THY yönetiminin tehdit ve baskıları, burjuva basının karaçalmaları, hükümetin kirli oyunları tutmadı. 1 Mayıs Taksim zaferinden sonra bir kez daha işçilerin dediği oldu. Havada irade savaşını işçiler ve Hava-İş Sendikası kazandı. Hava yolu işçileri, yeni bir grev dalgasının öncüsü olmadılar ama, grev kararlılıklarıyla diğer sektörlerden işçi kardeşlerine örnek oluşturdular, onlara umut ve kararlılık aşıladılar. Sonuçta havada direniş rüzgarı dindi, ama karada mücadele sürüyor. Grev aşamasında bulunan işçilere, hava yolu işçilerinin mücadelesi yol gösteriyor.
Hava yolu işçilerinin mücadele deneyimini Hava-İş Genel Başkanı Atilay Ayçin'e sorduk: Bu irade çarpışmasından zaferle çıkmanızı sağlayan şey ne oldu? Grev kararlılığı? Taban inisiyatifi? Grev kararı THY yönetimini, hükümeti, burjuva medyayı neden bu kadar korkuttu? Hava-İş, TİS sürecinde birleşik bir mücadele örgütleme konusunda neden isteksiz davrandı? Sendikal krizden çıkış yolu ne? Diğer sendikalar, Hava-İş'i örnek alıp grev kararlılıklarını sürdürebilecekler mi? İşçilerin ve emekçi memurların aynı sendikalarda örgütlenmesi fikrine nasıl bakıyorsunuz?
Havada süren irade savaşını siz kazandınız. Bu süreçte neler yaşandı, kısaca anlatır mısınız?
Toplusözleşme süreci 31 Mart'ta başladı, altı ay sürdü. Bu süre zarfında çalışma yaşamına örnek oluşturabilecek olayları peş peşe yaşadık. Bunda bizim toplu iş sözleşmesi politikamız, çalışanların sürece müdahil olması anlayışının büyük katkısı var. Niye? Çünkü gerek işverenin kendisi, gerek işveren adına dönem dönem masaya oturan taşeron kişiler, bu işi pek kabullenmek istemediler. “Türkiye'de yeni bir sendikacılık, yeni bir sendikal anlayış mı geliştiriyorsunuz” şeklinde tepkiler dile getirdiler. Zaman zaman ise, “Bu şartlarda sağlıklı tartışmalar yapılmıyor”, “İşveren, bu ortamda kendisini rahat ifade edemiyor” bahanelerine sarıldılar.
Son TİS sürecinde ortaya konulan irade, Hava-İş'te yaklaşık 18 yıldır, bizim yönetime geldiğimiz tarihten bu yana sürüyor. Biz ilk defa, toplu sözleşmenin taslağını üyelerle hazırlamıyoruz, ilk defa toplu sözleşme görüşmelerini üyeye açık yapmıyoruz, en son imza aşamasında üyelerin onayını almayı ilk defa yapmıyoruz. Bu, 18 yıldır bizde böyle. Bu durum '91 grevinde kamuoyuna yansıdı, Hava-İş'te böyle bir uygulama olduğu duyuldu, görüldü. '94-'95 direnişinde de böyle oldu.
Yine de, bu dönemin kendi içinde ilkler ve örnekler oluşturmasının ilk nedeni şu; THY işvereni, bu dönem masaya, kendisi oturmak yerine bu görevi taşerona havale etti. İkincisi; idari konular. Her sözleşmenin olmazsa olmazlarından biri ücret maddesi, ama biz idari konuları da çok önemsedik. Bunun gerekçesi de şu idi; THY son üç yılda çok hızlı bir atılım içine girdi. Yüzde 30'lara varan kontrolsüz ve risk dolu bir büyüme hızı yakaladı. Biz buna zaman zaman müdahale ettik, zaman zaman yetkilileri göreve çağırarak bu sürece müdahil olmalarını istedik ama olmadı.
Bu nedenle ücretle birlikte idari maddelerde, ısrarlı ve kararlı bir duruş sergiledik. TİS sürecinde bu tehlikeli gidişatın önünü almak istedik. O yüzden uçucu arkadaşlarımızın ısrarla dikkat çektiği, çalışma koşullarını düzenleyen 105. madde üzerinde durduk. Yine şirketin yükünü omuzlarında taşıyan 4-5 bin sözleşmeli arkadaşımızın sosyal hak mağduriyetlerine dikkat çektik. Bir başka şey; son iki yılda şirkete alınan üyelerimiz var. Bunların çalışma koşullarıyla birlikte, ücretleri de çok yetersizdi. Bunların derhal iyileştirilmesi gerekiyordu. Bunun için çabaladık. Bir de, işe giriş ücretleri üzerinde THY ve Teknik AŞ'nin keyfiyetini sınırlandırmak istedik. Çünkü aynı işi yapan insanlar arasında, siyasi kadrolaşma nedeniyle farklı ücret politikası uygulanıyordu. Bu ise, hem sendikal örgütlülük açısından, hem çalışanların kendi işiyle barışık olması açısından büyük bir sorundu.
Şimdi sözleşmenin imzalandığı tarih itibariyle iş yerlerinde büyük bir memnuniyet ve coşku var. Bunun nedeni, çalışanların taleplerinin kabul görmüş olması.
Türk-İş bürokrasisinin hükümetle imzaladığı protokolün sınırlarını aşan bir zam aldınız. Türk-İş'le hükümet arasında imzalanan protokolü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk-İş'le hükümet arasında imzalanan, yaklaşık 320 bin işçiyi ilgilendiren sözleşme, içerik olarak çok zayıf. Bir defa kamuoyunun şunu bilmesi lazım; Türk-İş, toplu sözleşme imzalama yetkisine sahip değil artık. Niye? Sözleşme imzalama yetkisi, o iş kolunda yeterli çoğunluğa sahip, işyerinde örgütlü sendikalarındır.
Türk-İş'in böyle bir Koordinasyon Kurulu'na öncülük etmesinin iki nedeni olabilir bence. Birincisi; aynı döneme denk gelen sözleşmelerde ortak taleplerin tespiti, ortak talepler etrafında örgütlü mücadeleyi geliştirme, çözülemediği noktada sendikaların destek ve dayanışmasıyla hayatı durdurmanın önderliği yapma. İkincisi ise, hiçbir şey yapmadan işçiyi götürüp hükümete teslim etme... Şimdi Türk-İş'te hakim olan anlayış ikincisi!
Burada asıl suç, Türk-İş yönetiminden ziyade, bu inisiyatifi onlara veren sendika yönetimlerindedir. Neden? Çünkü sendikalar, kendi asli işini artık bir başkasına devretmeye başladı. Sendikalar bu protokolün altına imza atmadıkları sürece, bu protokol onları bağlamaz. Ama en nihayetinde bir örnek oluşturduğu için, genellikle de kötü bir örnek oluşturduğu için, bu protokol gerçekten büyük bir sıkıntı yaratıyor. Burada hata şurada başlıyor; işçi, sendikasının hazırladığı taslaktan bihaber, oturumlardan bihaber. Bence bu, bugün Türkiye'deki sendikacılık anlayışının içine düşmüş olduğu çıkmazın en temel nedenlerinden bir tanesi.
Bu irade çarpışmasından zaferle çıkmanızı sağlayan şey ne oldu? Grev kararlılığı mı?
Şimdi bunu sadece grev kararlılığına bağlamamak lazım. O da var ama, biz bu süreçten olabildiğince en az hatayla çıktık. Çalışanların bu sürece müdahil edilmesindeki kastım oydu. Sendika olarak en temel anlayışımız bu. En kalıcı ve en geçerli politika insanlarla yüz yüze yapılandır. Yanlış yapabilirsiniz. Ama bunu insanlarla paylaşmaktan, yüz yüze gelip danışmaktan kaçınmamak, en doğru ve gerçekçi yaklaşımdır diye düşünüyorum.
Biz yola çıkarken ne yaptık? Öncelikle işyeri toplantıları yaptık. Talepleri birlikte tespit ettik, genel taleplerin yanı sıra önceliklerimizi belirledik. Bu durum güven kaynağı oldu. Sonrasında toplu sözleşme görüşmelerini üyeye açık yaptık. Bunun için zaman zaman 500 üyenin katıldığı toplantılar düzenledik. Neden? Toplu sözleşme onların toplusözleşmesi, tartışılan maddeler onların gelecekleri! Bu, güveni daha da pekiştirdi.
Yani bu işin özü; 1- Çalışanları sürece müdahil etmek, 2- Onların sana vermiş olduğu yetkiyi doğru kullanma ve her aşamada, her fırsatta üyenin bu konudaki düşüncesini almak, 3-Öncünün kararlılığı. Bu durumda başarı kaçınılmaz olur.
Korkunun, paniğin nedeni siyasi
Galiba grevin adı bile yetti? Grev kararı THY yönetimini, hükümeti, burjuva medyayı neden bu kadar korkuttu?
Sektörün niteliği bu konuda gerçekten önemli. Bu işkolunda grevin hem ulusal hem uluslararası havacılık sektörü açısından bir darbe niteliği taşıyacağını herkes bilir. Niye? Turizm sektörü buradan besleniyor. THY, sonuçta Türkiye'de sivil havacılık hareketinin öncüsü, uluslararası ayakları var.
Ama bence asıl korktukları şey, sınıf sendikacılığının canlandırılmasıydı. Özellikle 12 Eylül'den sonra sendikacılık, sendikal hareket, özellikle sınıf sendikacılığı, siyasi mücadele unutuldu, unutturuldu. Dolayısıyla TİS'lerde aynı sorunları yaşayan grev aşamasındaki sendikaların bir araya gelmesi, dayanışması, ortak mücadele birliği oluşturması, yani geçmişi çağrıştıran adımlar atması bunları hatırlatabilirdi.
Greve çıkma kararlılığımız, bir nevi Türkiye'de üzerine ölü toprağı serpilen sınıf sendikacılığı hareketinin hatırlanmasına yol açtı. Bana göre devleti, hükümeti, patronları korkutan, panikleten şey grevin ekonomik boyutundan, havacılık sektörünün yiyeceği darbeden çok unutulmuş, unutturulmuş bu değerlerin insanların bilincinde tazelenmesiydi.
Biz de biliyoruz ki, THY işvereni de biliyor ki, işin ekonomik kaybını telafi etmek mümkün. Niye? Grevli ya da grevsiz imzadan hemen sonra işçi memnun ise memnuniyetin verdiği istekle, olağanüstü gayretle çalışabilir ve işin ekonomik boyutunu telafi edebilir. Asıl sıkıntı işin siyasi boyutu. Tabii bu, sadece patronların rahatsızlık kaynağı olmadı. Duruşumuz, sendikal hareketi de panikletti. Bunu söylemekte fayda var.
Sürece bakış, araçları da belirliyor
Hava işçileri, yeni bir grev dalgasının öncüsü olmasalar bile, grev kararlılıklarıyla diğer sektörlerden işçi kardeşlerine örnek oluşturdular, onlara umut ve kararlılık aşıladılar bizce. Sizce?
Bence de öyle. Hava-İş olarak bu mücadeleyi örgütlerken, işçi sınıfının önderliğine soyunmak gibi bir iddiamız olmadı, -bunu samimiyetimle söylüyorum-. Çünkü bu çok onurlu bir görev, gerçekten büyük bir cesaret ve yürek istiyor. Böyle bir şeyi yapabilseydik bizim için onur olurdu. Ama biz, işkolumuzda üyelerimizin taleplerine uygun bir mücadele ördük. Türkiye sendikal hareketine bir katkımız olduysa, unut(tur)ulmuş grevin hak alma, hak arama mücadelesinde bir araç olduğunu hatırlattıysak, bundan kıvanç ve onur duyarız.
Sendika yönetimleri, çoğu zaman tabana duydukları güvensizliği bahane ederek grev kararı bile almaktan kaçınır duruma geldiler. Neden? Grev, işçilerin sermayeye karşı en önemli silahı değil mi?
Mutlaka. Bana göre, sürece kullandığın araçlar yön verir. Şimdi eğer siz toplusözleşme süreci öncesinde, işçiye rağmen sadece sendikanın belirli organlarınca hazırlanmış bir taslak metni üzerinde görüşürseniz, pazarlıkları sadece tarafları temsil eden kadroların kısır ve bürokratik tartışmaları gibi düşünürseniz araçlarınızı buna göre şekillendirirsiniz. İşin içinde işçi yoksa, işçiye inisiyatif tanınmamışsa, yani bu işin içinde işçiyle beraber yürümek yoksa, grev de olmaz.
Bir kez daha altını çiziyorum, sürece bakış, araçları da belirliyor. İşçisiz bakıyorsanız ona göre bir süreç örgütlersiniz, işçiyle bakıyorsanız ona göre bir süreç tasarlarsınız. Biz işçiyle beraber başladık, öyle baktık, onun için bizim sürecimizin içinde grev vardı. Ama bugün Türkiye'de sendikal hareketin çıkmazları tartışılırken bu atlanıyor. Bir çok sebebe atıfta bulunuluyor: Yasalar, dünyanın yeniden yapılanması, kapitalizmin vahşiliği... Bunlar var ama, biz biraz da aynaya bakmayı becerebilmeliyiz diye düşünüyorum.
Birleşik mücadelede isteksizlik bilinçli
Tüm artılarınıza rağmen sendikanız, TİS sürecinde birleşik bir mücadele örgütleme konusunda hatırı sayılır bir adım atmadı. Neden?
Biz bunu biraz bilinçli yapıyoruz, onu açık söyleyeyim. Bilinçli yapıyoruz, çünkü bizim iş kolumuzda işçiler, sanayi işçisinin sahip olduğu özelliklere, niteliklere sahip değil. Bizde 17 tane işyeri grubu var, 200 tane meslek grubu var. Bir uçağın en altında uçağı temizleyen arkadaşlardan uçağı uçuran arkadaşa kadar geniş bir yelpaze var. O nedenle, siyasi temelde bir mücadele anlayışı bizde yok denecek kadar az. Olaya daha çok ücret açısından bakan, meslek kariyeri açısından bakan, temelde kendi mesleki sorunlarının çözülmesini arzulayan bir bakış açısı var. Yani bizim küçük burjuva özellikleri ağır basan bir kitle tabanımız var. Biz bu yapıyı görmezsek, kendi içimizde başarılı olmamız mümkün değil.
Sendikacılık mücadele etmektir, zoru başarmaktır
Darbe anayasası grev hakkını kuşa çeviriyor. Milli Güvenliği tehdit ettiği gerekçesiyle grevler, “erteleme” adı altında kolayca yasaklanıyor. Sendika olarak bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Bu sadece Hava-İş'in sorunu olmadığı gibi, bunun çözümü sadece Hava-İş'in vereceği mücadeleye de bağlı değil. Tabi ki birleşik bir sendikal anlayışın oluşturulması, Türkiye gerçeğine uygun talepler tespit etmesi konusunda biz her zaman vardık, bundan sonra da var oluruz.
Sendikal hareket bir kriz içinde. Sizce bu krizden çıkış yolu ne?
Bana göre; sendikacılık anlayışındaki yapı, siyasi yelpazedeki yapıya paralel gidiyor. Yani bugün Türkiye'de solun iktidar olabilmesi için her türlü olanak söz konusu. Çelişkiler çok derinleşti. Ama ne garipse Türkiye'de soldan bahsedilmiyor. Ve ne gariptir yine, böyle bir ülkede soldan bahsedilemediği gibi işçi sendikalarından da söz edilemiyor.
Tabii ki bu mevcut yasalarla greve gitmek, grevi uzun zaman sürdürmek kolay değil. Ama zaten sendikacılık, kolayı seçmek işi değildir. Sendikacılık, mücadele etmektir, zoru başarmaktır. Türkiye sendikal hareketi, bir çok dış nedenlerle birlikte bana göre kendi içinde kriz yaşıyor. Bu elbette aşılacak, böyle gitmeyecek. Ama bu süreçte bir takım taşların yerine oturması lazım. Bazı dinamiklerin devreye girmesi lazım.
Sizce diğer sendikalar, Hava-İş'i örnek alıp grev kararlılıklarını sürdürebilecekler mi?
Ben, sürdürebileceklerini tahmin ediyorum. Çünkü bizimle birlikte grev kararını almış sendikaların uyuşmazlık nedenleri tamamen haklı taleplere dayalı. Bu haklılık işçilerle birlikte örgütlü bir mücadeleye çevrilebilirse ben bundan başarılı çıkacaklarına inanıyorum.
Havada TİS gerginliği sürerken, Türk-İş Başkanlar Kurulu'nun Bakü'de toplanmasını nasıl karşıladınız?
Şimdi ben şuna karşı değilim. Zaman zaman bu tür uluslararası ilişkilerin geliştirilmesi gerekiyor. Siz davet ediyorsunuz geliyorlar, onlar da doğallığında çağırıyorlar. Yalnız bunun zamanlamasını doğru yapmak gerekir. Başkanlar Kurulu'nun böyle bir zamanda Bakü'de toplanması bana göre yanlıştır. Tabi ayrıntılarını çok bilmiyorum, bir zorunluluk muydu? Karşı tarafın ısrarlı daveti miydi?
İkinci AKP Hükümetinin programında işçi sınıfına yönelik yeni saldırılar var. Bu saldırılara barikat olabilecek birleşik bir işçi iradesi ortaya çıkarılamaz mı?
Çıkarılabilir. Yani en olumsuz dönemlerde bile çok büyük çıkışlar olmuştur, olacaktır da. Ama kısa vadede bir ivme yakalaması zor. Bunun iki temel nedeni var. Birincisi; halk adına siyaset yaptığını iddia eden sol, bana göre halksız bir sol haline geldi. İkincisi, işçilerin ekonomik, demokratik taleplerinin öncüsü olduğunu iddia eden sendikalar asıl görevlerini dahi yapamaz duruma geldi. Bu iki temel sorun kendi içinde hallolmadığı sürece birlik zor. Olmalı mı? Tabi ki olmalı. Hatta bir zorunluluk.
Neoliberal saldırı, üretim sürecini parçalıyor, çalışma yaşamını esnekleştiriyor, işçileri değişik yasalara tabi tutarak bölüyor. Bunun önüne geçmek için Ortak Çalışanlar Yasası talebi var. Siz bu talebi destekliyor musunuz?
Elbette destekliyorum. Tek çıkış yolu. Belki kendi içinde uzun, çok tartışmalı, çok kavgalı bir birleşme, bütünleşme olacak ama olsun.
İşçilerin ve emekçi memurların aynı sendikalarda örgütlenmesi fikrine nasıl bakıyorsunuz?
Çok sıcak bakıyorum. Türkiye'nin acil sorunlarından biri bence.