O, Perulu bir komünist. Uluslararası Dostluk ve Dayanışma Derneği'nin (ISAI) Başkanı. Latin Amerika-Türkiye Kültür Festivaline katılmak amacıyla geldiği ülkemizde panellerde halkla buluştu. Peru işçi sınıfının özellikle Temmuz'da üst düzeye varan mücadelelerini aktardı. Türkiye'de gördüklerinden çok etkilendiğini, özellikle gençlerin politik mücadeleye katılım düzeyinin çok umut verici olduğunu söyledi. Türkiye'deki komünist hareketi oldukça canlı ve diri gördüğünü belirtti.
Eusebio Martel Huacho ile halkının mücadelesini, bir döneme damgasını vuran Aydınlık Yol deneyimini, Latin Amerika ve Venezuela'daki gelişmeleri ve inşa sürecindeki gizli Peru Marksist Leninist Komünist Partisini (PCMLP) konuştuk. Eusebio Martel'in ve Perulu müzisyenlerin Festivalin hemen her durağında Türk ve Kürt halkına tanıttıkları Perulu komünist lider Jose Carlos Mariategui hakkında bilgi aldık. Dünyanın öte yanına düşen bu asi ülkeden gelen bu devrimcileri biz çok sevdik.
Önceki döneminde halka yönelik katliam suçlarıyla bilinen eski başkanlardan Alan Garcia, 16 yıl sonra yeniden Başkan seçildi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Alan Garcia, sadece kendi başkanlığı döneminde 500 politik tutsağı katletmiş bir başkandır. Böyle kanlı bir geçmişi vardır. Ama öncelikle şunu söylemek gerekiyor; şu anki hükümet neoliberal bir hükümettir, emperyalizm işbirlikçisi bir hükümettir. Ve Fujimori tarafından getirilen 1992 Anayasası'na dayanan bir hükümettir.
Peru'da seçimler iki türlü olarak yapılıyor. Ve birinci turda adayın kazanması için adayın yüzde 50'yi aşkın oy alması gerekiyor. Peru'da ilk turu halkın da desteklediği solcu aday Ollanta Humala kazandı. Humala %32 oy aldı, Garcia ise ilk turu kaybetti, %22 oy aldı. Yalnız ikinci tura gelindiğinde bütün sağ Alan Garcia'nın arkasında birleşti ve emperyalizm de Garcia'yı destekledi. Ve milyonlarca doların harcandığı bir kampanya yapıldı Garcia için.
Ama bunun yanı sıra, önemli olan bir diğer şey ise Ollanta Humala ikinci turda, asgari programın gerisine düştü. Yani üzerinde anlaştığımız temel taleplerden geri adım attı. Örneğin Humala; neoliberalizme doğrudan karşı çıkmadı. Garcia'nın insan hakları konusundaki sicilini gündeme getirmedi, insan haklarından bahsetmedi. Garcia ise; neoliberal programa son vereceğini, özelleştirmelere son vereceğini, yoksulluğa son vereceğini söyledi.
Eğitim emekçilerinin grev ve eylemlerinin yükseldiği Peru'da devlet başkanı Alan Garcia bir kararname hazırlayarak orduya sokaklara çıkma yetkisi verdi. Ülkedeki bu gelişmeler hakkında bilgi verebilir misiniz?
Alan Garcia, neoliberalizme karşı söylemlerle hükümete geldi. Hükümetinin birinci yılını doldurduğu Temmuz ayı itibariyle herkes şunu gördü: Garcia, neoliberal programın uygulayıcısıdır. İş güvencesi yoktur, bütçeden halka gerekli pay ayrılmamaktadır. Bu konuda özellikle bölgesel hükümetlerin isyanı oldu, Alan Garcia'ya karşı. Haziran sonu Temmuz başında bölgesel hükümetlerin yerel çalışanları süresiz bir grev başlattı.
Bölgelerde başlayan grevleri, 26-27 Haziran'da SUTEP sendikasında örgütlü öğretmenlerin grevi izledi. Öğretmenlik Yasasına karşı süresiz grev ilan ettiler. Öğretmenlik Yasası, öğretmenlerin kolayca işten çıkarılmasına imkan sağlayan, iş güvencesini ortadan kaldıran bir yasaydı.
Bunun ardından üniversitelerdeki öğretim üyeleri, maaşlarının arttırılması için grev başlattı. Keza köylüler, özellikle koka üreticisi köylüler bu ulusal grev sürecine katıldı, yol kesme eylemleri gerçekleştirdi. Bunu doktorlar takip etti. Aynı zamanda liman işçileri de bu süresiz ulusal grev sürecinin bir parçası oldular. Ve altın madenlerinde bulunan köylüler durumlarından hoşnutsuzdu. Çünkü bu altın madenleri, bulundukları doğayı, çevreyi kirletiyordu. Bundan dolayı bu köylerdeki halk da ayağa kalktı ve grev sürecine katıldı.
Peru İşçileri Genel Konfederasyonu (CGTP), 11 Temmuz'da bir ulusal yürüyüş ilan etti ve bu yürüyüşü tüm sosyal hareketlerin içinde olduğu bir koordinasyon karara bağladı. 11 Temmuz günü bütün ülke felç oldu bu yürüyüş nedeniyle. Ve hareket giderek gelişmeye başladı ve hareket içerisinde Ağustos ayına doğru bir grev günü belirleme ve bu günde hayatı tamamen felç etme eğilimi gelişti. Bunu gören Alan Garcia hükümeti, 20 Temmuz tarihinde bir sıkıyönetim yasası geçirdi ve bu yasayla orduyu, hareketleri bastırmaya yetkili kıldı. Ama ordu içerisinde de bir çelişki ortaya çıktı. Ordunun bir kesimi, özellikle yurtsever subaylar bu yasayı kabul etmedi ve “Ordu savaş içindir, halkı bastırmak için değildir” dediler.
Yeni bir mücadele hazırlığı içindeyken, 15 Ağustos depremini yaşadık. 15 Ağustos depremi fiili bir ateşkes durumu yarattı, hükümetle hareket arasında. Ama hükümet sıkıyönetim yasasını kaldırmadı, hala varlığını koruyor. Emekçilerin mücadele hazırlığı da sürüyor. Ulusal çapta genel grev ve genel direniş yoluyla yaşamı felç etmeyi ve neoliberalizme son vermeyi hedefliyoruz.
Son Peru depreminde ülkenizde neler yaşandı? Bizde 17 Ağustos depremi en çok yoksulları vurmuştu. Ya Peru'da?
Peru'da da öyle oldu. Peru devleti bu afetle yetersizliğini sergiledi. Yoksul bölgelere yardım gitmedi. Sadece kent merkezlerine yardım ulaştı. Küba halkının yoksul halkımıza büyük yardımı oldu. Hastane yaparak yardım yapan tek ülke Küba oldu. Küba, ABD'den daha fazla yardım gönderdi ülkemize. Yine kardeş ülkelerden Bolivya'nın yardımları oldu. Bunların bizim için anlamı büyüktü. Biz de ISAI olarak, bir dayanışma kampanyası yaptık. Yiyecek ve içecek topladık. En yoksul bölgelere yardım götürdük.
Mariategui, Peru solunun birleştirici önderidir
Panellerde sıkça Jose Carlos Mariategui adlı Perulu komüniste gönderme yaptınız. Peru devrim tarihindeki yeri nedir Mariategui'nin?
Jose Carlos Mariategui, 1927'de Peru Sosyalist Partisi'ni kuran önderdir. Daha sonra Peru Komünist Partisi'ne dönüştü bu parti. Mariategui, Peru'da komünist düşüncenin tohumunu attı. Mariategui, bütün Peru solunun birleştirici önderidir. Yasal, illegal bütün partiler Mariategui'yi savunur. Mariategui'nin tüm Latin Amerikalı Marksistlere ilham veren ünlü bir sözü vardır, Atılım okurları ile bunu da paylaşmak isterim: “Devrim ne taklit olabilir, ne de kopya. O sadece halkın kahramanca yaratımı olabilir!”
Aydınlık Yol'un ülke tahlili yanlıştı
Peru denilince Türkiye solunun aklına Aydınlık Yol geliyor...
Peru Komünist Partisi (Aydınlık Yol), 13 Mayıs 1980'de “kırdan kente halk savaşı” perspektifiyle silahlı mücadeleyi başlattı. Ve burada sol içinde bir bölünme meydana geldi. Bir “yasal sol” diyebileceğimiz, parlamenter mücadeleyi esas alan bir sol vardı. Bir de “ayaklanmacı sol” diyebileceğimiz, silahlı mücadeleyi esas alan bir sol vardı. Bu “ayaklanmacı sol” içerisinde Aydınlık Yol'un yanı sıra Tupac Amaru Devrimci Hareketi'ni (MRTA) belirtmek de gerekiyor.
Aydınlık Yol neden yenildi? Her şeyden önce onların hayata geçirmeye çalıştığı “kırdan kente halk savaşı” taktiği Peru'da artık geçerli değildi. Bu, Çin Devrimi'nin teziydi. Çin o dönem, yarıfeodal ve yarısömürge bir ülke durumundaydı. Dolayısıyla bu tez orada yaşam buldu. Ama 1980'lerden itibaren artık Peru, geri kapitalist ve yeni sömürge bir ülke haline gelmişti. Yani Peru'da yarı-feodal sosyo-ekonomik yapı tahliline ve kırın belirleyici olduğu fikrine dayalı “kırdan kente halk savaşı” tezinin bir geçerliliği yoktu.
Bu hareketin temel hatalarından biri de şuydu: Temel düşman olarak Amerikan emperyalizmini görüyorlardı, ama tüm güçleri birleştirme anlayışı yoktu. Tersine parlamenter solu da düşman olarak görüyorlardı. Seçimlerde sürekli boykot taktiğini kullanıyorlardı. Ama hiçbir zaman boykot taktiği halkı seferber edemedi, hayata geçmedi. Aynı zamanda solda yer alan, birçok demokrat belediye başkanına, yerel yöneticilere de yönelik silahlı eylem gerçekleştirdiler. Bazı demokrat radyo yöneticilerini öldürdüler. Yine Peru'nun ormanlık bölgesinde 50 bin yerli kabile vardır. Aydınlık Yol, bazı kabile liderlerini öldürmek gibi büyük bir hata da yaptı. Bu tür hatalar Aydınlık Yol'u kitlelerden tecrit etti. Aynı zamanda mesela, 1991'e kadarki devrimci Nikaragua'yı ve Küba'yı da düşman olarak görüyorlardı.
1992'de Dr. Abimael Guzman ve Aydınlık Yol'un bütün Merkez Komitesi üyeleri tutsak düştü.
Guzman, 1993'te devletle barış anlaşması imzaladı. Dışarıdaki parti lideri Feliciano (Oscar Ramirez Durand) barış anlaşmasına karşıydı. Barış anlaşması Aydınlık Yol'u böldü. '98 yılında Feliciano da tutsak düştü. Şu anda ise, ormanlık alanlarda tecrit bir şekilde bazı Aydınlık Yol grupları vardır. Ama Peru politik hayatının bir parçası olarak Aydınlık Yol'un varlığından bahsedilemez. İşçi sınıfı içinde, Lima'da varlıkları yoktur. Guzman 15 yıldır cezaevindedir, ama Aydınlık Yol'da bu yenilgiyi değerlendiren, çözümleyen, “bu savaş neden yenilgiyle sonuçlandı” sorusunu yanıtlayan bir belge, doküman yoktur.
Doğru strateji halk ayaklanmasıdır
Sizce Peru devriminin yolu nedir?
Bizim devrimci tecrübemiz, devrimci şiddetin geçerli olduğunu ortaya koyuyor. Devrimci şiddeti temel alarak ilerlemek gerekiyor. Ama bunun yolu Aydınlık Yol'un yaptığı gibi “kırdan kente halk savaşı” tezi olamaz. Bu tez Peru'da artık geçerliliğini kaybetmiştir. Bunun yolu “halk ayaklanması” stratejisi izlemek olabilir. Ve aynı zamanda halk iktidarının çekirdekleri, bir nüvesi olarak bulunduğumuz bölgelerde “Halk Meclisleri”ni örgütlemektir.
Biz seçimlere etkin katılımın olması gerektiğini savunuyoruz ve boykot taktiğini yanlış buluyoruz. Seçimlere katılmak ve antiemperyalist, yurtsever, demokratik bir hükümet için mücadele etmek gerektiğini düşünüyoruz. Bunun devrimci mücadelenin yolunu olgunlaştıracağını düşünüyoruz. Biz böylesi bir hükümetin halk meclisleri ile birlikte var olması gerektiğini düşünüyoruz.
Peru'da isyan normal bir şeydir, Peru'da sürekli isyan vardır. Ama bu isyanları ayaklanmaya dönüştürmek için bir öncüye ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Bir de ordu içindeki yurtsever kesimle ittifak kurulabileceğini düşünüyoruz. Aynı zamanda ülkedeki antiemperyalist, demokratik kesimlerle bir blok, bir geniş cephe oluşturmayı düşünüyoruz. Bu konuda girişimlerimiz var.
Aynı zamanda sürecin bir diğer ayağı da, kent ve kır milisleri oluşturmak. Bunlar, yarın halk ordusuna dönüşecek çekirdeklerdir.
Partiniz Maocu bir kökenden geliyor. Bugün Mao Zedung Düşüncesi'ni nasıl değerlendiriyorsunuz?
Mao Zedung konusu bizim için bir tartışma konusudur, dolayısıyla çok bir şey söyleyemeyeceğim size şimdilik. Ama hangi noktalarda tartışılıyor, ondan kısaca bahsedebilirim: Kırdan-kente halk savaşı tezi, bunun Peru'da uygulanış tarzı ve özellikle Aydınık Yol'un Maoculuk anlayışı tartışma konusu. Aynı zamanda Mao'nun parti anlayışı da tartışılıyor. Yani partide 2-3-4 çizgi bulunması anlayışı da tartışma konusu. Tek bir çizgi olması gerektiğini savunan yoldaşlar var.
Peru'da komünist hareket çok köklüdür
Peru devrimci ve komünist hareketinde 80'lerden bu yana ne gibi gelişmeler yaşandı?
Öncelikle şunu belirteyim. Peru'da komünist hareket çok köklü bir harekettir. 1927 yılında Jose Carlos Mariategui tarafından Peru Sosyalist Partisi kurulmuştur. Daha sonra Peru Komünist Partisi'ne dönüşmüştür. Bu parti Komintern üyesidir. 1962'de Rusya-Çin bölünmesi yaşandığı zaman Peru'da da komünist partisi içinde pek çok bölünme yaşanmıştır. Bir kanat SBKP yanlısı, bir kanat da ÇKP yanlısı olmuştur.
Sovyetler Birliği yanlısı olan kanat şu anda en legal, düzen içi sol parti konumunda. Sendika konfederasyonu CGTP bu partinin yönetimindedir.
1980 seçimlerine solun Rusya ve Çin yanlısı kesimlerinin önemli bir kısmı, Birleşik Sol Cephe olarak girdiler. Sol Cephe, bu seçimlerde Lima'da belediye başkanlığını kazandı. Ardından 1983'e kadar neredeyse Peru'nun bütün belediye başkanlıklarını kazandık. 2500 belediyeden 2000'i birleşik solun eline geçti. Bir taraftan da Aydınlık Yol, kırsal kesimde silahlı mücadele veriyordu.
Ama 1990'da Fujimori geldi ve 92'de darbe yaptı. Neoliberal programı vahşi bir şekilde uyguladı, solun mevzilerini yok etti. Bu süreçte mücadelenin en önemli partilerinden birisi de Peru Komünist Partisi-Kızıl Anavatan'dı. Biz de o süreçte bu partinin içindeydik. '95-'96 yılında partinin iç yayınlarında Çin'i sosyalist olarak nitelendiren yayınlar çıkmaya başladı. Biz de karşı çıktık, Çin'in sosyalist olmadığını savunduk. Ama onlar hala böyle olduğunu savunuyorlar.
Yukarıda size “ayaklanmacı sol” un yenilgiye uğradığını anlatmıştım. Aynı zamanda yasal sol da büyük bir yenilgi yaşadı. Çünkü parlamenter kazanımlar, mevziler bunların düzen içine çekilmesine yol açtı. Örneğin; Kızıl Anavatan Partisi giderek düzen içi bir parti haline geldi, legalleşti. Ve tüm illegal örgütlenmeleri terk etti. En son geçtiğimiz sene 7 Ekim'de partinin kuruluşu gününü, büyük bir otelde bütün MK üyelerinin katıldığı yasal bir şenlikle kutladılar.
1998-2000 yılında Marksist Leninist partinin yeniden inşası tartışmaları başladı. Bu partinin yeniden inşa sürecini örgütlemeye çalışan bir öncü güç var. Bu güç kendisini gizli Peru Marksist Leninist Komünist Partisi (PCMLP) olarak ifade ediyor. Madenciler arasında kitle çalışması olan, koka köylüleri içinde mücadele veren, CGTP içinde mücadele yürüten ve aynı zamanda öğretmenler sendikası SUTEP içinde mücadele yürüten bir öncü güç bu.