Atılım Günlük Haber Bülteni Ana Sayfası
 
Novamed'li Kadın İşçiler / Tüm işçi kadınların sesiyiz
Foto: <strong>Novamed'li Kadın İşçiler</strong> / Tüm işçi kadınların sesiyiz

Diyaliz setleri tekeli FMC'nin Antalya Serbest Bölgesi'nde kurulu Novamed GmbH fabrikasında çalışan kadın işçiler, bir yıldır grevde. Sıralı hamilelik, tuvalete izinle çıkma, uzun çalışma saatleri, düşük ücret, hakaret, sağlıksız çalışma koşullarına baş kaldıran işçilerin grevi, 26 Eylül'de birinci yılını doldurdu. Novamed grevini, direnişteki kadın işçilerle konuştuk. Fatma Özlüm ve Özlem Yalçın'a, grevlerini, taleplerini, işçi kadınların sorunlarını ve grevde kadın olmanın nasıl bir şey olduğunu sorduk.

Grevci kadınlar; insanca bir ücret, kadın hakları ve sendika istiyor. “Grevle birlikte hayatı öğrendik” diyen işçi kadınlar, “Biz şimdiden kazandık aslında. Greve çıkma nedeni olan sorunlar, şu anda işyerinde uygulanmıyor” diye konuşuyor. “Biz, tüm kadınlar için direnişteyiz. Onların sesiyiz. Başarı sadece bizim olmayacak” vurgusunda bulunan kadınlar, etkin bir kampanyaya dönüşen kadın dayanışması için ise şunları söylüyor; “Yalnız olmadığımızı bize hissettirdiler. Bu çok güzel bir duygu. Bu dayanışma bize güç verdi, moral verdi.”

Petrol-İş Sendikası'nda örgütlendiniz, patronun sendikayı tanımaması üzerine 26 Eylül 2006'da fabrikaya grev pankartını astınız. Sizi örgütlenmeye iten neydi?

Fatma Özlüm: Çalışma koşullarımız bizi sendikalı olma fikrine itti. Sıralı hamilelik, tuvalete izinle çıkma, çalışma saatleri, düşük ücret, hakaret, sağlıksız çalışma koşulları vb. başlıca sorunlardı. Kullandığımız solisyonlar hem uçucu hem yapışıcı etkide olduğu için, solunum yollarımızı etkiliyordu. Durmadan, sürekli ve hızlı çalıştığımız için eklem yerlerimizde bir çok hastalığa sebep oluyordu.

Hiçbir önlem yoktu. Mesela toz maskesi takılıyordu bir ara, onu da bizim sağlığımızı düşündükleri için değil, hani grip falan olduğumuzda, ürünlere zarar vermesin diye veriyorlardı. Örgütlenme başladıktan sonra da bu maskeleri vermemeye başladılar, aramızda gizli konuşmayalım diye. 'Biz maske istiyoruz' dediğimizde ise bize sanayide kullanılan çok ağır bir maske getirdiler. Bir süre taktık ama, maskenin ağırlığında boynumuz tutuluyordu, ağrıyordu. Söyledik, 'Ya bunu takacaksınız ya da yok” yanıtını aldık. Maskeleri takmayacağımızı söylediğimizde ise, “Biz verdik, işçilerin kendileri takmıyorlar” bahanesine sarıldılar. İşyeri duvarına bir yazı astılar; “Bu işyerinde maske, gözlük, eldiven takılır” diye, ama hiçbiri işçilerde yoktu.

Özlem Yalçın: İşyerinde sağlıksız çalışma koşulları, baskı, hakaretler nedeniyle sendikalı olmak istedik. İşçilerin de söz hakkı olsun istedik. Çünkü şikayetlerimizi ilettiğimizde, 'fabrika kapanır' tehdidi ile bizi korkutuyorlardı. Maaşlarımız düşüktü.

İşyerinde örgütlenme başladıktan sonra baskılar daha da arttı. Mesela tuvaletten sonra rapor verme gündeme geldi. Öncesinde de 'Neden çok gidiyorsun' vb. soruyorlardı, ama sendikadan sonra yazılı uygulama başlattılar. Tuvalette kısa süre kalanlara ekstra bonus verdiler. Ayrıca tuvalete gidince “Ne yaptınız, kaç dakika sürdü” vb. en küçük ayrıntıyı yazmamızı istediler. Yazdıklarımızı orada çalışan erkek personeller de görebiliyordu. Bu çok onur kırıcı bir şeydi.

Bir diğer sorun da adaletsiz iş dağılımı idi. Kendi yakınlarına farklı yaklaşıyorlardı. Bu ayrımcılık zorumuza gidiyordu. Ve çok hızlı çalışmaya zorlanıyorduk, biz makineden hızlı çalışıyorduk düşünün yani.

Patron örnek olmamızdan korkuyor

Patron neden toplu sözleşmeye yanaşmadı, sendikayı istemedi?

Fatma Özlüm: Bizim yaşadığımız sıkıntılar bir çok yerde var. Diğer işçiler, bize bakıyor, bize soruyorlar. Patronlar da bundan korkuyor. Yani bir yerde kazanılırsa, diğer yerlere de yayılacak. Ve eminim ki, diğer fabrikaların patronları ile bizim işyerinin patronu arasında da dayanışma ve diyalog vardır. Bundan dolayı bence patron sendikayı kabul etmiyor.

Özlem Yalçın: Bana göre patron olayı kişiselleştirdi. Ama şöyle bir düşünce de var, sendikadan korkuyorlar. Söz sahibi sadece kendileri olmak istiyor, işçilerin isteklerini yerine getirmek istemiyor, taviz vermekten korkuyorlar.

Nasıl örgütlediniz?

Fatma Özlüm: Biz baskılardan bunalmıştık. Bu arada benim abim, Petrol-İş Sendikası ile bağ kurmuştu. Bize anlattı, biz de kabul ettik. İlk örgütlenmeye başladığımızda fabrikada 250 çalışan vardı, biz çoğunluğu sağlamıştık, 150 kişiyi sendikaya üye yapmıştık. Çalışma Bakanlığı'na başvurduk ve yetkiyi aldık. Tabi biz, gizli örgütlendiğimiz için patron o ana kadar isimleri bilmiyordu.

Toplu sözleşmeye oturacağımız zaman patron, itiraz etti ve sendikayı mahkemeye verdi. Ardından da sendikalı olanlar üzerinde baskı yapmaya başladı. Bundan dolayı birçok arkadaşımız sendikadan, kimisi de işyerinden ayrıldı. Örneğin bundan kaynaklı biz greve çıkmadan önce fabrikaya 70 kadar yeni işçi alındı. Yani yetki aldık, ama sayımız düştü, düşürüldü!

Bunun üzerine sendikadan arkadaşlarla ev ev dolaşmaya başladık. Sorunlarımızı konuştuk, ama kimse sendika, grev nedir bilmiyordu. Zor oldu yani. Bıkmadan usanmadan birlik olmanın gücünü anlattık. Kadınların ağırlıkta olduğu bir işyeriydi ve sorunların çoğunluğunu kadınlar yaşıyordu. Zaten greve de iki erkek 81 kadın çıktık. Ama kadınları örgütlemek gerçekten zor oldu. Sonra çoğunluğu sağladık, örgütlendik ve greve çıktık.

Antalyalı grevin ne olduğunu bilmiyor

Antalyalılara sesinizi duyurmak için neler yaptınız. Direnişinize tepkileri nasıl oldu?

Fatma Özlüm: Uzun zamandır bir grev yaşanmamıştı Antalya'da. Bu yüzden yabancılardı greve. Ama biz kitle örgütlerini ziyaret ettik, siyasi partileri dolaştık, destek istedik. Bildiri dağıttık, direnişimizi anlatmaya çalıştık. Destek verenler oldu, ama mesela çevremizde, “Bu devirde grev mi olur. Çalışın, ekmeğinizi kazanın” diyenler de oldu. Kadın olmamızdan kaynaklı küçümseyici tavırlar da geliştirenlerle karşılaştık.

Özlem Yalçın: Biz serbest bölgenin, sendikanın ne olduğunu anlatmaya çalıştık. Ama insanlar bihaberdi. “Grev”in bile ne olduğunu bilmeyenler vardı. “Grev nedir?” diye soruyorlardı. Antalyalıların çoğu, serbest bölgenin, fabrikaların varlığından habersiz yaşıyor. Aslında bizim çalışmamızla, Antalya'da biraz da olsa, bir farkındalık yarattık. Her yolu denedik, her yere sesimizi duyurmaya çalıştık. Samsun'a bile gittik bir etkinliğe, direnişimizi anlattık, destek istedik.

Umutsuzluk, moral bozukluğu yaşadınız mı hiç?

Özlem Yalçın: Bir ara evet yaşadık, hatta bazen de yaşanıyor. Ama bunları aşıyoruz. Mesela patronun hala baskısı sürüyor. Direnişteki arkadaşlarımızı arıyorlar, geri çağırıyorlar. İçerideki arkadaşlarımızı da bize düşürmeye çalışıyorlar. Onlara, “Direniş yüzünden fabrikayı kapatacağız” diyorlar. Ama biz biliyoruz ki, fabrikayı kapatmayacaklar.

Bir elin nesi var, iki elin sesi var

Kadın işçilerin örgütlenmesi sizin de belirttiğiniz gibi zor. Nasıl zorluklar yaşadınız?

Fatma Özlüm: Kadınları örgütlerken, onlarla birlikte babalarını, nişanlılarını, kardeşlerini, hatta sevgililerini de ikna etme çalışması yürüttük. Ama kadın arkadaşlarımız, grevden önce babalarına, kardeşlerine sürekli hesap veren, güvensiz kişilerken, şu anda direnişle birlikte özgüvenlerini kazandılar, kendi fikirlerini söyleme ve konuşma hakkı kazandılar. Biz şimdiden kazandık aslında!

Özlem Yalçın: Bizim taleplerimiz aslında hayata geçirildi. İşyerinde doğum sırası, tuvalet, hakaret vb. sorunlar şu an kaldırılmış durumda. Ama patron, sendikayı kabul etmiyor. Bizim amacımız bu yüzden sendikayı da kabul ettirmek. Çünkü bu direniş bittikten sonra, içerideki bu iyileşmeler de kaldırılacaktır. Ben de Fatma gibi şimdiden kazandığımızı düşünüyorum.

Dayanışmayı öğrendik

Direniş süresince kadınların yaşamlarında neler değişti?

Fatma Özlüm: Mücadele etmeyi, hakkımızı aramayı öğrendik. Genelde kadınların inatçı olduğu ve bunun kötü bir özellik olduğu söylenir. Ama direnişimizle biz bu inatçılığın iyi bir şey olduğunu gösterdik, öğrendik.

Özlem Yalçın: Sosyal hayatımız yoktu. Evden işe işten eve bir hayat sürüyorduk. Şimdi dışarıda da bir hayat olduğunu öğrendik, sosyal yanlarımız gelişti. Çalışırken, robot gibiydik. Yalnızlaştırılmış ve bireycileştirilmiştik. Sendikayla birlikte, diyalog kurmayı öğrendik, dayanışmayı öğrendik.

Bize rekabeti öğretiyorlar, böyle davranmamızı öğretiyorlardı. İnsanları birbirine düşürmeye çalışıyorlardı, ispiyonculuğu öğretiyorlardı. Ama biz rekabet yerine dayanışmayı, güveni ve birliğin gücünü öğrendik. 81 kadının aynı amaç için bir arada olması ve aynı şeyi istemesine ben hala şaşırıyorum. Öncesinde böyle bir şey olabileceğine inanmıyordum.

Çirkin düzeni değiştirmek istiyoruz

Amerika’nın Massachusetts eyaletinde 1912 Ocak'ında başlayan bir grevde kadın dokuma işçileri şöyle haykırıyorlardı: Ekmek istiyoruz, gül de! Bu slogan size ne ifade ediyor?

Fatma Özlüm: Sonuçta çalışıyoruz, bu bizim hakkımız. Massachusetts'de yaşanan grevde kadın işçiler nasıl hakları için mücadele etmişse, ekmek ve gül istemişse, biz de bunu istiyoruz. Burada da baskıya karşı bir direniş var. Ekmek ve gül deyince aklıma; insanca çalışma koşulları geliyor. Biz sömürünün olduğu bu çirkin düzeni değiştirmek istiyoruz.

Özlem Yalçın: Ekmek, zaten onun için mücadele ediyoruz. Gül de, onurlu bir yaşam, güzel bir çalışma ortamı çağrıştırıyor bana. Biz de bunu istiyoruz. Gül değil, gül bahçeleri istiyoruz. Yani sadece bizim değil, tüm kadınlar için güzellikler istiyoruz.

Uyumayan uyuyanı uyandırmalı

Bu süreci yaşayan kadınlar olarak, kadın işçilere neler söyleyebilirsiniz?

Fatma Özlüm: Korkmasınlar bence. Birlik ve beraberlikten bir çok şey doğacağını bilsinler. Hani derler ya “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” diye.

Özlem Yalçın: Ben şunu diyorum, “Uyumayan uyuyanı uyandırmalı!”

1 Mayıs'lar şimdi daha anlamlı

Daha önce sendikal çalışmalar hakkında bilginiz var mıydı? Sendika, grev, örgütlenme, dayanışma bunlar size ne anlatıyordu? Direnişten sonra bu kavramlar sizin için ne ifade ediyor?

Fatma Özlüm: Ben ailemden dolayı biraz biliyorum, bir şeyler okumuştum. Ama içine girmek tabi ki çok farklı. Mesela, eylemler oluyordu, görüyorduk, ama yanından geçiyorduk. Ama şu anda daha duyarlıyım. Bir eylem görsem hemen bakıyorum, bildiri dağıtıyorlarsa alıp okuyorum, ne anlatıyorlar diye. İmza topluyorlarsa, gidip okuyup atıyorum. Mesela 1 Mayıs'lar şimdi daha anlamlı geliyor bana.

Özlem Yalçın: Eğitim-Sen'i falan duymuştum, eylemlerini görmüştüm. Maaşlarını, haklarını istiyorlar diye, oradan bir çağrışım vardı kafamda. Ama ben hayata çok umutsuz bakardım ve bu eylemleri görünce de, “Aman ne yapabilirler ki, nasıl alacaklar” vb. diye umutsuzca yaklaşıyordum onlara. Sendikayla ve kendime güvenimle, direnişimizle bu düşüncem değişti. Hak arama mücadelesinin onurlu bir mücadele olduğunu öğrendim. Boğazımıza kadar boğulmuştuk artık, sendikayla birlikte çığlığımızı attık diyorum ben.

Yaşayarak öğrendik

Eğitim çalışmaları yapıyor musunuz?

Fatma Özlüm: Evet yapıldı, sendikanın eğitimcileri geldi, toplantılar yaptık. Hukukçular geldi, bize iş yasaları hakkında bilgi verdiler, yasaları anlattılar. Direnişin hukuki yönlerini aktardılar, bunun bizim hakkımız olduğunu öğrendik. Aslında yasalara göre bir çok hakkımız olduğunu öğrendik, ama onları biz kullanamıyoruz ki, bunu da öğrendik yaşayarak.

Dayanışma güç ve moral verdi

Diğer sendika veya kitle örgütlerinin direnişinizle ilişkilenişini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Fatma Özlüm: İlk greve çıktığımızda Antalya'da destek ve dayanışma vardı. Siyasi parti, sendikaların yardımı oldu. Sürekli ziyaretlerde bulunuyorlardı. Daha sonra, direniş uzadıkça destekler azaldı, ziyaretler azaldı. Basında sesimizi duyuramıyorduk. Sonra İstanbul'da bizimle dayanışma kadın platformu oluşturuldu ve şu an bizimle dayanışma içindeler, sesimizi duyuruyorlar. Yalnız olmadığımızı bize hissettirdiler. Bu çok güzel bir duygu. Bu dayanışma bize güç verdi, moral verdi.

Özlem Yalçın: Biz şu anda sadece kendimiz değil aslında tüm kadınlar için direnişteyiz. Onların sesi olduk. Çünkü biliyoruz ki işçi kadınlarımızın çoğu işyerlerinde aynı şeyi yaşıyorlar. Bu anlamıyla kadınların bizimle dayanışması bizi güçlendirdi. Yurtdışında da destekler çoğaldı.

Bizim başarımız sadece bize ait olmayacak, bu kazanım, direniş bence Türkiye'ye mal olacak. Ama başından beri basından çok şikayetçiyim. Televizyonda, gazetelerde izliyoruz bir kedi ağaca çıksa, haber oluyor, dakikalarca gösteriyorlar. Ama 81 kadının çığlığını duymamazlıktan geliyorlar.

Yöneticiliği öğrendik

Örgütlenme sürecinde komiteler oluşturdunuz mu?

Fatma Özlüm: Evet komiteler oluşturduk. Sendikamızla birlikte çalışmalar yürüttük. Yöneticiliği öğrendik, ilişkileri öğrendik. Arkadaşlarımız umutsuzluğa düşüyordu, onlarla konuşuyor, ikna ediyorduk. Bu sefer ailesinde umutsuzluk başlıyordu, onlara gidip konuşuyorduk, ikna ediyorduk. Yani sürekli bu komiteyle, her soruna müdahalede bulunuyoruz.