Cumhuriyet Gazetesi'nin başyazarı İlhan Selçuk, “Ben işkencecilerimi affettim” diye yazdı. Bu sözlere Özgür Taylan'ın ablası Hale Özgür Kıyıcı'dan sonra bir tepki de, 1969 yılında, 6. Filo'yu protesto ederken, Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) öncülüğünde düzenlenen saldırıda katledilen Ali Turgut Aytaç'ın eşi Eflan Aytaç'tan geldi. Aytaç, Selçuk'un yazısına ilişkin, “İlhan Selçuk'un yazısına çok büyük bir tepki duydum ve katillleri affetmiyorum. Darbeciler yargılanmadan bu ülkeye huzur gelmeyecek" dedi.
Eflan Aytaç'a, Bodrum'daki evinde konuk olduk. Aytaç'a, eşinin öldürüldüğü “Kanlı Pazar”ı, '68-'71 devrimci kuşağını, 38 yıllık adalet mücadelesini ve İlhan Selçuk'u sorduk. “İlk ölümler Vedat Demircioğlu'yla başladı. Vedat'tan bugüne hesap sorulmalı. Adalet istiyoruz" diyen Aytaç, 12 Eylül'ün yıldönümünde "Kenan Evren döneminde de çok verilecek hesap var. İki dönemde de korkunç suçlar işlenmiştir" dedi. Aytaç, "O asılan fidanları unutmama imkan yok. O kadar çok ki kayıplarımız" şeklinde konuştu
Türkiye'nin faşist gerici kışkırtmalarla dolu kanlı sayfalarından biri de Kanlı Pazar. Orada öldürülen iki kişiden biri sizin eşinizdi. O günü, katliamı bize kısaca anlatabilir misiniz?
Biz, Türkiye İşçi Partisi üyesiydik. Eşim Akbank'ta çalışıyordu, sendika çalışmaları nedeniyle istifaya zorlanmıştı ve işten ayrılmıştı. Ben de hemşireydim. Vedat Demircioğlu'nun öldürülmesinden sonra, gençler çadır kurmuşlardı, eylemdeydi, biz eşimle hep yanlarına giderdik, yardımcı olurduk. Zaten 'Kanlı Pazar' olarak tarihe geçen '69 yılındaki eylem, Dolmabahçe'ye demirleyen 6. Filo'yu protesto etmek ve Vedat Demircioğlu'nu anmak için düzenlenmiş bir antiemperyalist eylemdi.
Ben o gün kardeşimin çocukları ve çocuğumuz Elif'i parka götürmüştüm. Eşim de Beyazıt'taki sokak tiyatrosunu seyretmiş, ardından Teknik Üniversite'nin oradan bulunduğumuz parka gelmişti. Sonra, yürüyüşü anlattı ve arkadaşlara katılmak için gitti. O ayrıldıktan kısa süre sonra, büyük bir güruh parkta namaz kıldı. Namaz kılanlar, biraz sonra taş toplamaya, tekbirlerle, ağaçların dallarını kırarak yürüyüşe geçti. Ve daha parktayken, taşları atmaya başladılar.
Düşünün, gözlerimle gördüm, mancınık bile kurmuşlardı! Ben de parkın duvarına doğru yürüdüm, çocukları korumak için. Çünkü taşlar üzerimizden yağmaya başlamıştı. Turgut neredeydi, bilmiyordum. Meraklandım, ama çocuklar olduğu için bırakıp oraya gidemedim. Sonra birileri, o kargaşada beni alıp evimize kadar götürdü.
Daha sonra eşimin öldürülürken fotoğrafını çeken ve kendisi de ağır yaralanan bir gazetecinin ifadelerinden öğrendim ki, eşim eyleme katılan çocukları kurtarırken öldürülmüş. Eylemde liseli çocuklar varmış, eşim müdahale edince, parola sormuşlar ve bıçak, şiş ellerinde ne varsa onlarla saldırarak, eşimi öldürmüşler. Sonradan öğrendik ki, parola da "cihat"mış. Polis ise sadece olayı seyrediyordu ve müdahale etmiyordu. Turgut o gün eve dönmedi.
Ali Turgut Aytaç'sız geçen uzun yıllar, katliamla ilgili açılan göstermelik davalar... Bu süreci ve neler yaşadığınızı kısaca anlatır mısınız?
Turgut öldürülmüştü. Ben eve geldikten sonra arkadaşlarımız ve olayı duyanlar geldiler. Beni Taksim İlk Yardım Hastanesi'ne götürdüler. Doktorlar çok kötü dedikleri için eşimi göstermek istemediler, sadece yüzüne baktım. Tabi sonra dava açtım. 50'ye yakın gönüllü avukat o zaman davayı sahiplendiler. Sağolsunlar.
Polisler bana sonrasında çok baskı yaptılar. Şubede, mahkemede sürekli soruyorlardı, “eşin bu mu” diye. İnsan eşini tanımaz mı? Ben eşim diyorum, bana baskı yaparak, yalanlamaya çalışıyorlardı.
Copla vuran polisin ve elinde bıçak tutanın fotoğrafı vardı, davada ifade veren gazeteci çekmişti. Bana o fotoğrafı gösteriyorlardı. Gazetelerde de fotoğraflarda belli olan eli bıçaklı adam, bizim müdahil olarak çağrılmadığımız bir sırada mahkemeye çıkartılmış. O, “Ben bıçağı yerde buldum, elime aldım, ben öldürmedim” demiş. Zabıta memuru olduğu açıklanan Seyit Atmaca, bir celsenin ardından, "delil yetersizliğinden" serbest bırakıldı. Tekrar başvurduk savcılığa, ama tekrar çağrılmadı.
Zaten dönemin bütün emniyet görevlileri de onlardan yanaydı. O dönem Toplum Polisi olarak adlandırılan polislerin zaten çoğu İmam Hatip mezunları idi. Size ilginç bir şey de anlatayım, ben arkadaşlarla hastaneye giderken Taksim Meydanı'nda polisler ve o faşist güruh sevinçle marşlar okuyarak, yaptıklarını kutluyorlardı. Korkunç bir görüntüydü.
Cinayet davası beş yıl sürdü. Hiç kimse suçlanmadı, hepsi beraat etti. Eşimin öldürülüşünü seyreden, fotoğraftaki Haşim Bozkurt adlı polis de, ben olayı görmedim dedi ve o da bırakıldı. Daha sonra, Almanya'ya konsolosluğa koruma olarak gönderildiğini duyduk. Mahkemede savcı da zaten suçluları savunuyordu, ülkücüler bana hakaret ediyorlardı, avukatlarıma saldırıyorlardı. Her duruşma olaylı geçiyordu.
O beş generalin yargılanmasını istiyorum
Cumhuriyet Gazetesi baş yazarı İlhan Selçuk bir yazı yazdı. Siz bu yazıyı nasıl değerlendiriyorsunuz? Eşinizin katillerini siz affeder misiniz?
12 Eylül'cüler, darbeciler hesap vermeden bu ülkeye huzur gelmeyecek. O beş generalin, sorumluların yargılanmasını istiyorum tabi. Bunlar bizi uygulamalarından, işkencelerinden dolayı nefret ettirdiler. Ben İlhan Selçuk'un yazısına çok büyük bir tepki duydum ve katillleri de affetmiyorum. O nasıl affeder? Nasıl böyle bir yazı yazar? diye sordum. Biz niye affedelim. Adam çıkıp işkencecilerimi affettim diyor, kime mesaj veriyor anlamıyorum ki! Askeri seviyorum demeye mi getiriyor? Herhalde öyle. Bunu yapması çok yanlış, kendisi affediyorsa affetsin.
MTTB üyeleri polisler birlikte saldırdı
Aradan geçen onca yıla rağmen, sorumlular hakkında bir girişiminiz olabilir mi? Yeniden yargılama talebinde bulunmak gibi, AİHM gibi...
Yani toptan bir şey olursa katılırım. Ama kişisellikten çıkardım ben bu olayı. Onca acıdan sonra, diğerlerini de düşünürseniz. İlk ölümler Vedat Demircioğlu'yla başladı. Vedat'tan bugüne hesap sorulmalı. Adalet istiyoruz. Şimdi İslamcılar da Amerika'ya karşıyız diyorlar. Bu nasıl karşıtlık? O dönem MTTB üyeleri ile polisler birlikte saldırdılar. Amerika'ya karşı yapılan bir eylemdi o.
Biz, özellikle kadınlar iyi hatırlarlar, o dönem İstiklal'de yürüyemiyorduk. Amerikan askerlerinin tacizlerinden dolayı. Kadınlar korkuyorlardı, tacize uğruyorlardı. Onların ülkesindeymişiz gibiydik. O yüzden önce onlara, 6. Filo'da ders verdik, ardından da eşimin de katıldığı yürüyüş düzenlenmişti. Büyük katılım oldu, ama alana bile sokulmadılar, ellerindeki pankartlar bile toplandı, ellerinde sopa olmasın diye. Ve alana sadece yüz kişinin girmesine izin verdiler, daha sonra da saldırdılar. Bu acıların bireysel kalmasını istemiyorum. Her sene 68'liler Derneği Kanlı Pazar şehitlerini anar, öldürüldükleri yerde, ben de katılırım. Ama toplu olması lazım, bir gün belirlensin, toplu bir şeyler yapılsın bence.
En büyük suçlulardan biri Demirel'dir
Devrimcilerin katliamında yer alanlar, bugün devletin üst kademelerinde, bakanlık koltuklarında, Mecliste. Geçtiğimiz Aralık ayında AKP, MTTB'nin yeniden kurulacağını, üniversitelerde örgütleneceğini duyurdu. Bu girişime tepkiniz ne oldu? MTTB'nin yeniden kurulması sizce ne anlama geliyor?
Bunu duymamıştım. Ben tek başıma bir şey yapamam. Böyle bir girişimde bulunulursa, yardımım olur. Önce geçmişin hesabını versin onlar. Yine aynı örgütlenme için açıyorlar, solculara karşı kullanacaklar bu dernekleri. AKP demokrasi palavraları atıyor, o zaman bu kanlı geçmişi olan derneği yeniden niye açıyor? Bu yine AKP'nin, aynı kafada olduğunu gösteriyor. Bu derneğin yeniden kurulmasına karşıyım. Geçmişin hesabını vermesi gerekenlerden biri de Süleyman Demirel'dir. Hala konuşabiliyor. 'Kanlı Pazar' olayının en büyük suçlularından biridir, Demirel. Demirel o dönem Başbakandı, olaya göz yuman ve üstünü örtenlerden biridir.
MTTB'nin Amerikancılığı, '68 kuşağı devrimcilerinin kanlarıyla yazıldı tarihe. Onların Amerikancılığı, Afganistan'a, Lübnan'a, hatta ellerinden gelseydi Irak'a asker göndererek sürüyor. Devrimciler ve işbirlikçiler arasındaki farkı bu kadar açık ortaya koyan durum hakkında neler söylemek istersiniz?
Halka artık uyanın derim en başta. Görün artık gerçekleri derim. Ama insanlar şimdi açlıkla terbiye edildiği için, ekmek peşinde. Ya da kolay para peşinde. Basın da eskiden böyle değildi. Medya da çok önemli. Şimdi milletin beynini yıkıyorlar. Bazı aydın dediğimiz insanlar da aynı şeyi yapıyor. Bunun sonu nereye varacak, bilmiyorum. Bizim halkımız bir kere bananeci. Kendisine dokunmadıkça, harekete geçmiyor. Seyircilikten kurtulmak gerekiyor. Artık tepki göstersinler, sadece şikayet etmesinler.
Eylemde öldürülen Duran Erdoğan'ı tanıyor musunuz?
Katliamda öldürülen Duran Erdoğan, oradan geçen genç bir kişiymiş. Onu da öldürmüşler. Ama ben öldürülenlerin eşyalarının olduğu odaya girdiğimde, Turgut'un eşyalarını almak için, orada o kadar çok giysi vardı ki! Belki de başkaları da öldürüldü ama sakladılar. Ortaya çıkmadı.
Yıllar sonra dönemin İstanbul Valisi Vefa Poyraz ve İçişleri Bakanı Faruk Sükan, katledenleri değil katliama uğrayan devrimcileri suçladı. Adalet isteğinin gerçek anlamda karşılık bulabilmesi için devletin Türkiye halklarına hesap vermesi gerekmiyor mu?
Tabii ki. Sadece benim nezrimde değil, bunca öldürülen aydınların, gençlerin hesabı verilmeli. Bizden sonraki dönemde de, Kenan Evren döneminde de çok verilecek hesap var. İki dönemde de korkunç suçlar işlenmiştir. Ve bunların çoğunu devlet engellememiştir veya kendisi yapmıştır.
'68 kuşağı özverili, yardımsever ve paylaşımcıydı
Bize, '68 kuşağı devrimcilerini anlatır mısınız? Turgut Aytaç nasıl bir insandı? Nasıl bir devrimciydi?
O kadar özveriliydi ki '68 kuşağı! Her şeylerini paylaşırlardı. Çocuğumun sütüne kadar düşünmüşlerdi, eşim öldürüldüğünde... Yardımseverlerdi. Birinin hastası mı var, Tıp'taki öğrenciler hemen giderdi. Bir yerde grev mi, direniş mi var, hemen oraya giderdik, destek verirdik. Köylere giderdik. Okuma yazma dersleri verirdik insanlara. Ben sosyal hemşireydim o zaman. İnsanlara sağlık yardımında bulunurduk.
Eşim, çocuğunun da Vedat Demircioğlu gibi gençlere benzemesini isterdi. Onların, halkın, işçi ve emekçilerin çıkarından başka bir çıkarları yoktu. Her şeyi halk için yaptılar, bedeller ödediler. Bu bedellere sahip çıkılması gerekirdi. Ama şimdiki gençlere baktığımda, içim acıyor...
İlk Vedat Demircioğlu, ardından Kanlı Pazar şehitleri, Taylan Özgür ve Deniz, Mahir, İbo. Ve kırk yıl boyunca daha nice devrimci hayatlarını feda etti. Onlar sizin için ne ifade ediyor?
O gençleri, yakından da tanıdığım için, o asılan fidanları falan unutmama imkan yok. O kadar çok ki kayıplarımız. Çok yazık olduğunu düşünüyorum. Bunları gençler ne olur okusun, neler olduğunu öğrensinler diyorum. Bana biraz şey geliyor, '68 kuşağını romantik, duygusal, hayalci gençler olarak gösteriyorlar. Oysa öyle değildi. Yanlışları olmadı mı, tabi ki oldu. Ama onların deneyimleri yoktu, doğru bildikleri gibi davrandılar. Ve her şeyi halk için yaptılar. Türk, Kürt, Çingene, Laz diye ayırmadılar. Dine saygı gösterdiler. Asla saygısızlık etmezlerdi. Aileleri de çocuklarının ne kadar haklı olduğunu biliyordu ve tepki göstermediler. Deniz'in babasını düşünün mesela.
Son olarak söylemek istediğiniz bir şey varsa...
Ülkemiz bu hale niye geldi? Eğitim neden böyle, gençlerimizin bu hali nedir? Bir düşünsünler ne olur. Bunları görmemek, düşünmemek bence insanlık suçu.
Kanlı Pazar
Türkiye tarihinin kanlı sayfaları arasında yer alan 'Kanlı Pazar'ın gerçekleştiği 16 Şubat 1969'da devrimci öğrenciler 6. Filo'ya karşı yürüttükleri kampanyayı Taksim'de yapacakları büyük bir mitingle noktalayacaklardı. Devrimci, yurtsever öğrenciler ve emekçilerin düzenlediği antiemperyalist yürüyüşün adı, "Emperyalizme ve Sömürüye Karşı İşçi Yürüyüşü" idi. Beyazıt'tan Taksim'e kadar yapılan yürüyüşe katılan onbinlerce antiemperyalist, polisin de desteğiyle Taksim'de faşist gerici güruhun saldırısına uğramıştı. Saldırının ardından Duran Erdoğan ve A. Turgut Aytaç isimli 2 devrimci öldürülürken, yaklaşık 200 kişi de yaralanmıştı.