Tetikçi Ogün Samast, mahkemeye “Ya sev ya terk et” yazılı bir cezaevi aracı ile getirildi... Mahkeme, polis memuru Zenit'in soruşturulmasına gerek olmadığına karar verdi... Ermeni tasarısı gündeme bomba gibi düştü... Dink cinayeti de, birkaç tetikçinin üstüne mi yıkılacak? Bebeklerden katiller yaratanlar korunuyor mu? Ermeniler, katliam ve ırkçılık övgüsü klibi izlediğinde güvercin tedirginlikleri arttı mı ? Türkiye'de yaşayan Ermeniler, Kürt sorunu ile ilgili ne düşünüyor? Ermeni halkının maruz kaldığı trajedi ABD emperyalistlerinin umurunda mı? Ders kitaplarına “Ali topu at, Agop topu tut. Agop topu at, Berivan topu tut” nasıl yazdırılacak?
Bu soruları, Hrant Dink'in çalışma arkadaşına, Agos Gazetesi yazarı Markar Esayan'a sorduk. Esayan, “Bu suikastin köklerinin aydınlatılıp, aydınlatılmayacağı konusunda endişeliyiz. Davanın üç kişi üzerinde kalması en büyük kaygımız” dedi. Yüzlerce yıldır bir arada yaşadığımıza, ama Ermenilik dendiğinde her zaman olumsuz şeylerin yan yana konduğuna dikkat çeken Esayan, “Bu ülkede Ermeniy'im, Çerkez'im demek ülkenin zenginliği olarak değil, tehdit olarak algılanıyor. Ali, bir türlü topu Agop'a ya da Berivan'a atamıyor. Çünkü Berivan ve Agop bu ülkenin muteber vatandaşları değiller. İlk önce bu düşünceyi kırmak lazım” vurgusunda bulundu.
Agos Gazetesi, 'Polisin bir tetiği çekmedikleri kalmış” dedirten telefon görüşmesini manşetine taşıdı, 'şapka düştü, kel göründü' dedi. Ama mahkeme heyeti, polisler hakkında soruşturmaya yer olmadığına karar verdi. Bu karar sizi şaşırttı mı?
Tabii. Son duruşmada beklentimiz, birkaç kilit noktada ilerleme kaydedilmesiydi. Özellikle son telefon kaydı... Çok bariz... Araştırmanın derinleştirilmesi gereken yönüne işaret ediyor.
Hrant Dink cinayetinin son duruşması, bize faili meçhul davaları hatırlattı. Bu siyasi cinayet de birkaç tetikçinin üstüne mi yıkılacak?
Bu suikastın köklerinin aydınlanıp, aydınlatılmayacağı konusunda endişeliyiz. Davada tutuksuz yargılanan 18 sanık var. Tetikçi ortada, tetikçiyi azmettirenler güya ortada, ama son duruşmada da görüldüğü üzere, bir hafıza kaybına uğramışlar! Hiçbir şeyi hatırlamıyorlar. Bir söyledikleri, diğerini tutmuyor. “Bilmiyorum, hatırlamıyorum, hatırlamayabilirim” gibi son derece düzeysiz cevaplarla soruları geçiştiriyorlar.
Endişemiz bu, ailenin endişesi de. Ortada araştırılacak çok ciddi veriler var. Bunlar dosyada mevcut. Ya da avukatların dilekçeleriyle, dava dosyasına eklenen çok ciddi sorular var. Bu soruların üzerine gidilip, gidilmeyeceği konusunda kaygılıyız. Davanın üç kişi üzerinde kalması en büyük kaygımız. Ama biz, yine de ümidimizi koruyoruz. Bu ülkenin bir yargı sistemi var. Orada derdimizi anlatmaya çalışacağız.
“Ya sev ya terk et” stikırı... Bebeklerden katiller yaratanlar korunuyor mu?
Bakın öyle bir durum var ki bugün Türkiye'de... Milliyetçilik, bütün ülkenin dili haline gelmiş durumda. Yani bugün resmi dilimiz Türkçe. Türkçe konuşuyoruz ama, aslında Türkçe'nin içerisinde bizi birbirimize tanıtan, birbirimize özel mesajlar gönderen ayrı bir dil daha var.
Bu her dilde böyledir. Uzlaşma dili diyoruz, paylaşma dili diyoruz, barış dili diyoruz, aynı zamanda nefret veya ırkçılık dili diyoruz... Ülkede şu anda böyle bir iklim var, yani Hrant öldürüldüğünde de böyle bir iklimden bahsedilmişti.
Yani iklimlendirilen bir Türkiye'de yaşıyoruz, o nedenle de bazen şu yanılgıya da düşebiliriz; araca yapıştırılan stikırın çok derin bir görüşün oradaki bir tezahürü olduğu gibi. Halbuki, tam tersi kendini bilmez bir adamın yaptığı bir şey de olabilir. Orada askerin yaptığı hareket, bireysel bir hareket de olabilir.
İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, cinayetten hemen sonra, “Cinayetin herhangi bir siyasi boyutu ve örgüt bağlantısı yok. Zanlı, milliyetçi duygularla cinayeti işlemiş” derken, başka türlüsü mümkün müydü?
Olayların gidişatı, iyimser olmamızı engelleyici şeyleri barındırıyor. Bu da onlardan biri. Ama hukuka inanmak gerekiyor. Bunlara inanmazsak, basacak bir zeminimiz kalmıyor.
Ozan Arif yazdı, İsmail Türüt besteledi, müstakbel Ogün Samastlardan biri video klip hazırladı. Nur topu gibi bir katliam ve ırkçılık övgüsü çıktı. Ermeniler bu klibi izlediğinde ne hissettiler? Güvercin tedirginlikleri daha da arttı mı?
Tabi çok üzücü. Gerçekten bunu izleyecek insanların, ne hissedebileceğini düşünmeden hazırlanmış yapılmış çok kötü bir klip. Yani insanlık adına kötü. Bu zihniyet insanlık adına çok kötü. Bu türküyü seslendiren, kullanan kişilerin ne kadar vicdan, akıl bağlantısını yitirdiğini gördük. Kötü olan buydu. Çirkindi. Türkiye'ye yakışmayan bir şeydi yani...
Sadece Ermeni olarak değil, bir vatandaş olarak da şunu soruyoruz; Bir sene sonra, beş sene sonra nasıl bir ülkede yaşıyor olacağız? Yani, sokaklarda rahatça yürüyebileceğimiz bir ülke olacak mı burası? Yoksa herkesin birbirini vurduğu, kırdığı bir suç kolonisi haline mi gelecek Türkiye?
Bunlar çok ciddi sorular. Bu ülkenin yöneticileri, hukukçuları, savcıları bunu görmeli. Yapılan şey, bir bireyin veya bir kesimin meselesi değil, bu bir düşünce biçimi. Herkesi hedef alabilir. Dolayısıyla bunun önlemlerini almak lazım. Bu anlamda tedirgin oluyorsunuz.
Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu'nun açıklamaları var. Ermeni soykırımı, nasıl bir tarihsel suç ki, Kürtler bile Ermeni dölü olmakla suçlanıyor? Türkiye'de Ermeni olmak nasıl bir şey?
Türkiye'de Ermeni olmak, Ermenilikle suçlanılan bir durumu ima ediyor. Zor bir şey. Oysa Türkiye'deki bir çok etnisiteden birisidir Ermeniler. Yüzlerce yıldır bir arada yaşıyoruz. Ama Ermenilik dendiğinde her zaman olumsuz şeyler yan yana kondu. Sorununuzda da belirtildiği gibi, Ermenilik bugün Türkiye'de neredeyse bir suç teşkil ediyor. Türkiye'de Ermeni olmak çok zor bir şey. Ermeni kelimesinin bir küfür olarak veya insanların kendilerini “hayır ben Ermeni değilim” diye ayırmak zorunda oldukları bir leke olarak algılamasını, ben değil, kamuoyu değerlendirsin. Yani nasıl bu hale geldik?
“Kişiliklerinden” kasıt nedir?
Arat Dink ve Sarkis Serkopyan'a verilen son 301 cezası bu zihniyetin mühürü oldu sanırız? Cezanın gerekçesinde yer alan 'kişilikleri de göz önüne alınarak' ifadesi, size ne çağrıştırdı?
Bu konuda Avukat Fethiye Çetin'le beraber bir basın toplantısı yapmıştık. Kararın gerekçesini henüz almadık. Biz de merak ediyoruz. Yani “kişiliklerinden” kasıt nedir? İnsanların kişilikleri gerçekten bir hukuksal kaide teşkil ediyor mu, ben bilmiyorum. Bana çok mantıklı gelmiyor. Ama şu ortada; Hrant Dink, Ermeni olduğu için öldürüldü. Buna bir şüphe yok! Çünkü katil, öldürdükten sonra “Ermeni'yi vurdum” diye bağırdı. Dolayısıyla kişilik dendiğinde, haliyle bizim de aklımıza, yargılananların Ermeni olması, birisinin Hrant Dink'in oğlu olması gibi bağlantılar geliyor. Gerekçeli kararı okumadan tabi tam bir şey söyleyemeyiz. Ama bizi bir endişeye sevk ettiğini çok açık söyleyebilirim.
Parlamento kararları meseleyi zorlaştırıyor
Egemenler, şimdi yine Ermeni soykırımı yasa tasarısı ile yatıp kalkıyor. Sizce, Ermeni halkının maruz kaldığı trajedi ABD emperyalistlerinin umurunda mı?
Agos'un çizgisi belli; -Hrant'ın da böyleydi- Konunun, ciddi bir tarihsel sorun olduğunu, iki kardeş halkın arasına girmiş bir sorun olduğunu söylüyoruz. Bu sorunun gerçek taraflar arasında halledilmesi ve halledilebileceğini söylüyoruz. Dolayısıyla bizim, binlerce kilometre ötede bir parlamentodan çıkacak bir kararla ilgimiz olamaz, oradan bir beklentimiz olamaz.
Parlamento kararları, zaten siyasi olan konuyu daha da siyasileştiriyor, tamamen siyasi ve kimlik zemininde bir hesaplaşmaya götürüyor, kutuplaştırıyor. Her iki tarafın uzlaşmaz kesimlerin ellerini güçlendiriyor. Ama bunların önüne geçmek mümkün. Yol açık; lobi çalışmaları yapmak, milyonlarca dolar harcamak değil. Ermenistan ile ilişki kurmaktır. Diyaloğa girmektir.
Türkiye, özellikle Der Petrosyan zamanındaki olumlu atmosferi kullanamadı. Kullanmadığı için, Der Petrosyan'ın eli zayıfladı. Seçimlerde, Ermenistan'daki şahinler onu düşürdü. Zannediyorum Türkiye bu çok ciddi fırsatı Demirel zamanında kaçırdı. Bu olumlu fırsatı kullanabilseydik, zannediyorum Ermeni sorunu bugün olmayacaktı.
Türkiye çok zor bir durumda kalıyor, Türk halkı itham ediliyor. Hiçbir halk, soykırımcı olmak gibi yaftaya sokulmak istemez. Bu çok doğaldır. Doğru da değildir. Yani suçları halklar işlemez, suçları bireyler işler veya bireylerin kurduğu bir kısım kurumlar işler.
Tasarı, Amerika'nın çıkarlarına uymuyor. Zira bugün Amerika, Irak'ta insanlık dışı bir çok suça karışmıştır. Gittikçe bir batağa saplanmaktadır. Türkiye, onun yakın bir müttefikidir. Dolayısıyla Ermeni tasarısını parlamentoda geçirmek, Amerika'nın menfaatlerine veya politikalarına terstir. Rice ve Bush'un itirazları bunun içindir. Bu durum bence Amerika'daki kuvvetler ayrılığının bir göstergesi. İç kamuoyunun ve Ermeni lobisinin bir arzusu.
Egemenler, ABD Başkanı'nın 24 Nisan'da yapacağı konuşmayı her yıl nefeslerini tutarak izliyor. Soykırım ifadesinin geçmemesi karşılığında kapalı kapılar ardından tavizler veriyor. Son tasarıda da öyle yaptılar. Sizce ABD Türkiye'den ne istiyor?
Sadece Amerika'da değil, tüm dünyada siyaset böyle işler. Politikada hatır, haklar falan yoktur, dostluklar yoktur. Reel politiğin getirdiği günlük adımlar atılır. Dolayısıyla burada, devletin menfaatiyle ilgili bir durum söz konusu. Ermeni tasarısı, Türkiye'yle Amerika arasında bir alışverişin veya güç dengesinin bir dama taşı gibi mutlaka bir vazife görmüştür.
'1915 olayları' ifadesi olumlu bir adım
Türkiye Dışişleri Bakanlığı, 'sözde soykırım' ifadesi yerine kısa bir süre önce '1915 olayları' ifadesini kullanmaya başladı. Bu kararı nasıl karşıladınız?
Olumlu karşıladık. Bunu, terminoloji üzerindeki kavgayı en azından azaltmaya yönelik bir adım olarak gördük. Çünkü, çözüme yönelik değil, kavgayı sürdürmeye yönelik bir şey vardı eski kavramda. Çünkü, “sözde” dediğiniz zaman, zaten baştan karşı tarafı suçladığınız gibi sonuca ulaştığınızı da ima ediyorsunuz. Böyle bir mantık olamaz. Bu olumlu bir adım ama Türkiye'de bu konuda çok ciddi bir dezenformasyon var. Sağduyulu ve sakin düşünmenin karşısında çok ciddi bir engeller var.
Umarım arkadaşlarımız görevlerine döner
Sizin Genel Yayın Yönetmeniniz katledildi. Bizimki komplo ile tutuklandı. Bir yılı aşkın bir süre sonra, 26 Ekim'de ilk kez hakim karşısına çıkacak. Kendisine bir mesajınız var mı?
Basın özgürlüğünün kısıtlanması Türkiye'nin ciddi bir sorunu. Nefessiz kalmaya benziyor. Düşüncelerin ifade edilmesi üzerine konan baskı, Türkiye'nin tüm üretme kapasitesini fakirleştiren bir şey. Düşünce, fikir üretilemeyen bir yerde tartışma olmaz. Tartışma ortamından ilerleme doğar. Genel Yayın Yönetmenizin de durumunu biliyoruz. Bu konuda biz de sıkıntı çeken bir gazeteyiz. Umarım bunlar, geleceğin Türkiye'sinde çözülecektir. Ümidimizi kaybetmeyeceğiz. Bu ülkede her şey çürümüş değil, ümit var. Bizi ümitli geleceklere taşıyacak insan gücümüz var. Ben iyimserim. Her ne kadar zor günler geçiriyor olsak da... Çetin hocanın dediği gibi; “Enseyi karartmamak lazım.” Bu anlamda size geçmiş olsun, umarım gazeteci arkadaşlarımız en yakın zamanda görevleri başına döner.
Çözüm, sorunu tamamen sivil inisiyatiflere bırakmak
Medeniyetler beşiği Anadolu; Kürt, Ermeni, Süryani, Ezidi katliamlarıyla Medeniyetler mezarlığına dönüştürüldü. İttihatçılar gayrimüslimlere düşmandı, neo-ittihatçılar ise Kürtlere. Türkiye'de yaşayan Ermeniler, Kürt sorunu ile ilgili ne düşünüyor?
Hrant, hiçbir sorunun silahlı yöntemle çözülebileceğine inanmıyordu. Agos da öyle düşünüyor. Dolayısıyla Kürt meselesinde DTP'nin Meclis'e girmesi çok önemlidir, bu önemli bir gelişmedir. Ümidi kaybetmeden, fikirleri orada ifade etmek gerekiyor.
Eşitlik, kardeşlik, özgürlük ve adalet; Türkiye'de yaşayan ezilenlerin ortak talebi. Ders kitaplarına “Ali topu at, Agop topu tut. Agop topu at, Berivan topu tut” nasıl yazdırılacak?
Türkiye'de her şeye ideolojik bakılıyor. Her adım bu ideolojik hedefe, amaca göre atılıyor. Yani; halk oyunlarından tutun ders kitaplarına, tarihi yazmaktan tutun dil üretimine kadar her alanda Türkiye'de böyle bir form görüyorsunuz. Bu kısıtlı formun içerisinde maalesef tanımlanan başat etnisitenin dışında kimse yer alamıyor. Yani ya o şekilde görüneceksiniz, ya da olmayacaksınız orada. Dolayısıyla Ali, bir türlü topu Agop'a ya da Berivan'a atamıyor. Çünkü Berivan ve Agop bu ülkenin muteber vatandaşları değiller. Özellikle ilk önce bu düşünceyi kırmak lazım.
Türkiye, -dediğiniz gibi- medeniyetler beşiği, muazzam bir tarihi var. Kültürler iç içe geçmiş. Siz şimdi böyle bir halkı, coğrafyayı, böyle bir toplumu alıp da birden bire alıp bir kelimeye indirgeyemezsiniz. Bir kere bu, bu ülkenin zenginliğini reddetmek olur. Ama bu ülkede Ermeni'yim, Çerkez'im demek ülkenin zenginliği olarak değil, tehdit olarak algılanıyor. Biz; bizi birleştiren, herkesi barındıran bir dile geçmek zorundayız. Bu dili tekrar yaratmak zorundayız.
Aslında yüzleşmek o kadar zor değil. Yani umduğumuz kadar kötü çıkmayacak aslında, yüzleşebilsek. Orada birbirinin içine geçmiş pek çok şey var aslında, kompleks bir durum var. Yüzleşebilsek aslında, pek çok güzel hikayeyi de keşfedeceğiz orada. O acıların içinde insani olanları da göreceğiz, ama şu anda onu da görme şansından mahrumuz.
Çözüm ne? Soykırımı tarihçilere havale etmek mi, tarihsel hesaplaşma mı?
Çözüm bunu tamamen sivil inisiyatiflere bırakmak. Tabi bu bir günde çözülecek bir şey değil. Tarihi bir konudan söz ediyoruz. Elimizde çok sayıda belgeler var, ama bu şudur diyecek sihirli bir şey yok. Yani uzun bir süreç sonunda bir sonuca ulaşılabilir ancak.
İlk önce bu sürecin işlemesine izin vermek gerekiyor, tansiyonu indirmek gerekiyor. Bu anlamda sivil girişimlerin üzerindeki baskıyı kaldırmak gerekiyor. Siz kalkıp, 'Türkiye'de bu konuda sadece TTK yetkilidir, bir başkası konuşamaz' derseniz, başka türlü konuşan bilim adamlarını yargılarsanız veya üzerlerinde baskı kurarsanız, “Bu işi tarihçilere bırakalım” lafının altını boşaltırsınız.