akcan'a yönelttik. 'Hala o açıklamanızın arkasında mısınız?” sorumuza “Hayır, hayır kesinlikle! O dönemin şartları öyle idi” yanıtını veren Haber-İş Genel Başkanı Ali Akcan, “26 bin insan yabancı sermayeye ezdiriliyor. Kimse 'milli güvenliği' gerekçe yapamaz” dedi. Akcan sözlerini şöyle sonlandırdı: “Bedel ödenmesi gerekiyorsa ödeyeceğiz. Hep duyarız işçilerden; “sendika satıyor”, alın size satmayan bir sendika!”
Telekom işçisi 45 yıl sonra ilk defa greve çıktı. Neden?
PTT ile birlikte düşünüldüğünde Türk Telekom'un 167 yıllık bir geçmişi var. Sendikamız, 1962 yılında kuruldu ve 45 yıl sonra ilk defa greve çıktı.
Greve çıkmamızın nedenlerine gelince... 2005 yılında Telekom'un özelleştirilmesine karşı yoğun bir mücadele vermiştik. Başarılı olamadık. Ama bu başarısızlık, Telekom işçisinin başarısızlığı değildi. Zira özelleştirme sürecini iki aşamalı bir program dahilinde yürütme kararımız vardı. Birincisi; özelleştirmeye karşı duruş ve engelleme. İkincisi; özelleştirme sonrası varlığınızı devam ettirmek. Biz buradan yola çıkarak, Türk Telekom ile yapılacak TİS'ten bir yıl önce, 10. Olağan Genel Kurulumuzda bir hedef ortaya koyduk. 7. TİS döneminde, kazanılmış hakların korunması, günün şartlarına bağlı olarak yeniden düzenlenmesi ve sendikal örgütlülüğümüzün devam ettirilmesi.
Biz buradan yola çıkarak Türk Telekom'a teklifimizi sunduk. Ancak, tek bir partinin iktidar olması ve siyasal iktidarın çalışandan çok işvereni desteklemesi, sahip çıkması işvereni vurdumduymaz yaptı. Bu sürece geldik. İşverenin, getirdiği teklifler, ücretler konusunda hep eksi idi. Eksi yüzde 12... Ama diğer taraftan en önemli olansa sendikal örgütlülüğe dair tekliflerdi. Şöyle ki; kapsam dışı personel daha genişletilerek iki dönem sonra TİS yapamama durumu ortaya çıkaracak bir teklif getirildi. Nitekim 13 bin kapsam dışı personel var. İşveren, 4-5 bin kişiyi daha kapsam dışı yapmak istiyor. Böylece 25 bin sendikalıdan geriye 20 bin kişi kalıyor. Emekli edileceklerle 17 bin kalıyor sayınız. Sonra, işe yeni alınacakların da kapsam dışı olması isteniyor. Yani; sendikal örgütlülük diye bir şey kalmıyor. Yetkiyi alsanız, greve çıksanız bile greviniz etkisiz kalabilir. İşverenin bütün amacı bu.
Küresel sermaye iki yol izliyor. Birincisi; kapsam dışı personeli çoğaltmak. İkincisi; kapsam dışılara daha çok ücret vererek, sendikasızlığı özendirmek. Yani, bugün bizim yaşadığınız gibi... Sonuçta, biz, ücret farklılıklarının giderilmesi, kapsam dışı personel sorunundan kaynaklı greve çıktık. Nedenlerimiz bunlar.
Telekom grevi; patronun sabotajlarına, rüşvetlerine ve taşeronlarına, boyalı basının kara çalmalarına, polis ve valilerin grev kırıcılığına rağmen kararlılıkla sürüyor...
Öncelikle grev kırıcılığını açayım. Yasalar normal işleseydi, işverenin bugüne kadar 15-20 defa tutuklanması lazımdı. Ama böyle olmuyor.
Grevin ne demek olduğunu da herkes unutmuş. Sanki biz insanların haberleşme hakkını gasp ediyoruz gibi algılanıyor. Tabi burada bazı basın kuruluşlarının reklam adı altında aldıkları paralarla yaptıkları haberler de etkili. Grev kırıcılığı; belgeli ve ispatlı olmasına rağmen sonuca gidemiyoruz. Hukuksal olarak uzun vadeli bir süreç ve bizim işimize gelmiyor böyle bir durum.
İşveren mantığı şu, bize pervasızca şunu söylüyor, “Tamam bizim yaptığımız suç, gidin mahkemeye başvurun.” Düşünebiliyor musunuz; işveren, cezayı öderim, ama çalışana istediğini vermem diyor.
Oysa ülkenin içinde bulunduğu durumu düşünerek biz greve gitmek istememiştik. Kuzey Irak'a operasyon bizim grevimizi gölgede bırakacağından endişeliydik. Aslında ortada bir şey yokken, kızılca kıyametler koparıldı. Olağandan fazla tepkiler konularak Türkiye'nin gündemi değiştirildi.
“Eğer ordumuz harekat yapacaksa güle güle gitsin, güle güle gelsin. Gözü arkada kalmasın. Kendi kendimize grevi kırarız gerekirse” açıklamanız işçilerin tepkisini çekti. İstanbul'da görüştüğümüz bir çok işçi, 'grevle sınırötesinin ne alakası var' diye tepki gösterdi. Size de benzer tepkiler ulaştı mı?
Bana tepki gelmedi. Ama benim orada asıl ifade etmek istediğim şu idi; Hatırlarsanız, o günlerde, Kuzey Irak'a bir operasyon söz konusu idi, diğer taraftan ise Telekom'da bir grev yaşanıyordu. 'Grev, askerin iletişimini etkiliyor' diyerek bizi vatan hainliği ile suçladılar. Hatta malum medya, “F16 uçakları kalkamadı” gibi haberler yaptı. İnsanlar beni arayıp, 'gerçekten böyle mi' diye sormaya başladılar. Halbuki kalkan uçağın, yer altındaki kablo ile ne alakası var?
Benim o konuşmada ifade etmeye çalıştığım şey kamuoyuna yanlış aktarıldı. Grevi tek taraflı kaldırmamız gibi bir durum olamaz. Kaldırdığımız durumda, her şeyden vazgeçmemiz anlamına gelir. Bunu yapmak işçiye en büyük hainliktir. Bunun bizden beklenmesi mümkün değil. Bakın “Eğer biz zaafiyete uğratıyorsak, Bakanlar Kurulu ertelesin” dedim, ancak ondan sonra işveren yanlısı medya kuruluşları bu konudaki yayınlarını kestiler. Böyle bir açıklama yapmasaydım nelerle karşılaşacaktık. Vatan hainliğini bırakın, Atatürk'ü bile bize öldürteceklerdi!
Hükümetlerin, “milli güvenliği” gerekçe göstererek sık sık grevleri 60 gün süre ile ertelediği/yasakladığı bir ülkede, bu açıklamanız, işçilerinin kararlılığını gölgelemedi mi? Zira, tarihi Zonguldak yürüyüşü “milli güvenlik” gerekçesi ile bastırıldı. Mezarda emeklilik yasası da “milli güvenlik” denilerek Meclisten geçirildi...
Biz o açıklamayı, onur mücadelemiz baltalanmak istendiği için yaptık. Yılgınlık, korkaklık değil yoksa. Ben, gölge düşürdüğünü düşünmüyorum, zaten öyle olsa grev kararı almam. Kamuoyunun baskısına karşı geliştirilmiş bir şey. İstanbul işçisi böyle düşünüyor olabilir. Ama ortaya çıkan bir durum vardı ve biz ona cevap verdik.
Bize dönük bir linç girişimi var. Telekom işvereni, o dönem milyonlarca dolar bağışlar yaptı, insanların desteğini almak için. Yineliyorum; o açıklamadaki maksadımız, işçinin karalılığını kırmak, onları karamsarlığa düşürmek için değildi.
Hala bu açıklamanızın arkasında mısınız?
Hayır, hayır kesinlikle! O dönemin şartları öyle idi. O şekilde anlaşılmasına üzüldüm...
Telekom işçilerinin çıkarları ve “milli güvenlik” anlayışı ile sermayenin, hükümetin, generallerin çıkarları aynı olabilir mi? Öyle olsa; hükümetler, özelleştirme adı altında ülkenin zenginliklerini uluslararası sermayeye peşkeş çeker miydi?
26 bin insan yabancı sermayeye ezdiriliyor. Kimse 'milli güvenliği' gerekçe yapamaz.
Ben ifade etmiştim, hükümet grevimizi milli güvenlik gerekçesi ile iptal etmemeli. Operasyon bizi ilgilendirmiyor. Bizim zaten silahlı kuvvetlerle bağlantımız yok.
Türk-İş, böyle giderse dernek haline gelir
Grevle dayanışma, diğer sendikalardan öncü işçiler ve emekçiler, değişik siyasi parti ve platformlardan ilericiler ve sosyalistler, birkaç belediye başkanı, DTP (İstanbul'da ziyaret) ve bir CHP'li milletvekili (soru önergesi vermişti) ile sınırlı kaldı. Hükümet zaten patronun arkasında, peki muhalefet partileri CHP ve MHP neden grevinize destek vermiyor?
Verdiler, ama muhalefetin gücü bu kadar. Meclisin yüzde 60'ını elinde tutan bir iktidara karşı bir şey yapma şansınız yok. Ayrıca o partilerin hangisinin programında işçi sınıfının çıkar menfaatlerine dair bir şey var? İşçi, kendi gücüne bakmalı.
Bu bağlamda Türk-İş yönetiminin tutumu da bir tartışma konusu. Türk-İş Genel Merkezi, kendine bağlı bir sendikanın grevine yeterli desteği veriyor mu sizce?
Türk-İş, 'bu hafta anlaşma olmazsa eylem' dedi. Hani nerede kaldı? Tabanın bir araya gelme isteği bile görülmedi. Yapamayacağı şeyleri söyleyerek, insanların gazını alıyor.
Sınırötesi operasyon için işçileri sokağa döken, Taksim'de 5 bin kişilik yürüyüş düzenleyen Türk-İş'in, Telekom grevi ile ilgili hala bir yürüyüş yapmaması, dayanışmayı lafta bırakması garip değil mi?
Evet ben de onu ifade etmeye çalışıyorum. Önümüzde daha sıkıntılı ve zorlu yıllar var. İşte 2008... Zor bir yıl olacak. Telekom grevi bir şekilde bitecek, ama kazanamazsak Telekom'daki başarısızlık işçi sınıfı açısından bir hayal kırıklığı olacak. Herkes işçiler kadar kararlı olmalı. Bizim sıkıntımız burada.
Türk-İş Genel Kurulu bu yıl işçi sınıfına yönelik ağır saldırılar altında toplanıyor. Genel Kurul, bu saldırıları göğüsleyebilecek bir Türk-İş yaratabilecek mi? Genel Kurul'dan ne gibi talepleriniz olacak?
Genel Kurula, grev sürerken girilmesi istenmiyor. Grevin bitirilmesini istiyorlar.
Bugünkü yapı ile özlediğiniz, beklediğiniz bir Türk-İş yönetimi oluşması mümkün değil. Birçok sendikanın başkanı sindirilmiş, korkutulmuş...
Şu anda hükümete yakın yönetim oluşturulmak isteniyor. Böyle bir Türk-İş'in, Türkiye işçi sınıfına bir fayda sağlayacağına inanmıyorum.
Daha iyi bir Türk-İş şart. Ama tartışılması gereken o kadar önemli şey varken, kimin yönetime geleceği tartışılıyor.
Grev devam ederse o güne kadar, 15-20 bin işçiyi getireceğim kongreye. Telekom işçisi ile yapsınlar kongreyi.
Grev saflaştırıyor. İşçiler, grev okulunda dost ve düşmanlarını tanıyor. Grevin 40'lı günlerinde size, 'Telekom işçilerinin dostu ve düşmanı kim' diye sorsak, nasıl bir cevap verirsiniz?
Biz, kimin samimi olup olmadığını, kimin yanımızda olup olmadığını çok iyi biliyoruz. Bir çok kesimden destek var. “İşçiler, 22 Temmuz'da işyerlerini özelleştirenlerle hesaplaşmalı” demiştim. Umutlarımız tükenmiş değil.
Telekom grevinin, sadece grevci işçilerin değil, tüm işçi sınıfının grevi olduğu, kazanımlarının da tüm işçilerin olacağı yaygın bir kanı. Bu değerlendirmeye katılıyor musunuz?
Evet, kesinlikle katılıyorum. Herkes şapkasını önüne koyup düşünmeli. Türk-İş'i düşünün, 300 bin işçi adına görüşmeler yapıyor. Fakat birkaç sene sonra bu rakam düşecek. Dernek haline gelebilir. Günü belki kurtarabilirsiniz, ama gelecek için, bizden sonrakiler için mücadele etmeliyiz!
Sizin grevinizden önce Hava-İş ve THY yönetimi arasında bir irade savaşı vardı. Bu irade savaşı, kamu TİS'lerinin en önemli mücadelelerinden biriydi. Uzun bir aradan sonra ilk kez grev kararı alındı. Ve en nihayetinde kazanmak için grevin adı bile yetti. Bu irade savaşı sizi nasıl etkiledi?
Hava-İş'teki arkadaşlarımızın kararlılığı, takdir edilecek bir karalılıktı. Fakat biz, bu TİS'te verdiğimiz mücadele kararlarını 10. Genel Kurulu'muzda almıştık. Biz o kararları aldığımız zaman, hava yollarında bir grev söz konusu değildi.
Vatan hainleri ile aynı gemide değiliz
Grevle birlikte Telekom işçileri hızla hedef haline getirildi. Hatta bazı çevrelerce grevin ilk haftası bile dolmadan vatan haini ilan edildi. Telekom işçisi 5 gün içinde nasıl hain oldu? Hani aynı gemideydik?
Öncelikle vatan hainleri ile aynı gemide değiliz. Vatan hainliğini tarif edersek, orada işçiyi bulamazsınız. Orada; bugüne kadar bu ülkeyi idare eden, gerek siyasi gerekse de bürokratik çevreler var, ama işçiler asla yok. Özelleştirmeleri ne işçi yapmıştır, ne de toprakları işçi satmıştır.
Vatan hainliği meselesi sabotajlarla gündeme getirildi. Ama biz, yıllardır Telekom'da çalışıyoruz. Ve biliyoruz ki; hatlara yönelik saldırılar dün de vardı, daha önce de vardı, grev bitse bile olabilir. Örnek vereyim; İzmit'te 2006 yılında 950 saldırı oldu.
Ya sermayeden yana olur insanlar, ya da emekten...
Biz, grev yaşanmasın gayretiyle işverene son bir teklif yapmıştık. O da şuydu: birinci yıl yüzde 12, ikinci yılın ilk 6 ayı yüzde 3, ikinci 6 ayı yüzde 3 zam... İkramiyelerin 120 güne çıkartılması... Kapsamla ilgili dünya normlarına, AB normlarına uygun düzenleme... Ayrıca sigara ücretlerinin denkleştirilmesi için bir talebimiz vardı.
Onlar bu teklifimize; birinci yıl yüzde 8, ikinci yılın ilk 6 ayı yüzde 3, ikinci 6 ayı yüzde 3, denkleştirme ile ilgili bütçe oluşturulması, (tabi bu bütçeye ilk önce bir miktar koymadılar, 15 milyon YTL'den 20 milyon YTL'ye çıkarttılar), bunu da üçlü komisyon (yani şu andaki grev, toplu sözleşme ve lokavt kanununa aykırı) sistemi içerisine sokulması ile yanıt verildi.
Üçlü komisyonu açarsam; Bu komisyonun bir ayağı sendika, bir ayağa işveren olsun, diğer ayağı ise bağımsız. İster yerli, ister yabancı bir kuruluş olsun. Sonuçta onun vereceği karar esas alınsın. Oysa dünyanın hiçbir yerinde bağımsız bir şey yok. Ya sermayeden yana olur insanlar, ya da emekten...
Grev işçinin silahıdır. En son tıkanan toplu sözleşmeyi çözmek için ortaya koyacağı en büyük gücüdür. Ama bana diyor ki işveren, sen bu gücünü bir tarafa bırak, anlaşamadığımız, problem olan maddeleri komisyon çözsün. Peki atanacak üçüncü şahıs kim olacak? Emeği mi temsil edecek, sermayeyi mi? Neye, hangi kriterle göre karar verecek? Bir de silahınızı bırakıyorsunuz...
Bakın, hükümet programını açıklıyor, 2008'de yoğun özelleştirmeler yaşanacak diyor. Yani, birkaç tane kurum kalmış, onları da özelleştirecekler. Bu özelleştirmeler de tamamen yabancı sermaye ile olacak. Dikkat ederseniz ilk defa yabancı bir sermaye ile toplu sözleşme yapıyoruz, bu emsal teşkil edecek. Ülkenizde uygulanan toplu sözleşme, grev ve lokavt kanunu içerisine başka şeyler sokulmaya çalışılıyor.
Tüm bunları göz önüne aldığınızda, bizim yerimizde aklı selim kim olsa bunları kabul etmez. Hiçbir sendika genel başkanı ve yöneticisi bu teklifi kabul etmez.
Nitekim biz de denkleştirmelerle ilgili bu komisyonu kabul etmedik. Ve masadan kalktık.
Sadece yabancı sermaye mi böyle yapıyor?
Hayır. Yerli sermaye de böyle. Ama yerli sermaye Türkiye'nin gerçekliğini biliyor.
Türk Hava Yolları'nda da uzun süre uzlaşmazlık yaşanmadı mı?
İş kollarının özellikleri farklı. Hava-İş'le Türk Telekomu karşılaştıramazsınız.
Görüşmeler tekrar başladı. Neden?
İl müdürleri ile yaptıkları toplantılarda, il müdürleri grevin bitirilmesi için görüş bildirmiş. İşveren zor durumda, ama kuyruğu dik tutmaya çalışıyor.
Önümüzdeki görüşmelerden ne çıkar sizce?
Her gün bir umut var. Kararlılığımız noktasında bir sorunumuz yok. Bedel ödenmesi gerekiyorsa ödeyeceğiz. Biz sonuna kadar devam ettireceğiz. Hep duyarız işçilerden; “sendika satıyor”, alın size satmayan bir sendika!