Türkiye, 27 Nisan muhtırası ile darbe sürecine yuvarlandı. Türkiye, sınırötesi operasyon tartışmaları ile Irak bataklığına çekilmek istendi. Darbe günlükleri, Çankaya savaşları, muhtıra ve sınırötesi operasyon derken, şimdi de iç savaşa sürükleniyor. 8 Haziran'da gece yarısı açıklamalarına bir yenisi daha eklendi, “Teröre karşı kitlesel refleks” adı altında gerici iç savaşın düğmesine basıldı. “Ne mutlu Türküm demeyenler düşmandır ve öyle kalacaktır” sözünde cisimleşen tehdidin hedefinde Kürt ve Türk halkları var. Kardeşlik var.
Son gelişmeleri, Koma Civaken Kürdistan (KCK) Başkanlık Konseyi üyesi Mustafa Karasu'ya sorduk. Kendisinden ateşkesi, muhtırayı, sınırötesi operasyon tartışmalarını, seçim sürecini yorumlamasını istedik. Karasu, “Ateşkes fiili olarak bitmiştir. Biz isterdik ki devam etsin. Türkiye'de demokratik çözüme bir vesile olsun. Ama olmadı” dedi. ABD'nin, AB'nin oyunlarını boşa çıkartma çağrısında bulunan Karasu, sınırötesi operasyonun çözüm olmayacağını vurguladı, “Türklerin empati kurmasını, Kürtleri anlamasını bekliyoruz” şeklinde konuştu.
Ateşkes sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çeşitli demokratik kesimler, aydınlar, yazarlar barış ve ateşkes çağrısı yaptılar. Bizzat devletin içinden bazı kesimler, “Ateşkes yapılırsa demokratik çözüm olanakları güçlenebilir, fırsat tanıyalım” dediler. KDP ve KYB de “Ateşkes, sorunu çözmek isteyenlerin elini güçlendirecektir” şeklinde açıklamalarda bulundular. Biz de bu çağrıları değerlendirerek, ateşkes yaptık. Ancak, Başbakan Erdoğan “Eylem olmazsa, operasyon da olmaz” dese de, ateşkes sonrası operasyonlar azalmadı, çoğaldı. 1 Haziran 2004'de aktif savunmaya başladığımız dönemdeki kayıplarımızla, son 8 aydaki kayıplarımız eşit. Yani ateşkes hiçbir zaman olmadı. Biz tek taraflı ilan ettik, ama tek taraflı da olsa, bir ateşkes olmadı. Her gün, her saat çatışmalar yaşandı. Biz, devleti ve hükümeti defalarca uyardık. Ama Kürt sorununda adım atılmazken, operasyonlar sürdü.
Ateşkes fiili olarak bitmiştir
Buna karşı koyun gibi boynumuzu uzatamazdık. Meşru savunma hakkımızı kulandık. Bu konuda ne hükümet, ne genelkurmay, ne de bize ateşkes çağrısında bulunan aydınlar ile KDP ve KYB somut bir çaba göstermediler. Devlet ateşkesi fırsat bilip bizi tasfiye etmek istedi. Bu arada önderliğimizin zehirlenmesini durumu ortaya çıktı. Bu koşullarda artık ateşkesin bizim için bir anlamlı kalmadı. Bundan sonra kendimizi savunma hakkımızı kullanacağız. Ateşkes fiili olarak bitmiştir. Biz isterdik ki devam etsin. Türkiye'de demokratik çözüme bir vesile olsun. Ama olmadı!...
Biz, 1993'ten beri demokratik çözüm istiyoruz. Kürt sorununu Türkiye halkıyla birlikle çözmek istiyoruz. Bunu söyledik, ısrarla söyledik. Bu işe dış güçler karışmasın. Ne Avrupa, ne de ABD... Kürt sorununa onları bulaştırmadan, biz sorunu Türkiye'deki siyasal iradeyle ve halkla çözmeyi esas aldık. Dış güçler, Ortadoğu'da herhangi bir sorun söz konusu olduğunda kendi çıkarını düşünüyor. Bu yönüyle Türkiye, aslında sorunu çözmeyerek, dış güçlerin oyununa geliyor.
Biz Türk egemenlerden daha yurtseveriz
Dış güçler sürekli çatışma istiyor. Biz bu yönüyle Türkiye'nin mevcut hükümeti, askeri ve sivil bürokrasisinin Türkiye'nin çıkarını düşünen bir siyasi yaklaşım içinde olmadığını düşünüyoruz. Hatta şunu iddia ediyoruz: Biz onlardan daha fazla yurtseveriz, Türkiye'nin çıkarlarını düşünüyoruz. Ama Kürt halkının bir özgürlük sorunu, dil sorunu, kimlik sorunu olduğu gerçeği var. Kimliği kabul edilmiyor. Biz istiyoruz ki, sorun çözülsün, ama devlet şunu diyor: “Biz bu sorunu çözmeyiz; PKK'yle de çözmeyiz, Kürtlerle de çözmeyiz.” Bunun Türkiye'ye kazandıracağı bir şey yok.
Çatışmalar artıyor, hızlanıyor. Tabi ki biz buna karşı savaşacağız, kesinlikle telsim olmayacağız. Hiç kimse PKK'yi teslim alamaz. Yakın zamanda kongremizi yaptık. Kongrede, halkımızın özgürlüğü için sonuna kadar mücadele etme kararı ve iradesi ortaya çıktı. Savaşın, direnişin daha da genişletilerek sürdürülmesi kararı çıktı. Bu kararları oy birliği ile aldık. İnan; şu anda bize katılmak isteyen yüzlerce, binlerce kişi var. Kürt sorunu çözülmediği, Türkiye demokratikleşmediği, Kürdistan özgürleşmediği sürece, biz, tek fert kalana değin mücadele edeceğiz. Çünkü, PKK'nin tarih sahnesine çıktığı dönemdeki varlık nedeni hala devam ediyor. En azından, meşru savunma konusundaki varlık nedeni hala devam ediyor.
ABD'nin, AB'nin oyunlarını boşa çıkartalım
Dış güçlerin oyunları... Bunu biraz açabilir mısınız?
Ortadoğu üzerinde hesapları olan büyük güçler, Kürt sorununun çözülmesini istemiyorlar. Çünkü Türkiye'de Kürt sorunu çözülürse, ne ABD'nin, ne de Avrupa'nın Türkiye’ye istedikleri politikaları dayatmaları mümkün olacaktır.
Avrupa, halkımıza operasyonlar yaparak, önderliğimizin yeniden yargılanmasını reddederek Türkiye'ye cesaret veriyor. Savaşınız diyor. Yani, “Biz Kürtlerin yanında değiliz” demek istiyor. ABD ise, sürekli bizi “terörist” ilan ederek, tasfiye planları oluşturarak bunu yapıyor.
Biz Avrupa'nın çıkarcı politika ürettiğini, sırtımızdan Türkiye´ye ihale aldıklarını düşünüyoruz. Bizi bir nevi bir koz gibi kullanıyorlar. Tabi, bizim mücadelemiz böyle değil. Biz, bağımsızlık mücadelesi veriyoruz. Ama dış güçler, uluslararası güçler bizim mücadelemizi böyle değerlendirmek itiyorlar. Biz bunun için Türkiye'ye şunu diyoruz: “Bakın sizi kullanıyorlar, bizi de kullanmak istiyorlar. Ne sizden yanalar, ne de bizden. Gelin bu sorunu birlikte çözelim. ABD'nin, AB'nin oyunlarını boşa çıkartalım. Hatta Rusya’nın da. Bu alanda kim varsa, bu oyunları boşa çıkaralım. Ama Türkiye'de böyle bir siyasal irade hala ortaya çıkmadı.”
Zorunlu ayrılığa sürülmezsek, birlikten yanayız
Kürt sorununun gelip kilitlendiği noktada, Türk halkını kimin kazanacağı sorusunda düğümleniyor bizce. Türk halkının yüreğini ve bilincini kazanmak için bir projeniz var mı?
Kürt sorunu artık çözüm noktasına gelmiştir. Ya ezilerek çözülecek, ya siyasal çözüm olacak. Böyle bir yol ayrımına gelmiş durumdayız. Bu yol ayrımında biz, Türkiye'deki demokratik güçlerin demokratik birlik içinde çözüm için rol oynamasını istiyoruz. Türkiye solunun, sosyalistlerinin, demokratik güçlerin rol almasını istiyoruz.
Bizim Türkiye halkına ilişkin projemiz şudur: Birlik olalım diyoruz. Bu konuda çağrılarımızı yapıyoruz, ateşkes yapıyoruz. En mütevazı yaklaşımı gösteriyoruz. Bizim gösterdiğimiz makul yaklaşımı dünyada hiç bir sömürge halk, ezilen halk istemez. Dikkat ederseniz, biz çitayı çok düşürmüşüz. Türkiye halkıyla birlikte tam demokrasi istiyoruz. Zorunlu bir ayrılığa sürülmezsek, biz birlikten yanayız.
Ama bu konuda bizim çözüm gücümüz yok. Çünkü Türk halkını biz örgütlemiyoruz. Türk halkının siyasi iradesi biz değiliz. Türk halkı adına biz konuşamayız. Ama biz, kendi cephemizde Türkiye halkına karşı sorumluğumuzu yerine getirdiğimizi düşünüyoruz. Hem sola karşı, hem de sosyalistlere karşı görevlerimizi yerine getirdiğimizi düşünüyoruz.
PKK tasfiye olursa, milliyetçilik gelişir
Bizim kurucularımızın yarısı Türk'tü. Bizim duygumuzda, düşüncemizde hiç bir zaman -belki devlet dediğimiz zaman bile- Türkiye’den ayrılma diye bir derdimiz yoktu. Ama bu büyük bir kazanımı, Türkiye solu ve sosyalistleri, hatta devleti doğru değerlendirmediler. PKK tasfiye olsun, böyle bir hareketi bulamazlar. Kesinlikle bulamazlar. PKK tasfiye olursa, Kürdistan'da gelişecek olan, tamamen milliyetçi bir hareket olacaktır. Türk ve Kürt halkını karşı karşıya getirecek bir hareket olacaktır. Bu açıdan, bizim varlığımız bile, PKK'nin varlığı bile, başlı başına Türkiye ile birlik projesidir. Türkiye halkıyla bütünleşme projesidir. Türkiye halkıyla kardeşleşme projesidir.
Sınırötesi operasyon çözüm getirmez
Olası bir sınırötesi saldırıda PKK'nin tavrı ne olacak?
Türkiye, bugüne kadar 20 kez Güney'e girmiştir. Hatta geçmişte KDP ve KYB birlikle Kandil'e karşı savaşmışlardır. Fakat sonuç almamıştır. Türk devleti Güney'e tankıyla, topuyla, askeriyle de girse sonuç alamaz. Ama Türkiye, tek başına Güney Kürdistan'a girmek istiyor da, giremiyor mu? Böyle bir şey yok. Girebilir, ABD buna bir defa göz yumabilir. Ama girmiyor. Biz, sınırdışı operasyonu olasılık dışı tutmuyoruz. Gelecekleri varsa, görecekleri de var. Fakat bu tartışmaların, bundan daha çok KDP, KYB ve ABD'yi üzerimize sürme baskısı olduğunu düşünüyoruz.
Teori gri, politika yeşildir
Genelkurmay'ın 27 Nisan muhtırası ile düzen partileri hizaya geldi. Bir yanda AKP, bir yanda CHP-DSP. Sizce laik-antilaik, Türk-Kürt gerici kutuplaşmasına karşı farklı bir cephe inşa edilebilir mi?
Diğerleri bir ara geliyorsa, niye sol ve sosyalistler, ilericiler bir ara gelmesin! Ama bu konuda, bence çok sorumsuz yaklaşımlar var. Çok ideolojik yaklaşımlar geliştiriliyor. Ben, ideolojik bakış açısından yanayım. Ama derler ya; teori gri, politika yeşildir. Bu yönüyle politik alana girmek, onun dinamizmini yakalamak gerekir. Bu konuda katı ve dogmatik olmamak gerekir. Bu yönüyle Türkiye sol ve ilerici siyasi hareketler, halen bu siyaset tarzını yakalayamadı. Hala eksikleri var. Bunun giderilmesi gerekiyor.
Türkiye´de sol kavramı karışmış ve neredeyse sosyalist kavramı karışmış, bütün kavramlar karma karışık olmuştur. Kendine sosyal demokrat diyor CHP, ama 301’in kalmasını istiyor. Öyle sosyal demokrasi anlayışı olabilir mi? Olamaz. Bu nedenle her şeyden önce, Türkiye’de sol kavramı, sosyalist kavramı, gerçekten yerli yerine oturması gerekir. Bu konuda büyük bir saptırma var. Büyük bir oportünistlik var. Böyle bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Ama biz yine de Türkiye devrimci demokratik hareketinin bir tarihi olduğunu düşünüyoruz. Özelikle Denizler, Mahirler, İbrahimler boşuna şehit düşmediler. Onlar gerçekten halen Türkiye’nin onurudurlar. Nasıl ki Latin Amerika Che onuruyla ayağa kalkıyorsa, Türkiye de kalkabilir. Yeter ki, buna doğru bir öncülük yapılsın.
Hiç bir zaman sosyalistlerden umut kesmedim
Ben umutluyum. Hiç bir zaman Türkiye sosyalist ve demokrasi hareketinden umut kesmedim. Çünkü onlardan umut kesmek, halklardan umudu kesmektir. Halklar zaman zaman savaşla yanıltılabilir, ama uzun süre yanıltamazlar. Halkı uzun süre yanıltmak kolay değildir. Özelikle Türkiye gibi ülkelerde, bu kadar özgürlük ve demokrasi mücadelesi tarihi olan bir ülkede... Demokrasi ve özgürlük yanlıları, hiçbir zaman “biz küçüğüz” dememeliler. Doğru politika izlerlerse, Türkiye'de etkin olabilirler. Bunun örnekleri dünyanın çok yerinde var.
Barış yanlıları, demokrasi yanlıları ve halkların kardeşliği yanlıları, güçlü bir ittifak yapabilseler, ırkçı şoven dalgayı geriletebilirler. Mecliste Kürt sorunu çözülür, meclise 10-20 tane milletvekili girerse, Türkiye'nin demokratikleşeceğini söylemek yanlış olur. Ama Meclisi önemli bir mücadele alanı olarak görmek gerekir. Umuyoruz ki, Kürt demokratik güçleriyle Türkiye'nin demokratik güçleri seçimlerde ittifak yapar, bir grup kurulacak düzeyde milletvekilini parlamentoya taşıyabilirler.
PJAK, işbirlikçi bir örgüt değildir
Burjuva basın sık sık ABD'nin İran'a karşı PJAK'ı kullandığını yazıp çiziyor. ABD'nin bu konuda PKK ile iletişimi oldu mu?
Öncelikle sunu belirteyim; bizim PJAK'la organik bir ilişkimiz yok. Ama PJAK, önderliğimizin ideolojisinden, PKK'nin ideolojisinden etkilenmiş bir siyasi hareket. Onlarla dostluk ilişkimiz var. Bizimle ilişkide olan her güç, özgücüne dayanır, kendi iradesine güvenir. Bizimle dostluk iliksisinde olan, ideolojik ve politik yakınlığı olan PJAK, işbirlikçi bir örgüt değildir. ABD istedi diye, AB istedi diye savaşacak değildir. O, kendi haklının hakları için mücadele ediyor.
Irak'ta bir trajedi yaşanıyor
Irak'taki süren direnişi ve mezhep çatışmalarını nasıl yorumluyorsunuz?
Irak'ta bir trajedi yaşanıyor. Bu trajediyi ortaya çıkardan şey, Ortadoğu'daki siyasi güçlerin, kendi sorunlarını kendileri çözememesidir. Saddam, ABD’ye güvendi, İran’a girdi, sonra da Kuvvet’i işgal etti. Ne oldu? Kafasını kopardılar. Ama Kürtlerle anlaşsaydı, bu durum ortaya çıkmazdı. Dogmatik dinci direnişin sonuç alabileceğini düşünmüyoruz. Bu, halklara bir şey getirmez. Ne de Saddam gibileri bir şey getirebilir. Ne de dış güçler. Biz bunların çözüm olmadığına inanıyoruz. Diş güçleri işin içine karıştırmadan halkların kardeşliğine dayanan bir çözüm bulunmalı. Bunun dışındaki çözümler kalıcı değildir.
Türklerin empati yapmasını, Kürtleri anlamasını bekliyoruz
Türk ve Kürt halkını nasıl bir yaz bekliyor?
Yaz, bizim irademizden, isteğimizden bağımsız olarak, çok kapsamlı bir savaşa sahne olacak gibi görünüyor. Savaş, sadece gerilla ile sinirli kalmayacak, metropollere de yayılacak. Ama biz tek bir sivilin bile burnunun kanamasından yana değiliz. Bu bizim savaş anlayışımıza, meşru savunma çizgimize aykırıdır. Çeşitli hedefler vururken yakında olan, yolda geçen birisinin burnu kanamış ise bu başka bir şeydir. Biz, Cenevre Uluslararası Savaş Sözleşmesini imzalamışız ve bu savaş kuralarına uyuyoruz. Türkiye’den de uymasını bekliyoruz.
Gazetemiz aracılığıyla, Türk halkına iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
Şunu rahatlıkla bir kez daha belirtmeliyim: PKK sadece bir Kürt hareketi değildir. Kurucularının yarısı Türk'tür. Onlar, “Kürdistan’ın özgürlüğünden Türkiye’nin özgürlüğünü görüyoruz” diyerek hareketimize katıldılar. Ve şehit düştüler. Onlar bizim sembollerimizdir. Kemal Pirleri, Haki Karerleri hiç bir zaman unutmadık. Onların mirası, halkların kardeşliği demektir. Türk halkını sevmek demektir.
Türkler ve Kürtler, et ve tırnak gibidir. Tüm Ortadoğu hakları öyledir. Bunları koparmamak lazım. Bu nedenle biz Türk halkına şunu söylüyoruz; Türk devletinin demagojisine inanmasınlar. PKK, Türk düşmanı olarak gösteriliyor, bu kesinlikle doğru değil. Dünyada herkes Türk düşmanı olabilir, ama bu PKK olamaz. Biz de Denizler, İbrahimler, Mahirler gibi, onların anlılarına bağlı kalarak, Türk ve Kürt halkının birlikte kardeşçe yaşadığı bir Türkiye istiyoruz.
Kaldı ki, Kürdistan Türkiye ile iç içe geçmiştir. Kaldı ki, İstanbul’un yarısı Kürttür. İzmir ve Çukurova da öyle. En büyük Kürt şehri İstanbul'dur. Birlik, hem Türklere hem de Kürtlere kazandıracak. Ama bu birlik şöyle olamaz. “Hepimiz Türk” olacaksınız diye olamaz. “Dilinizi bırakacaksınız”, “Kültürünüzü bırakacaksınız” diye olamaz. O zaman biz de, “Herkes Kürt olsun diyebilir miyiz? Öyle bir yaklaşım olabilir mi? Olamaz.
Bu açıdan Türklerin empati yapmasını, Kürtleri anlamasını, PKK’yi anlamasını istiyoruz. Gözleri ve yürekleri kör eden şovenistlerin ne yapmak istediklerini anlamaları gerekiyor. Kıbrıslı Türkler için, Bulgar Türkleri için o kadar şey istiyorsun. Türkmen Türkü diyorsun; sıra kendi Kürdüne gelince, beraber yaşadığın Kürde gelince, hakları yoktur demek ve inkâr etmek, kardeşlik midir? Kardeş, yanındakinin hakkını düşünür. Üvey kardeş olsa bile, yine de bir şeyler verilir.
Teşekkür ediyoruz
Ben de son olarak, Türkiye sosyalistlerinden birinin, buraya kadar gelip bizimle röportaj yapmasını değerli bulduğumu belirtmek istiyorum. Örnek bir davranış olarak görüyorum. Sosyalist kesimin gelip, PKK'yi anlamaya çalışmasını değerli buluyoruz. Sadece Atılım'ın değil, başkalarının da gelip bizim sesimizi Türkiye halklarına yansıtmasını bekliyoruz. Bu nedenle biz de sizlere teşekkür ediyoruz.