Atılım Günlük Haber Bülteni Ana Sayfası
 
Ragıp Zarakolu / Asimilasyoncu milliyetçilikten ırkçı milliyetçiliğe
Foto: <strong>Ragıp Zarakolu</strong> / Asimilasyoncu milliyetçilikten ırkçı milliyetçiliğe

Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu, Kürtlerin “Türkmen” kökenli, Kürt Alevilerin ise “Ermeni” kökenli olduğunu iddia etti. Halaçoğlu'nun açıklaması bize kafataşcı, ırkçı Güneş Dil Teorisi'ni hatırlattı. Halaçoğlu, bir tarihçi olarak görüşleri itibariyle ciddiye alınacak biri değil. Envai çeşit ırkçıdan biri sadece. Fakat bu açıklamaların TTK adına yapılıyor olması önemli. Zira TTK, kurulduğundan bu yana ırkçı, inkarcı, asimilasyoncu resmi ideolojinin üretim merkezi olarak iş görüyor. Hitler'in “ari ırk” düşüncesinin izinde zırvalayıp duruyor. “Ermeni dönmesi” tabirini bir küfür olarak yeniden yeniden güncelleştiriyor...

Ünlü bir tarihçi, “Tarih, insanoğlunun ürettiği en tehlikeli icattır” diye yazmıştı. TTK'nın araştırmalarına bakınca biz de aynı hisse kapıldık, Halaçoğlu'nun açıklamalarını, azınlılarla ilgili çok sayıda bilimsel araştırmayı Türkçe'ye kazandıran Belge Yayınevi sahibi Ragıp Zarakolu'ya sorduk. TTK, neden bu coğrafyada yaşayan diğer uluslarla, azınlıklarla uğraşıyor? TTK Başkanı Halaçoğlu, bu açıklamayı neden şimdi yaptı? Bu açıklama, itiraflar içeriyor mu? Egemenler, İttihat ve Terakki'nin kanlı mirasını neden bir türlü ret ve mahkum edemiyorlar? Cumhuriyet öncesi bir katliamdan neden bu kadar alınganlar? İşte bu soruların yanıtları...

Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu, antibilimsel tezlerine bir yenisini ekledi. Bu açıklamayı nasıl yorumluyorsunuz?

Şaşırmadım doğrusu. Çünkü Halaçoğlu'nun bu açıklaması; şu an üslendiği temel resmi görev, Ermeni soykırımı gerçeğini inkar etmek. Aynı zamanda Türkiye'de Kürt sorununun varlığını inkar etmek.

Halaçoğlu'nun açıklaması bize kafataşcı, ırkçı Güneş Dil Teorisi'ni hatırlattı... Sizde de benzer bir çağrışım yaptı mı?

Tabi Halaçoğlu'nun dayandığı bazı resmi kayıtlar var. Halaçoğlu'ndan çok ırkçılığı belki sistemde aramamız gerekiyor. Sistemin demokratik olduğu iddia ediliyor, ama yurttaşlarında bilmediği bazı gizli kayıtlar olduğu, Halaçoğlu'nun açıklamasıyla da artık kesinleşmiş vaziyette. Bu tür kayıtlar, geçmişte ırkçı Güney Afrika rejiminde tutulurdu. Oradaki Apartheid sistemi, insanları siyah-beyaz ve renkli olarak üç kategoriye ayırırdı. Şimdi Türkiye'de de, sadece insanları soylarına göre değil, ayrıca o kimliği değiştirenlerin bile kaydının tutulduğu anlaşılıyor.

Halaçoğlu, bir tarihçi olarak görüşleri itibariyle ciddiye alınacak biri değil. Envai çeşit ırkçıdan biri sadece. Fakat bu açıklamaların TTK adına yapılıyor olması önemli değil mi?

Tabi şimdi TTK'nın bir belirleyiciliği var. Bu gösteriyor ki, ihaleyle bilim yapılamaz. Yani resmi tarih ve resmi bilimin açmazı ortada. Resmi devlet politikalarını ve resmi devlet ideolojisini kanıtlamak için görevlendirilen akademisyenlerin durumu gerçekten içler acısı. Ben onlara acıyorum. Çünkü bir bilim adamı, sonucu önceden koyamaz. Araştırma sonucu ortaya koyabilir. Ama bütün bu resmi ideolojiye dayalı araştırmaların zaten sonucu belli. Deniyor ki, "Kürtlerin bir ulus olmadığını kanıtlayın!" Deniyor ki, "Ermeni soykırımının olmadığını kanıtlayın!"

Öte yandan, Halaçoğlu'nun açıklamaları, bence TTK'nın standartlarını bile aşağı düşürüyor. Çünkü TTK'nın geçmişte ele alınabilecek çalışmaları vardı. Örneğin Süryani ya da bir kısmı yayınlanmamış olsa bile Ermeni tarihçilerin çevirileri vardı. Özellikle 40'lı, 50'li yıllarda...

Ama elbette TTK, kurulmakta olan TC'nin temel kurumlarından biri olarak tasarlanmıştı. Üniter-ulus devletin tarihini yazacak bir kurum. Aynı Türk Dil Kurumu gibi. Yine de o kurumun bile dayandığı bilimsel esaslar vardı. Biliyorsunuz, TTK, 1980 darbesi sonrası Kenan Evren cuntası tarafından kapatıldı. Yani, o günkü durum bile yeterli görünmedi. Çünkü, Türkiye'deki yükselen sol dalga, demokratik fikirler o dönem tarih kurumunu ve dil kurumunu bile etkilemeye başlamıştı. Bu nedenle, Atatürk'ün vasiyetiyle kurulmuş bir kurum olmasına karşın, vasiyet hiçe sayılarak, bu kurumlar kapatıldı.

Sonra Türk-İslam sentezine göre yeniden oluşturuldu. Halaçoğlu, bu Türk- İslam sentezinin tipik bir ürünüdür. Türk-İslam sentezi biliyorsunuz, İttihat-i Terakki Partisi'nin görüşüydü. İttihat-i Terakki Partisi 1915 olayının faili olduğuna göre, Halaçoğlu'nun bu tür açıklamaları insanı şaşırtmıyor. Zaten etnik temele dayalı Türkiye'deki ilk araştırmaları da İttihat-i Terakki Partisi yapmıştı. Bunlar gerçi kamuoyuna açıklanmadı ama, Türk Aleviliği üzerine, Ermeniler üzerine ilk araştırmalar, aşiretler üzerine ilk araştırmalar o dönemde yapıldı. Devletin iskan politikaları o dönemde başlatıldı. O politikaları daha sonra Cumhuriyet rejimi devraldı.

TTK, neden diğer uluslarla, azınlıklarla uğraşıyor? “Türk diye bildiklerimizin” “aslen” ve “yapısal olarak” hangi kökenden geldiği neden bir türlü araştırmıyor?

Şimdi bunu TTK'dan daha çok, devletin bir politikası olarak görünmesi gerekiyor bence. Çünkü Türkiye'de 1961 yılında, bir Azınlıklar Tarihi Komisyonu oluşturuldu. Bu, gizli bir komisyondu. Azınlıklarla ilgili temel karar merci buydu. Bu mercin azınlıklara bakışı ise, "azınlıklar milli güvenlik açısından bir tehlike oluşturuyor"du. Daha sonra, 1991 yılında Ecevit-Bahçeli Koalisyon Hükümeti, Ermeni Soykırımı İddialarıyla Mücadele (tabi başına sözde koyarak) Komisyonu oluşturdu. Şu anda TTK'nın yaptığı bu çalışmalar, bunun dışında değil. Fakat Halaçoğlu'nun yaptığı, artık tamamen herkesin soyunu sopunu adeta bir tehdit olarak kullanmaya gelmiş vaziyette. Bu da, resmi tarihin ve ideolojinin içinde yaşadığı krizin ne kadar üst düzeye vardığını ve çaresizliğini gösteriyor.

Hitler'in “üstün/saf ari ırk” düşüncesi ne kadar bilimselse, Halaçoğlu'nun, TTK'nın zırvalamaları da o kadar bilimsel galiba?

Tabi Türkiye'de, aşırı milliyetçiliğin resmi anlamda bu boyuta inmesi, belki resmi ideolojiyi bile zorlayan bir yaklaşım. Çünkü, Türkiye'deki resmi yaklaşım asimilasyondur ve yurttaşların kendini Türk olarak tanımlaması yeterlidir, farklı kökenden olsalar bile. Şimdi gelinen noktada adeta burada da bir ayrımcılık yapılarak, gerçek Türk olanlarla gerçek Türk olmayanlar arasında bir ayrımcılık yapıldığının işareti görünüyor. Çünkü son dönemde izlerseniz, Hitler'in Kavgam kitabının patlaması bir tesadüf değil, sadece o değil aynı zamanda Türkiye'de Yahudi düşmanı antisemit yayınların artması ve dönmelik üzerine kitapların Best Seller olması da bunun yükselmekte olduğunu gösteriyor. Yani asimilasyoncu milliyetçilikten, ırkçı milliyetçiliğe geçiş doğrultusunda çabalar olduğunu gösteriyor.

Tuzağına düşmemek gerekiyor

Egemen söylem içerisinde “Ermeni dönmesi” bir küfür olarak kullanılıyor...

Birlikte yaşadığımız bir halkın, Türkiye'de son yüzyıldır bir küfür haline gelmiş olması ve de bir aşağılama mevzusu haline gelmesi çok ayıp ve acı bir şey. Hem kendi ulusumuz adına hem insanlık adına...

Halaçoğlu'nun açıklamalarına çok sayıda tepki geldi. Ama bu tepkilerin bazıları, Ermenilerin maruz kaldığı zulümleri yadsıyan nitelikteydi. “Ermeni dönmesi” şeklinde damgalanmaktan duyulan rahatsızlığı dışa vuruyordu. Bu bir çelişki değil mi?

Kesinlikle bu değerlendirmenize katılıyorum. Halaçoğlu'nu kınarken, benzeri ırkçı ve ayrımcı tavırlara ne yazık ki düşülüyor. Bu, Halaçoğlu'nun açtığı tuzağa düşmektir. Burada toplum olarak kendimizi ne kadar sorgulamamız gerektiği ortaya çıktı bir kez daha.

Halaçoğlu'na teşekkür etmeliyiz!

TTK Başkanı Halaçoğlu, bu açıklamayı neden şimdi yaptı?

Bu açıklama, tabi Türkiye'nin yaşadığı son darbe girişiminden, seçimler ve seçim sonuçlarından bağımsız olarak görmemek gerekiyor. Belki bu dönem, belki önümüzdeki dönem de bu tür şeylere çok rastlayacağız. Yani, şu anki noktada aşırı milliyetçi grupların yükselen liberal islami harekete karşı bu silahı da kullanmaya çalışacağı anlaşılıyor. Bu açıklamayı sadece Kürtler açısından görmemek lazım, AKP yöneticilerine de yönelik bir çabanın yansıması bence, ki bir çok kitap çıkmış vaziyette. AKP yöneticilerini Yahudi olarak gösteren kitaplar ve bunlar şu anda da Best Seller vaziyette. Alevilere ve Kürtlere de tabi bir mesaj var. Bir taraftan Ermeni halkına da bir aşağılama var. Alevilerin politikleşmiş kesimlerine bir tehdit var. Türkiye'deki devrimci sosyalist kesimlere yönelik bir tehdit var. Onları akıllarınca kamuoyunda küçük düşürme çabası var. Böylece bir taşta bir çok kuş vurulmaya çalışılıyor. Bir anlamda de bilinçaltının ortaya dökülmesi. Belki kendisi de açığa çıksın istemezdi bu düşüncelerin. Ama makyajsız olarak çıkması için de belki Halaçoğlu'na teşekkür etmeliyiz.

Sizin de ifade ettiğiniz gibi galiba Halaçoğlu'na teşekkür etmeliyiz. Resmî bir ağız olarak Kürtlerin Anadolu'nun doğusunda herkesi doğal asimilasyona uğratacak denli dominant bir kültür gücü olduğunu itiraf etti...

Evet. Zaten milliyetleri, halkları, kültürleri ırk esasına göre şekillendiremeyiz. Ulus olmak aynı zamanda kültürel boyutu olan bir şeydir ve hegemon olan kültür eğer belli bir bölgede yerleşik kültürse, diğer kültürleri de etkiler ve belirler. Bugün, Kürt kültürü kendi yöresinde yerleşik ve çok eski tarihe sahip olan bir kültür. Ve o yörede yaşayan azınlık toplumları Kürtçe konuşuyor. Kürtçe konuşan Ermeniler, Yahudiler var. Bu da Kürtlerin o yörede ne kadar hegemon olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla bazı Türkmen aşiretleri de Kürtleşmişse buna şaşırmamak lazım. Nasıl Kürtçe konuşan Rum ve Ermenilere şaşırmıyorsak. Çünkü Kürdistan, Türkiye'yle farklı statülerde birleşti 1500'lü yıllarda. Her zaman farklı bir statüsü oldu diğer Osmanlı topraklarına oranla. Bu bakımdan da kendi bölgesinde kültürel bir hegemonya oluşturabildi.

Halaçoğlu'nun açıklamasında, “Ermenilerin, 1915 katliamında canını kurtarmak için din değiştirmek zorunda bırakıldığı” itirafı da var değil mi?

Evet. Bu da başka bir kaçış. Ermeni soykırımında çaresizliğin geldiği en son nokta. Soykırım olmadı deniyor. Peki bu kadar Ermeni'ye ne oldu? Herhalde resmi tarihçilerin vereceği yanıt: Korkudan Müslüman ve Türk oldular. Ya da Alevi oldular. Herhalde bu son çare! Bu da inkarcı tarih anlayışının başka bir yansıması ama görüldüğü gibi hiçbir parça arasında mantıklı bir bütünlük kurmak ne yazık ki mümkün değil.

Devlet yurttaşlarından özür dilemeli

Halaçoğlu, devletin din değiştiren vatandaşlarını “ev ev” fişlediğini dışa vurdu: “1936-37'de devlet bu dönmeleri ev ev tespit etmiş... Bu da dönmelerin listesi. Mahallesine, köyüne, evine varıncaya kadar isim isim belgeler var.” Bu; laik, sosyal, bir hukuk devleti iddiası ile bağdaşır mı?

Bu açıklamanın en ürpertici noktalarından biri bu. Gerçi bunun var olduğu biliniyordu. Çünkü 1940'lı yıllarda Varlık Vergisi'nde zaten D kategorisi altında başka kökenli olup din değiştirenler de toparlanmıştı. Bunlardan da ağır vergiler istenmişti. Bu tabi 30'lu, 40'lı yıllar açısından şaşırtıcı değildi. O dönem sadece Nazi Almanya'sında değil, neredeyse Avrupa'nın çoğunluğunda ırkçı, milliyetçi anlayışlar egemendi. Bu durum Türkiye'deki ortamı da etkilemişti. Ama Nazizmin yenilgisiyle milliyetçiliğin hegemonyası kırıldı, ama Türkiye'de Soğuk Savaş nedeniyle NATO şemsiyesi altında kırılma yaşanmadı. Ve Türkiye'deki milliyetçi anlayış bugüne kadar yıkılmadan geldi, üstelik bir devlet felsefesi olarak.

Toplumun bu denli fişlendiği bir başka ülke var mı? Bizim aklımıza faşizmler geliyor da...

Tabi bütün totaliter devletlerin bu tür kayıtları vardır. Bu da onların ne ölçüde biçimsel demokrasiden uzak olduğunu kanıtlar. Biçimsel demokrasilerde bile zaman zaman bu tür kayıtlar tutulmuştur. Ama, en azından bu tür kayıtlar imha edilmiş ya da bundan dolayı özür dileyici tavır içine girilmiştir. Türkiye'de yapılmayan bu. Yani, hiçbir zaman Türkiye'de devletin kendi yurttaşlarından özür dilediği bir örneğe ne yazık ki rastlayamadık.

Soykırımı inkar etme politikası iflas etti

Halaçoğlu'nun açıklaması ile eş zamanlı 'sözde soykırım' ifadesi yerine '1915 olayları' ifadesini kullanacağı açıklandı. İttihat ve Terakki’nin mirasçılarına “sözde soykırım” ifadesi bile bol mu geldi?

Bu iddia, Türkiye'yi bütün dünyada küçük düşürdü. Herhalde onun farkına varıldı. Çünkü 1915'te yaşanan olaylar, bugün nasıl Darfur'da, Bosna'da, Ruanda'da dünya kamuoyu tarafından an ve an izleniyorsa, o günün koşullarında Ermeni soykırımı da izlenmiş ve yansıtılmıştı. Sadece New York Times'da 200'ün üzerinde haber çıktı. Öteki gazeteleri saymıyorum. Öte yandan bu ifadenin kullanılması, kurbanların anısına hakaret ve aşağılama içeriyordu. Tabi bu tepkiyi daha çok arttırdı. Şu anda Türkiye'nin jeopolitik konumunu kullanarak, devletler arası ittifakını kullanarak Ermeni soykırımını inkar etme politikası iflas etmiş vaziyette.

Egemenler, neden İttihat ve Terakki'nin kanlı mirasını bir türlü ret ve mahkum edemiyorlar? Cumhuriyet öncesi bir katliamdan neden bu kadar alınganlar?

1915 olayı, sadece bir ülkenin kendi yurttaşlarının imhasına izin vermesi değil, aynı zamanda toprakların ve servetin el değiştirmesine olanak sağlaması anlamında da çok önemli bir kırılma, kopuş noktası. Türkiye'deki sermaye birikiminde buradaki talanın çok önemli bir payı var. Bunun dışında soykırımda rolü olan kişiler daha sonra yeni sistemin oluşumunda önemli roller aldılar. Bir başka nokta ise, 1915'le başlatılan azınlıkları tasfiye etme politikası daha sonraki dönemlerde de devam etti.

İttihatçılar gayrimüslümlere düşmandı, neo-ittihatçılık ise şimdi Kürtlere. Teşkilatı mahsusa, Kuvva-i çeteler, darbe ve muhtıralar ülkesinde başka türlü olması beklenir miydi? Çözüm ne?

Çözüm, yurttaşlarla devlet arasındaki ilişkinin doğru bir şekilde kurulması. Devlet yurttaş ilişkisinin tamamen değiştirilmesi. Demokrasi kuruldu iddialarına karşın Türkiye'deki yurttaş, Osmanlı dönemindeki gibi bir teba olmaktan öteye geçmedi. Her zaman devlet bir önceliğe ve belirleyiciliğe sahip oldu. Dolayısıyla devlet felsefesinin değişmesiyle birlikte ümmetten ulus devlete geçişle birlikte de aynı davranış biçimleri devam etti. Gerçekten demokratik bir ülkenin temellerinin atılması, insanların farklı kültürlerine, farklı inançlarına rağmen eşit olarak toplumsal yaşamına ve siyasal yaşama katılımının sağlanması gerekiyor. Bunlar olmadan bu sorunların çözülmesinin mümkün olmadığını düşünüyorum.