Atılım Günlük Haber Bülteni Ana Sayfası
 
Orhan Doğan / Melih Gökçek suçludur, yargılanmalıdır
Foto: <strong>Orhan Doğan</strong> / Melih Gökçek suçludur, yargılanmalıdır

SUKA-DER, 1997 yılında kuruldu. ASKİ emekçileri, kapıkulu sendikacılığı yapan burjuva sendikacılara baş kaldırdı ve SUKA-DER'de ellerini birleştirdi. Ama derneğin öncesi de var. Derneği oluşturan emekçiler, 1994'te belediye başkanı olan Melih Gökçek'in dayatmaları sonucu sendika sendika dolaştırıldıktan sonra ayrılma kararı almış ve bir dayanışma sandığı kurmuşlardı. Dernek, cezaevleri de dahil olmak üzere bir dizi toplumsal gündemle ilişkilenmeyi kendi sorumluluğu olarak görüyor.

600’ün üzerinde üyesi bulanan SUKA-DER Başkanı Orhan Doğan'la Ankara'nın su sorununu konuştuk. “Su, sudan bir mesele değil” diyerek bu işi gerçek uzmanlarından öğrenmek istedik. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in, 2003 yılında Işıklı Gerede sistemini bitirmesi gerekirken, önceliği metroya verdiğine dikkat çeken Doğan, “Gökçek, her şeyden önce yargılanmalı” dedi ve ekledi: “Melih Gökçek ne kadar sorumluysa, sessiz kalan hükumet de, bakanlar da o denli sorumludur.”

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Ankara'yı Kerbela'ya çevirdi. Sizce Ankaralıların maruz bırakıldığı susuzluk işkencesinin nedeni ne?

Öncelikle geçenlerde bir panel yaptık, orada Orhan Veli’nin 1940'larda yazdığı “Peynir ekmek değil ama, acı su bedava” şiirini okuduk, Orhan Veli'nin bu şiiri yazarken suyun bu denli metalaşacağını tahmin etmediğine dikkat çektik.

Her şeyden önce su, insanların sosyal bir hakkıdır. Her insanın günlük ortalama 25 metreküp içme suyu kullanma hakkı vardır. Devlet, bu miktarı sağlamakla mükelleftir. Bu zorunlu bir hizmettir.

Ama bu doğal hakkımız elimizden alındı. Niye alındı bu sosyal hak? Belediyenin öncelikleri anlamında yapması gerekenleri yapmamasından, parayı başka yerlere aktararak bu asıl önceliğin geri plana itilmesinden...

Ne dedi Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı? Bizim önceliğimiz metro! 2003 yılında Işıklı Gerede sistemini bitirmesi gerekirken, önceliği metroya verdi. Alt ve üstgeçitleriyle su sorununu bir kenara itti. Gelinen noktada kavşaklara harcanan para 360 milyon dolar! Oysa Işıklı Gerede sisteminin maliyeti 260 milyon dolar olacaktı.

Şimdi su sorunu kapıya dayandı. Biz, Gökçek'e Ankara’nın katili diyoruz. Neden katili? Çünkü kültürü katletti Ankara’da, insanı katletti. Bakın, sadece 2001'de Ankara'nın İstanbul yolunda trafik kazasında katledilen insan sayısı 30 binin üzerinde. Gökçek, bilim adamlarını hiçe sayarak şehir merkezini otobana çevirdi, kazalara davetiye çıkardı. Ayrıca doğayı katletti, yeşil Ankara şu anda sapsarı.

Ankara susuz, ama Gökçek yüzsüz. Basını suçluyor. Kendisini eleştirenlere demediğini bırakmıyor. Melih Gökçek'in bu suçlayıcı açıklamalarının bir haklılık payı var mı?

Size bir örnek vereyim; 13 yıldır belediye başkanı, her toplu sözleşme döneminden 4 ay önce belediyeden atılacakların listesini belirliyor. Talepleri aza indirme amacı güdüyor. Ardından sürgünlere başlıyor. Sendika yöneticileri, kapıkulu oldukları için hemen işçilere gidiyor, “Arkadaşlar 0 zammı kabul etmek zorundayız, yoksa Gökçek bu kadar insanı işten atacak. Ekmeğimizden olacağız” diyor. Bu, Gökçek'in yıllardır başvurduğu taktiklerden biri.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, buna rağmen sorunlarla ilgili kafa yoran, Ankara'nın sorunlarına sahip çıkan kitle örgütlerine, kurumlara, partilere saldırmamazlık etmiyor. Kimine fiziki saldırıda bulunuyor, kimine tazminat davaları açıyor, kimilerini ise kamuoyunda karalıyor, “terörist” ilan ediyor. Ama bunlar kamuoyu tarafından çok ciddiye alınmıyor. Çünkü su sorunu herkesin gözünü açtı.

Dualar, tasarruf açıklamaları tam bir komedi! Her şeyden önce suyun korunması önemli. Ankara ASKİ’de, suyun korunması ile ilgili sadece bir müdürlük ve 4 personel var. Onların da bir iş yapması için valilikten izin alması gerekiyor.

Yerleşim alanlarının su havzalarının dışına alınması gerekiyor, ama tam aksine buralar yerleşime açılıyor. ASKİ’nin resmi web sitesinde göre; Ankara'da yüzde 30'luk bir su kaybı var. Oysa hepimiz biliyoruz; Ankara'da içme suyu kaybı yüzde 60’ların üstündedir.

DSİ’nin her yıl revize ettiği öngörülere göre; İçmesuyu 2. Aşama (Gerede Sistemi) Projesi’nin 2005’te uygulamaya sokulması gerekiyordu. Ama Gökçek bunu elinin tersiyle itti. Bu tahammülsüzlük neden? Suçunu gizleme telaşımı mı?

Tabi ki! Şimdi suçlu psikolojisi ile herkese saldırmaya başladı Gökçek.

Yerel Yönetim Yasası çıkarılırken, DSİ'nin yükümlülüğünde olan bazı hizmetler, ASKİ'ye devredildi. Ama DSİ’nin hizmetleri ülke çapında toplanan vergilerden sağlanıyordu. Örneğin Ankara’da yapılan barajı DSİ yapsaydı, bunun Ankaralıya maliyeti bu denli olmayacaktı.

Çeşitli iddialar var ihalelerle ilgili. Zira bu ihaleleri Gökçek yaptı. Otobüs İstanbul’dan daha pahalı. Su keza öyle. Ankaralılardan toplanan para, onlara hizmetsizlik olarak yansıyor. Suçluluk psikolojisinin altında özelleştirme vardır. Manavgat İsraillere satılırken, Dicle ve Fırat satılmaya kalkışılırken başka türlüsü olamaz. “Yerelleştir, özelleştir, dünyalaştır” diyorlar. Yerelleştirmeden özelleştirmek daha zor olduğu için barajları, su kaynaklarını önce belediyeye devredip özelleştiriyorlar.

Dünya ilaç piyasasının üstünde bir kar marjı var. Ve bu su. Yakında belki su savaşları başlayacak. Mesela Dicle ve Fırat, sınırları aşan birer su kaynağı. Buranın özelleştirilmesi, yasa değişiklikleri gündemde. Ankara’ya yansıyan sadece küçücük bir boyutu. Yani bunların altında emperyalist politikalar olduğunu düşünüyorum.

Siz ASKİ emekçileri olarak ASKİ'yi, Büyükşehir Belediyesini susuzluk konusunda uyarmış mıydınız? Uyardıysanız nasıl tepkiler aldınız?

Bize genelde tepki gösteriyorlar, saldırılarla bizi dize getirmeye çalışıyorlar belediyede. Çünkü bu dernek, 1994’te Melih Gökçek Ankara’ya geldikten sonra işçiler ve memurlar tarafından kuruldu. Bu nedenle bizi sadece saldırı, sürgün ve davalarda muhatap alıyorlar!

DSİ Genel Müdür Vekili Haydar Koçaker, Ankara’nın 4-5 ay yetecek suyu olduğunu belirterek, krizi Ankara Büyükşehir Belediyesi ve ASKİ’nin "telaş ve hatasına" bağladı. Ankara'nın gerçekten 5 aylık suyu var mı?

Tüm istatistik bilgiler öyle olduğunu gösteriyor.

O zaman neden su kesintisi başlatıldı? Panikten mi?

Kesinti olacağı, seçimden önce söylenmişti. Ama 22 Temmuz seçimlerinde oy kaybı olmasın diye kesinti seçim sonrasına ertelendi. Oysa bu kesintinin uzun vadeye yayılması ve 2-3 saatlik periyotlarla olması daha düzgün olurdu.

Seçim beklenip birden iki günlük su kesintileri olunca panik oluştu. Daha fazla su kullanıldı. Tasarruf derken, daha kötüsü oldu. Ankara’nın sokağa dökülüp yolları kapatmasının nedeni budur. Tabii kasıtlı olarak metreküp suyu düşük tuttular, Mamak ve çevresine su gitmedi bu yüzden.

Al birini vur ötekine!

Başbakan Erdoğan, Gökçek'le yaptığı görüşmenin ardından "Gökçek kesinti yaparak hata yaptığını kabul etti" açıklamasında bulundu. Sizce bir kişinin hatasını kabul etmesi yeter mi?

Tayyip Erdoğan 5 yıldır başbakan. Bu sorunların sorumluluğunu Melih Gökçek’e yükleyemez. Bağlı bulunduğu anlayış, zihniyet birbirinin devamı. Hepsi aynı; al birini vur ötekine! Melih Gökçek ne kadar sorumluysa, sessiz kalan hükumet de, bakanlar da o denli sorumludur.

Bundan bir ay önce biz, ağaç yolsuzluğuyla ilgili açıklama yaptık, gazetelerde çıktı. Ama İçişleri Bakanlığı'ndan bir kişi gelip “Bu nedir?” diye sormadı.

Bunlar aynı çarkın dişlileri. ASKİ Genel Müdürü'nün, İçişleri Bakanı'nın ataması olduğu söyleniyor. ASKİ Abone İşleri Daire Başkanı'nın da İçişleri Bakanı'nın akrabası. Bu İçişleri Bakanı kalkıp Gökçek’i sorgular mı, müfettiş gönderir mi? Ya da gönderirse, onların dosyaları ne kadar ciddi bir şekilde incelenir? Hiç inandırıcı gelmiyor.

Gökçek, halkın istifa taleplerine kulağını tıkıyor. Sizce Gökçek istifa etmeli mi?

Melih Gökçek her şeyden önce yargılanmalı. İstifadan öte bir şey bu. Çünkü Gökçek suçludur. Ama zamanında gözaltına alındığında, dönemin Cumhurbaşkanı Demirel, gece 02.00'de telefon etmiş ve Gökçek'i serbest bıraktırmıştı. Melih Gökçek o tarihten beri suçlu. Suçlu olduğu herkes tarafından biliniyor. Güneydoğu'da çok dilli belediyecilikten dolayı belediye başkanını görevden alan, belediye meclisini de görevden çeken İçişleri Bakanı'nın Gökçek’i es geçmemesi gerekiyor.

Ranta dayalı bir belediyecilik

Bilim insanları, “Kentin gerçek sorunlarına eğilmek yerine, plansız, programsız ve göstermelik yatırımlarla göz boyamayı hedefleyen yaklaşım, susuzluğun ortasında patlayan borularla birlikte iflas etmiştir” açıklamasında bulundu. Siz, Ankara'nın su sorununu çok yakından tanıyan biri olarak bu değerlendirmeye katılıyor musunuz?

Evet katılıyorum. Melih Gökçek, ranta dayalı bir belediyecilik yapıyor. Bu sorunlar tüccar kafalı olduğu için ortaya çıkıyor. Gökçek'e göre; Ankaralı müşteri, belediye ve ASKİ ise birer şirket. Ama ASKİ ticari ahlaktan bile yoksun. Abonelere para gözüyle bakıyor. “Kaz geldi, yolalım” diyor.

Size bir örnek vereyim; Ankara’da herhangi bir vatandaş, su parası fazla geldi diye itiraz edecekse, önce itiraz dilekçesi için 9 YTL ödemek zorunda. Dilekçeyi verdiniz ASKİ gelip saati söktü; saatin söküp takma bedeli, 28,5 YTL. Saat arızalı çıktı diyelim, bedeli 50 YTL. Bu durumda, astüne üstlük ödenen parayı geri almak için dava açmanız gerekiyor.

ASKİ Su Daire Başkanı turizmci

Ankaralıları can evinden vuran susuzlukta ASKİ yönetiminin payı ne?

Aslında var. Belli bir dönem su verilmedikten sonra, o boruların içinde kalan havanın boşaltılması ve suyun yavaş yavaş verilmesi gerekiyordu. Ama bunlar, hızla yüksek basınçlı su verdiler, bu basıncın sonucu borular patladı. Görüldüğü üzere; çok sıradan bir mühendislik bilgisi bilinmiyor demek ki.

Bir de şu var tabii; Ankara'da altyapı ekonomik ömrünü tamamladı. Örneğin şu anda bir yerde küçük bir su patlağı olduğu zaman, o bölge kazılı kaynak falan tutmuyor. Bundan kaynaklı bir tahta parçası alınır o çatlağın olduğu yere çakılır ve üzeri toprakla ve asfaltla kapatılır oldu artık. Bunlar değiştirilmediği sürece bu sorunlar devam edecek.

Basit bir mühendislik bilgisi gerektiren bu gerçeğe rağmen su borularının patlaması “kaza” olarak değerlendirilebilir mi? Burada bir bit yeniği yok mu?

Dikkatinizi çekmek istiyorum; ASKİ Su ve Kanal Daire Başkanı bir turizmci, barajlardan sorumlu kişi işletmeci... Ya da imardan sorumlu kişi bir terzi. Büyükşehir koordinatörü ise bir kapıcı. Kendilerini küçümsemek için söylemiyorum, ama bu kişiler her gün basına çıkıyor ve demeç veriyor. Bir sürü böyle kadro sayabilirim size. Böyle bir kadronun elinde Ankara'da bunların olması doğaldır!

Buna rağmen iyi ve teknik kadrolar işten atıldı. Kimisi baraj yapımına verildiler, kimisi geride bekletiliyor.

Gökçek, sinekten yağ çıkarıyor. Her yaptığı işe para gözüyle bakıyor. Hiçbir işe yaramayan Bahçelievler Gökkuşağı projesi mesela. Ama unutulup gitti. Hiçbir işe yaramayan koskoca Eskişehir yolu var. Görkemli açılış yaptılar onun için. Ama 15-20 gün sonra tüm dükkanlar kapatıldı, şimdi hiç kimsede gitmiyor oraya. Şu anda bomboş. Kente hizmetle ne alakası var bunun?

Direnme hakkımızı kullanmak zorundayız

Susuzluk sorununun baş gösterdiği günlerde, AKP hükumetinin suyun özelleştirileceği açıklaması sizce bir tesadüf mü?

Değil. Tam tersine bunların politikalarının bir yansımasıdır. Hatırlarsanız, yıllar önce okullar kötü diye halk özel okullara yönlendirilmişti. Bunun gibi bir şey. Bir yeri satmak veya özelleştirmek, peşkeş çekmek istiyorsanız ilk önce bunun alt yapısını oluşturursunuz. O kurumu yıpratırsınız.

Özelleştirme, gelecek yıllarda ciddi su sorunları yaşayacağı anlaşılan Türkiye'nin derdine deva olur mu? Su ve sermaye ilişkisi, başka ülke deneyimlerine baktığımızda bize susuzluk, hastalık (kolera), ölüm ve fahiş fiyatlar olarak yansıyacak gibi görünüyor. Sizce de öyle mi?

Diğer ülkelerde ne yaşandıysa, bizde de aynı şeyler yaşanacak. Dolayısıyla biz direnme hakkını kullanmak, yani sosyal haklarımızın elimizden alınmasına karşı durmak zorundayız. Su, temel bir yaşam kaynağı. Bu anlamda suyla ilgili politika diğerlerinden çok daha önemli.

Su dünyada ticari bir meta olarak kabul edilmeye başlandı. Nehirlerin, barajların satılması bu şeylerin arkasından geliyor. Dolayısıyla Ankara bu sorunların sadece yerel boyutunu yansıtıyor. Ama bu dünya çapında bir politikadır. Suyu ticari bir meta olarak kabul edilmesi, yaşam hakkımızın her yönüyle elimizden alınmasıdır.

Su sudan bir mesele değil. Ve siz su işinin uzmanısınız. Sizce susuzluk belasından kurtulmak için ne yapmak gerekiyor? Altyapı ve benzeri konularda...

Söylediğimiz gibi, Gerede Sistemi'nin bir an öne devreye girmesi gerekir. Kızılırmak suyu Ankaralının içme suyu anlamındaki çözümü değildir. Kullanım anlamında kısa süreli bir çözümdür. Zira İvedik tesisi, arıtma anlamında yetersiz. Bu işin uzmanları tarafından defalarca açıklandı.

Demokratik kurumlardan, sendikalardan, meslek örgütlerinden oluşan bir Acil Müdahale Koordinasyonu kurulsa sizce Ankaralıları rahatlatmak için ilk işi ne olmalı?

61 gurubun olduğu bir platform var, ama bana göre bu platformun çalışması yeterli değil. Belirli kriz anlarında bir basın açıklaması yapmak yetmiyor. Daha derlitoplu, sorunu kendi sorunu gibi sahiplenecek bir oluşuma ihtiyaç var. Ankara’yı ayağa kaldıracak bir şeyler yapmalı. Ben mahalleleri geziyorum, hala bir çok insan susuzluğun nedenini kuraklığa ve Allah’a bağlıyor. Burada sorunun anlatılaması gerekiyor.