Atılım Günlük Haber Bülteni Ana Sayfası
 
Sebahat Tuncel / Ankara’ya oturmak için gelmedik
Foto: <strong>Sebahat Tuncel</strong> / Ankara’ya oturmak için gelmedik

22 Temmuz seçimlerinde Meclis'e gitmeye hak kazanan 50 kadın vekilden biri Sebahat Tuncel. O, Türkiye'nin, hapishanenin dört duvarı arasından Meclise giden ilk vekili. Gebze M Tipi Hapishanesi'nde tutsak iken İstanbul 3. Bölge'den bağımsız milletvekili adayı oldu. Kürt halkı, Türk emekçileri ve kadınları, sosyalistleri Sebahat Tuncel'i hapishane'den alıp Meclise koydu. Sebahat Tuncel adı, sömürgeciliğin, 13 yıl önce seçilmiş Kürt vekilleri Meclisten alıp zindana koyduğu saldırganlığa yanıt oldu.

Türk, Kürt, Arap, Laz vb. kimliklerden yüzlerce insan Sebahat olup, seçim çalışmasında yer aldı. Kapılar, tutsak Sebahat'i özgürleştirmek için çalınırken, Kürt halkının inkar ve imhasına karşı, emekçilerin, ezilenlerin sesinin daha da yükseltilmesi içindi. Sebahat Tuncel, “şimdi Meclis kürsüsünde emekçilerin, ezilenlerin sesi, talebi yankılanacak” diyor. “Kimliği, kültürü yok sayılan Kürt kadını başta olmak üzere, tüm emekçi kadınların talep ve özlemlerinin mücadelesini yükselteceğim” diyor.

Siz, dört duvar arasındayken milletvekili adayı gösterildiniz, adınız 3. Bölge'de her yere taşındı. Bu süreci cezaevinde takip etmek nasıl bir duygu?

Gerçekten ilginçti. İçerideki arkadaşlarla, “Dışarıyla bağlantımız nasıl olabilir, dışarıya nasıl sesimizi ulaştırabiliriz” diye tartıştık. Bir seçim komisyonu oluşturduk. Bol bol espriler yapıyorduk. Mitingler organize ettik... Arkadaşlar, 'nasılsa mahkemede çıkacaksın, ön hazırlık olsun' diyorlardı. Farklı bir duyguydu. Mektuplar aracılığıyla ulaşmaya çalıştık. Görüşçüler üzerinden çeşitli tepkiler geliyordu. Gönderdiğim her mektubun ne kadar büyük ilgiyle karşılandığını duyduğumda çok duygulandım. Ayrıca cezaevleri, unutulmuş bir alan. Uzun süredir, tecridi, F tiplerini sadece küçük gruplar dile getiriyor. Cezaevlerinde binlerce siyasi tutsak var. Aday olmam, insanların yüzünü de cezaevine çevirdi. Tutsakların sorunları eskiye oranla daha az gündemleştiriliyor. F tipleri gerçeği korkunç. Herşey ceza gerekçesi olabiliyor. Görüş, mektup, hücre cezaları veriliyor bol bol. Bütün bunlar, insan onurunun kabul etmeyeceği şeyler.

Seçilebileceğinizi düşünüyor muydunuz?

Daha önceki seçimlerde bölgede alınan oy 118 bindi. O yüzden büyük olasılıkla seçilebileceğimi düşünüyordum. Sonunda bağımsız giriyorsun, çok sayıda bağımsız milletvekili adayı var. Halkla, seçmenle birebir etkileşimi yaşamamanın getirebileceği olumsuzlukları da düşünüyordum. Ama yine de yüksek olasılıkla seçileceğimi bekliyordum.

Seçim sonuçları netleşip, milletvekili olduğunuz kesinleştiğinde, cezaevinde neler yaşandı? Kazandığım zaman, arkadaşların ilk tepkisi çığlık çığlığa bağırmak oldu. Ağladılar. Halaylar çektik. O çığlıklar hala kulaklarımda. Her arkadaş, kendi kazanmış gibi yoğun duygular içinde idi. Cezaevi yönetimi sonucu duyduğunda çok şaşırdı. Adaylık döneminde hep, “siz gerçekten kazanacağınızı düşünüyor musunuz” diyorlardı. Sonra gardiyanlar, “bizim sorunlarımızıda taşı, yıpranma paylarımızı gündeme getir” demeye başladı. En güzeli, kazandıktan sonra, her odayı yarım saat ziyaret etmem oldu. O anda, duvarlar yok, arkadaşların yanına gidip görebiliyorsun. Bu bambaşka bir duygu. Orada, başta mekan olmak üzere herşey sınırlı. Gökyüzü bile üzerinize kilitleniyor. Bir arkadaş yazdığı mektupta, “Sen kazanıp, dışarıya çıktığında yüreğimizin yarısı seninle çıkacak” demişti. Onların yüreğinin yarısı benimle çıktı, ama benim yüreğimin yarısı da orada kaldı.

Düşüncelerinden dolayı binlerce insanın yıllarca hapishanede tutsak edildiği ülkemizde, bağımsız adaylar içinde en çok oyu almış olmanızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

İnsanlar hiç görmediği, tanımadığı birine oy verdi. Bunu iyi okumak lazım. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yolla çözümünü, bizler yıllardan beri söylüyoruz. Doğudakiler barış istiyor, batının böyle bir talebi yok deniyordu. İstanbul'dan, bu kadar yüksek oyla seçilmem, batının da artık savaşa hayır dediğini gösteriyor. Bu noktada bana büyük görev ve misyon yüklendiğini düşünüyorum. Ankara'ya gelişimiz, o rahat koltuklara oturmak için değil, halkın beklentilerine yanıt olabilmek içindir. Diğer önemli bir nokta ise, zindanlara, tutsaklığa verilen yanıt olmasıydı. Bu ülkede insanların inancından, düşüncelerinden dolayı tutsak edilmesine karşı da bir cevap. “Eğer sen tutsak edersen, ben de oylarımla çıkarırım” diyerek, halk siyasi tutsaklara sahip çıkmıştır.

Görüyoruz ki, Erdoğan, Bahçeli ve birçok burjuva siyasetçi DTP'li vekillere 'akıl' veriyor. “Kürtçe yemin etmeyin”, “Kürt sorununu siyasallaştırmayın” vb. gibi. Hepsi tehdit kokuyor...

Akıl hocaları, göreve başlamadan, yapacağımız işlerin önünü kesmeye çalışıyorlar. Ama biz niçin oradayız, halk bizi niçin oraya gönderdi? Bu çok net. Türkiye'ye sözümüz var derken, maddeler sıralanırken, talepler çok net ortaya kondu. Bizim gündemlerimiz ona göre olacak. Bu süreci, hem sağduyulu hem de başarılı götürmek lazım. Çözüme dair birşeyler yapmak lazım. Bu konuda daha ilkeli bir duruş önemli bizim açımızdan. Bizim bir parti programımız var. Ve bize, şunu yapmayın, bunu yapmayın diyenler, esasında yapacaklarımızdan korkuyorlar. Yerellerden aldığımız bilgilere göre, Türk halkının da bizden beklentisi var. “Siz oraya girdiniz. Neler yapacağınıza bakacağız” diyorlar. Sosyalistler, Aleviler, farklı kimlikler de DTP'den beklenti içindeler. Aslında bu beklentilere cevap olamamak insanı korkutuyor.

Meclis, Cumhurbaşkanlığı seçiminin yanı sıra 'sınırötesi harekat' tartışmalarının gölgesi altında açılacak. Bu iki kritik konuda nasıl tutum alacaksınız?

Cumhurbaşkanlığı meselesini grup olarak tartıştık. Meclisi tıkayacak, seçim öncesi yaşanan gerginliklerin yaşanmasına yol açacak tutumlar almayacağız. Mecliste olacağız ama aday kim olacak ona bakarak destek verip vermeyeceğimize karar vereceğiz. Hani mevcut Cumhurbaşkanı, Türkiye'nin Cumhurbaşkanıydı, hani kucaklayacaktı. Bizimle niye görüşmedi? Bu ülkenin doğusu, batısı, güneyi, kuzeyi her yeri kucaklaması gerekiyordu!

Sınırötesi operasyon konusunda henüz tartışma yürütmedik. Seçim öncesinde de, şimdi de bu konuda ki duruşumuz net. Sorunun operasyonlarla çözülemeyeceğine inanıyoruz. Karşılıklı diyalog başlatılmalı. Kürt halkının talepleri, beklentileri nelerdir? Bunlar tartışılmalı. Onlarca operasyonla hangi sonuç alınmıştır? Devlet yetkilileri de, operasyonların çözüm olmayacağını biliyor, söylüyor esasında. Operasyonlar sürüyor, çatışmalar yoğun biçimde devam ediyor. Ama sorun çözülmek yerine daha da büyümeye devam ediyor.

AKP, seçimlerde sivil anayasa vaadinde bulunmuştu. TMY'yi, Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu'nu, 301'i çıkartan partinin ve onun çoğunlukta olduğu bir Meclisin, demokratik bir anayasa hazırlayabileceğini düşünüyor musunuz?

AKP'nin, 4,5 yıllık pratiğinde bir çelişkiler yumağı görüyoruz. Örneğin, Diyarbakır'a gitti ve “Kürt sorunu vardır, benim de sorunumdur” dedi. Tunceli'ye gitti, “öyle demek istemedim. Kürt vatandaşlarımın sorunu vardır” dedi. Ya da birçok yerde yüzünü AB'ye döndü, ama TMY'yi, Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu'nu çıkardı. Ama esas önemli olan, Anayasa tartışmalarında bizim performansımız. Alternatif anayasayı sivil toplum örgütleri tartışıyor. Bizim de gündemimizde. Bunlar güçlü biçimde gelişirse, anayasa değişikliğinde önemli şeyler olabilir. Ama toplumsal anlamda da verilen refkleksin çok zayıf olduğunu belirtmeliyim. Bizim Meclisteki muhalefetimiz, belki sokağı da hareketlendirebilir. Asıl mesele o. Sokağın artık ses vermesi gerekiyor.

Doğru politika, Türk ve Kürt kadınlarının önünü açacaktır

Bu zamana kadar aktif biçimde kadın mücadelesinde de yer aldınız. Sizin seçim çalışmanıza aktif destek veren, sizi yakından tanıyan kadın kurumlarına ne söylemek istersiniz?

Bir kadın olarak, kadın bilinciyle mücadelede yer alan bir kişi olarak, siyaseten farklı kulvarlarda, farklı kurumlarda yer alan kadınların bu çalışmada ortaklaşmış olması çok önemli. Bundan sonraki ilişkimiz, çok daha güçlü olmak zorunda. Kadın politikalarını oluştururken birlikte tartışma, birlikte karar verme ve onu taşıyabilme önemli. Bu mücadeleye sahip çıkan bütün kadınların, bir kadın meclisinde yer aldıklarını varsıyorum. Bundan sonraki çalışmalarda bu ortaklık büyütülmeli ve birlikte yürüyüşler daha güçlü örülmeli.

Türk ve Kürt emekçi kadınların talep ve sorunlarına dair özel bir duyarlılığınız olacaktır sanırız... Meclis kürsüsünü, halkın kürsüsü haline getirebilirsek, başarımız orada olacak. Yasaları değiştirecek sayıda değiliz, ama 8 kadın arkadaş da kadın bakış açısına sahip, emekçi kadınların temsilcisi. Türk ve Kürt emekçi kadınların taleplerini kürsüden dile getirmek bile, Türkiye'de birçok tartışmanın başlamasına neden olacaktır. Doğru bir politika yürütebilirsek, Türk ve Kürt kadınlarının önü daha çok açılacaktır. Emekçi kadınlarda bu mücadeleyi sahipleneceklerdir.

3. Bölge'de, içinde ESP'nin, EKD'nin de yer aldığı, devrimci, ilerici güçler sizin adaylığınızı desteklediler. şahsınızda oluşan ezilenlerin ittifakını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sanırım bu konuda en şanslı adaylardan biriydim. Bundan da onore oldum, gurur duydum. Sadece Kürtlerden oy almadım. Ezilen tüm kesimlerden, Alevilerden, Ermenilerden, kadınlardan oy aldım. Ama beni en çok etkileyen, bir dönem birlikte iş yaptığımız kadın arkadaşların bu kadar özverili, içten çalışması oldu. Dışarda yüzlerce Sebahat var diyordum.

Bazen düşünüyorum, bütün öteki kimlikleri kendimde taşıyorum. Ufuk Uras, bir sosyalist Meclise gidiyor diyor ya! Hayır ben de bir sosyalist kadınım. Bir Kürt kadınıyım. Ezilenlerin, emekçilerin sesi olabilmek, onların taleplerini kürsüde ifade edebilmek sanırım büyük başarı olacak. “Herşeyi birden değişitireceğiz” demiyorum. Gerçekçi de değil. Ama mecliste ezilenlerin temsilcilerinin olmasıyla, ezberler bozulacak. Çünkü oraya Kürtler girdi, sosyalistler girdi.

Son bir soru... Sizi okurlarımıza tanıtmaya çalıştık. Ama bu kez milletvekili Sebahat Tuncel'in kendisini tanıtmasını istesek, neler söylerdiniz?

Şekillenişim bu mücadele içinde oldu. HADEP, kadın komisyonuyla çalışmalara başladım. Kişilik olarak, çok hümanist birisiyim. Haksızlıklara karşı isyan eden bir yapım var. şimdiye kadar, emekçilerin, ezilenlerin sesine ses, gücüne güç katabilmek için çalıştım. Kayısı diyarının (Tuncel, Malatya doğumlu) kazandırdığı bir sıcaklık ve duygusallığa sahibim. Kendimi, bu toplumda yetişen, onun şekillendirdiği, toplumsal çelişkilerin oluşturduğu bir kimlik, kişilik olarak ele alıyorum. Doğayı, insanları, okumayı çok seviyorum. Yaşamın kendisini bir mücadele olarak görüyorum ve ben de bu mücadelenin içindeyim.

Halkların kardeşliği bu olsa gerek

Attığınız her adımda medyanın flaşları size yöneliyor. Bu zamana kadar yaptığınız açıklamalara, çağrılara yer vermeyenler saçınızın fönünü bile haber konusu yapıyorlar. Bu haberleri okuduğunuzda neler düşünüyorsunuz?

İlginç bir durum. Kürt kadınlarına bir yaklaşım var. Siyaseti değil de, giyim-kuşamı bu kadar gündemleştirmeleri, magazinleştirmeleri, tüketmeye dönük bir çaba. Nasıl zayıf noktasından yakalarız, toplum nezdinde imajını nasıl yıkarız diyerek yaklaşıyorlar. Okurken gülüyorum, ama altında çok ciddi bir politika yattığını düşünüyorum.

İnkar edilen, yok sayılan Kürt kadını olarak, İstanbul'dan seçilmek ne anlama geliyor? Kürt sorunu konusunda buradan bakarak, -özellikle de Türk halkına- ne söylemek istersiniz?

Aslında İstanbul aynı zamanda büyük bir Kürt kenti. Ama bütün kültürlerin, bütün kimliklerin yan yana geldiği, barış ve demokrasi alanı diyebileceğimiz bir kent. Birçok insan gerçekten, tanımadığı halde oy vermiş. Taksim'de geziyordum. Yanında çocuğu olan bir erkek, “Sana oy verdik. Ve takipçisi olacağız” dedi. Ankara'ya geldim. Hiç tanımadığım bir kadın, “Siz Sebahat Tuncel değil misiniz? Sizin çıkışınıza çok sevindik” diyor. Ya da “bu bizim kız değil mi” diyerek tepki gösterenler. Halk, o kadar kendinden görüyor ki... Türkiye metropollerinde bir Kürt kadının, seçilmiş olması, Türkiyelileşme çabasında da somut bir adım. Bir Türk sosyalisti Akın Birdal, Kürtlerin başkenti denen Diyarbakır'dan seçiliyor, bir Kürt kadını cezaevinden İstanbul'dan seçiliyor. Halkların kardeşliği bu olsa gerek.

Avukatınız mazbatanızı aldıktan sonra “dokunulmazlık” hakkına kavuştunuz. Katillerin, çetecilerin, hırsızların dokunulmazlığına karşı çıkmayanlar, size karşı hemen saldırıya geçti.

PKK adına cezaevinde yatan biri oylarla seçiliyor ve Meclise geliyor. Buna bir tahammülsüzlük var. Yıllardır farklı kimliklerin ve kültürlerin kendisini ifade etmesini, bunun olanaklarının yaratılmasını hep savunduk. Sesimiz kesilmek istendi. Kimlik, kültür olarak kabul edilmek istenmedik. Farklı görüşleri bu noktada anlamaya çalışıyorum. Kabul etmek kolay şey değil. Bu saldırganlığa karşı, söyleyebileceğim, yaptığımız işler olacak.

13 yıl önce, Leyla Zanalar Meclis'ten karga-tulumba alınarak hapishane'ye konmuşlardı. şimdi tam tersi oldu...

Bazı duygular anlatılamıyor, ancak yaşanabiliyor. Leyla Zana, Kürt kadını açısından tek kişi olarak bulunmuştu Mecliste, ama şimdi 8 Leyla Zana var. Orhan Doğan'ı da anmak lazım. Son sözünde, “Barış ve demokrasi sözü verdik. Ama yerine getiremedik” demişti. Kendime bunu söz olarak alıyorum. Bu ülkede, demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesi yürüteceğimi söylüyorum. Bunu o arkadaşlardan devraldık. Bu bir süreçti. Ağır bedeller ödediler. Biz de yeni bir sürece başlıyoruz. Nasıl gelişeceği şu an belli değil. Kürt sorunu barışçı yollarla çözümüne açılır mı? Bu çok belli değil. Ama yıllar sonra, senin iradeni Meclisten alıp hapishane'ye koyanlara karşı, Türkiye halkları o iradeyi hapishaneden alıp Meclis'e gönderiyor. Bundan büyük bir gurur, heyecan duyuyorum.

Anayasa; kişiye, partiye göre ele alınıyor

Kürt halkının iradesi Meclise yansıdı. Bizi nasıl bir Meclis bekliyor?

Seçimlerin hemen ardından, bir yemin krizi yaratmaya çalıştılar. Türkiye'de tabu olan, tartışılması gereken bazı konular var. Ama nasıl bir tartışma platformu olur, hep birlikte göreceğiz. Kürt sorununun çözümüne ne kadar açık oldukları daha net ortaya çıkacak.

DTP'li vekillerin önüne barikatlar kurmak için yeni düzenlemeler yapılmaya başlandı bile. Kürt vekillerle birlikte OHAL de Meclise taşındı. Son düzenlemeleri nasıl yorumluyorsunuz?

Türkiye ilginç bir ülke. Anayasaya sadık kalacağımıza dair, yemin ettik. Ama, bu anayasanın Türkiye'nin ihtiyaçlarına cevap vermediğini biliyoruz. Hala geçerli olan, askeri darbe anayasası ve onunla yönetiliyoruz. Anayasa yoruma açık. Yani kişiye uygun, partiye uygun şeyler yapılıyor. Örneğin, grup oluşturan partilere devlet ödenek ödüyor. Ama bizim grup olarak Meclise gireceğimizi söyleyerek, bunu engellediler. Cezaevlerine milletvekili ziyaretlerini bizim girmemiz üzerine yeniden düzenlediler. Bunlar toplum nezdinde de mahkum olan şeyler. Bu ülkede bir kanun, yasa varsa, herkese eşit uygulanmalıdır. Herkese dokunulmaz, ama Sebahat'e dokunulabilir. Kişiye göre anayasa tavrı, Türkiye'de demokrasiyi geliştirmez. Her adım, her davranış kıskaca alınacaksa, OHAL sürerse, iş yapma durumu sözkonusu olmaz. Oysa biz, Meclisi, çözümün adresi olarak görüyoruz. Kürtler yüzünü Ankara'ya döndü. Bunun iyi görülmesi lazım. Milletvekili sayımıza baktığımızda da, sorunları bir bütün olarak orada çözmemizin olanağı olmadığı görülüyor. Yine de, gündemleştirme, tartışmak açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum.